
Parmaklıklar Ardında Doğdu: Tasnim'in Çocukluğu Evin Hapishanesinde Çalındı
Evin Hapishanesi'nde doğan iki yaşındaki Tasnim, özgürlüğün ne olduğunu hiç bilmedi; babası idam edildi, annesi ise şimdi aynı kaderi bekliyor.
Gözleri dünyanın renklerine alışamadan, Tasnim duvarları görmeyi öğrendi. Çocukluğunun sınırlarını çizen soğuk, gri duvarlar. Hiçbir parkta koşmadı, rüzgarı teninde hiç hissetmedi, özgür olmanın ne demek olduğunu hiç bilmedi. Dünyası, Evin Hapishanesi'nin içinde, babasının yok olduğu ve annesinin her an elinden alınabileceği dar bir koğuştan ibaret.
Hapishane Hücresinde Başlayan Bir Çocukluk
Evin Hapishanesi'nin kadınlar koğuşundaki, havası dezenfektan ve yalnızlık kokan odalardan birinde, iki yaşındaki bir kız çocuğu soğuk fayansların üzerinde küçük adımlar atıyor. Adı Tasnim; cennetin saf, ferahlatıcı suyunu çağrıştıran bir isim. Ancak hayatı kuraklık, korku ve hapislikten başka bir şey görmedi.
Tasnim hapishanede doğdu. Beluç siyasi tutuklu olan annesi Nasimeh Eslam-Zehi, onu o dar hücrelerin içinde dünyaya getirdi. İlk nefesinden itibaren, kapanan demir kapıların sesi dünyasının bir parçası oldu. Dışarıyı hiç görmedi; sonsuz mavi gökyüzünü, rüzgarda sallanan ağaçları, sokaklarda özgürce gülen çocukları hiç bilmedi. En eski anıları, hapishane dezenfektanının kokusu, gardiyanların ayak sesleri ve annesinin hücre arkadaşlarının yorgun yüzleriyle dolu.
Sadece Bir Ekrandan Görülebilen Bir Baba
Tasnim’in babası Arsalan Sheikhi, bu yılın Ocak ayında idam edildi. Onu sadece bir televizyon ekranından tanıyor. Görüntüsü belirdiğinde, kocaman masum gözleri parlıyor ve usulca "Bey..." diyor. Onun asla geri dönmeyeceğini bilmiyor. Bir babanın kucağının sıcaklığının kendisinden sonsuza dek alındığını bilmiyor. Onun için babalık, sadece bir ekranda titreyen bir gölgeden ibaret.
Annesi şu an bir ölüm cezasının ağırlığı altında yaşıyor. Her sabah, bir gün kızına son kez sarılabileceği düşüncesinin dayanılmaz ağırlığıyla uyanıyor. Bir anne için, çocuğunun onlardan her şeyi; özgürlüğü, güvenliği ve bir zamanlar hayal ettikleri geleceği alan bir yerde büyüdüğünü bilmekten daha büyük bir acı yoktur.
Ayrıca bakınız
Geri Verilemeyecek Çalınmış Bir Çocukluk
Nasimeh’in koğuş arkadaşlarından Varisheh Moradi, bu gerçeği yürek burkan bir notla dile getirdi:
"Henüz gözlerini açmadan dünyadaki payı duvarlar, kilitler ve hücre hapsi olan bir çocukla aynı hücreyi paylaşmak zor... İki yaşına girişini izlemek ve mum üflemek yerine gardiyanları sayışını görmek zor... Televizyondaki babasının görüntüsüne bakıp ölümden habersizce sadece 'Bey' demesini izlemek zor. Bu çalınmış çocukluğun hesabını kim verecek?"
Tasnim henüz "özgürlük" kelimesinin anlamını bilmiyor. Onun için "ev", metal yataklarla ve gece boyunca ağlayan kadınların sesleriyle dolu dar bir oda. Oyuncaklar yerine demir parmaklıkların çevresinde büyüdü. Masallar yerine, acı ve ayrılığın gerçek hikayeleriyle uykuya dalıyor.
Bu iki yaşındaki çocuk, acı bir gerçeği temsil ediyor: Bazı sistemlerde en masum olanlar bile en temel insani deneyimlerden; özgürlükten, oyundan, doğadan ve güvenlikten mahrum bırakılıyor. Tasnim hiçbir suç işlemedi, ancak tüm çocukluğu rehin alındı. Koşmayı, gülmeyi, çiçek toplamayı ve kalıcı bir veda gölgesi olmaksızın her iki ebeveynine de sarılmayı hak ediyor.
Tasnim ne zaman küçük elleriyle parmaklıklara tutunup dışarıya baksa, dünyanın vicdanına sessizce meydan okuyor. Bu çocuk için gerçekten hiçbir ses yok mu? Böylesi bir adaletsizliğe sızlamayan bir kalp yok mu?
Tasnim, duvarlardan oluşan bir çöle hapsolmuş cennetin saf suyu gibi. Belki bir gün o duvarlar yıkılacak ve o, gökyüzünü parmaklıklar olmadan nihayet görecek; bir hayal olarak değil, arayan küçük gözlerinin altında gerçek bir şey olarak. O güne dek, ismi kolektif vicdanımızda sessiz bir yara olarak kalmaya devam edecek; bazen en masumların, hiç dahil olmadıkları seçimlerin en ağır bedellerini ödemek zorunda bırakıldığının bir hatırlatıcısı olarak.