◊ Koronavirüsle başlayalım. Salgın başladığında İrlanda’da film
çekimindeydiniz. Diğer yapımlar gibi sizin setiniz de durduruldu. Neler
yaptınız o dönemde?
- Açıkçası bir salgına minnettar olmam mümkün değil ama yarattığı araya
minnettar olabilirim. İlk filmimi yaptığımdan beri aralıksız çalışıyorum.
Tamam, çalışmak harika. Çalışırken kapalı bir kutuyu deneyimlerle doldurdum.
Ama neler yaşadığımı ya da neler öğrendiklerimi gerçekten düşünmek için
zamanım olmadı.
Karantinanın ilk iki haftası biraz dokunaklıydı, çünkü o kapalı kutuyu açıp
içindeki her şeyle yüzleşmem gerekiyordu. Aralıksız çalışmanın bana kattığı
gelişmeler için minnettarım. Öğrendiklerimi karantinada özümseme fırsatı
bulduğum için minnettarım. Galiba bu dönemin bana kattığı en önemli şey,
kendime karşı nazik olmayı öğrenmek ki bunun bir ders olduğunu düşünüyorum.
◊ Sağlığınız için nelere dikkat ediyorsunuz?
- Vitamin filan almıyorum. Muhtemelen almalıyım. Sağlıklı olmayı öğreniyorum.
Yogaya başladım. Güne dans ederek başlıyorum. Dans güne enerji getiriyor.
Sağlıklı bir vücuda sahip olmak ayrıcalık, o yüzden vücudumu çalışır bir halde
hareketli tutmaya çalışıyorum.
ARKADAŞIM YOK ASLA ÇOCUK OLMADIM
◊ Genelde kimlerle vakit geçirirsiniz?
- Arkadaşım yok. Daha yaşlı insanlara yakınım. Onlarla vakit geçirme
eğilimindeyim. Sanırım bu ailemle olan yakın ilişkimden ve kardeşlerimin
benden çok büyük olmasından kaynaklanıyor. Asla çocuk olmadım. Asla çocuk
oyunları oynamadım. Üzücü bir dönem olarak söylemiyorum. İçimdeki çocuğa çok
bağlıyım. Tuhaf bir cümle gibi ama doğru olan bu. İşim, kelimenin hayal
ürünlerini oynamak. Benim için oynadığım karakterler çocukların sahip olduğu
hayali arkadaşlar kadar gerçek. Zaten çocukken de hayali arkadaşlarım vardı,
çünkü diğer çocuklarla iletişimim neredeyse yoktu.
◊ Hayali arkadaşlarınızın kimler olduğunu hatırlıyor musunuz?
- Çok fazla vardı. Arjantin’deki evimizin etrafında ormanlık alan vardı.
Oraya gider, kafamda birçok büyülü varlık yaratırdım. Bundan kurtulacağımı
zannettim ama seçimlerime bakarsanız kurtulamamışım.
EĞİTMENİMİ GURURLANDIRMAK BENİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİYDİ
◊ Gelelim “The Queen’s Gambit”e. İyi bir satranç oyuncusu musunuz, yoksa sadece rol mü
yapıyorsunuz?
- Diziden dolayı iyi bir satranç oyuncusu oldum. Hiç satranç oynamamıştım,
şimdi kesinlikle iyiyim.
◊ Satrançta belirli taktikleri öğreten bir teknik danışman var mıydı
sette?
- Dizi öncesinde hiç satranç oynamamıştım. Satrancın özel dünyasının
farkındaydım, etkileniyordum ama o dünyanın hiçbir zaman parçası olmamıştım.
Büyük satranç oyuncuları tarafından o büyülü, o gizli dünya ile
tanıştırıldığım için o kadar minnettarım ki... Ana eğitmenim, Bruce Pandolfini
adında bir satranç ustasıydı. Onun sayesinde bu oyuna âşık oldum. Onu
öğrendiklerimle gururlandırmak benim için çok önemliydi.
Bruce dizinin başarısıyla gurur duyuyor, bu da beni çok gururlandırıyor. Çünkü
bana verilen sorumluluğu hafife almadım. Satrancı sevenler, bu oyuna gerçekten
âşık insanlar. Onlar için bu oyun tutku.
Benim de bir işi eline yüzüne bulaştıran bir yapım yok. İyi iş çıkardığımı
düşündükleri için çok mutluyum.
50 VE 60’LI YILLARDA ÇOCUKLARA İLAÇ VERMEK YAYGINMIŞ
◊ “The Queen’s Gambit”in satrançta bir açılış hamlesi olduğunu biliyor
muydunuz?
- Hayır. Dizinin bir parçası olmasaydım, uyarlandığı kitabı herkese Noel
hediyesi olarak verirdim. Herkesin okuması gereken bir kitap. Öğrenilecek çok
şey var içinde.
◊ Dizide, yurtta kalan çocuklara vitamin hapıymış gibi sakinleştirici
verilmesi beni gerçekten şaşırttı. Bu kurumların böyle bir şey yapması ne
kadar doğru sizce?
- 50 ve 60’lı yıllarda çocuklara ilaç vermenin normal ve yaygın bir uygulama
olduğunu öğrendiğimde beynim patlamıştı. Bunun bir bilimkurgu değil de gerçek
tarih olduğuna inanamadım. Beth’in satrancı keşfetmesi müthiş bir şey ama bir
problemi de beraberinde getiriyor. Çocuklar ilaçları almaya zorlanıyor, bu da
“Ben gerçekten parlak mıyım, yoksa sadece ilaçların etkisi mi?” sorusunu da
beraberinde getiriyor. Zaten tüm dizi boyunca da Beth, bu sorularla mücadele
ediyor.
KENDİMİ AİT HİSSETTİĞİM YER: SETLER
◊ “The Queen’s Gambit”in arkasındaki isim Allan Scott, kitabın telifini 92
yılında almış. Heath Ledger ilk yönetmenlik deneyimini bu projeyle yaşamak
istemiş ama olmamış. Kitap, kadın beyninin işleyişini ve kadın dehayı
araştırıyor. Projeye ilgi duymanızda bu konuların etkisi oldu mu?
- Kesinlikle! Kitabı okudum. Koşucu değilim ama kitabı okuduktan sonra
dizinin yaratıcısı Scott Frank ile tanışmak için koştum. Koşa koşa gittim,
çünkü bu hikaye ve karakter için aşırı tutkulu hissettim. Kafamda bir sürü
fikir vardı. Kendi iç dehamla konuşamasam da hiçbir yere uymadığını düşünen ve
çaresizce kendine uygun bir yeri arayanlarla ilişki kurabiliyordum. Bu
insanlar, doğru yerde olduklarında katabilecekleri değerli şeyler olduğunu
bilen insanlardır. Kendimi ait hissettiğim ilk yer, “The Witch”in setiydi. İlk
defa bir şeye katkıda bulunabileceğimi ve değerli olduğumu hissettiğim bir
yerdeydim. Beth için bu yer satranç, benim için
film yapmaktı. Bir kadının deha
olması tarafına gelirsem... İnsanlar cinsiyeti gündeme getiriyor tabii. Neden
cinsiyet bu konunun bir parçası? Kimse “Sen bir kadınsın, bunları
yapabilirsin, bunları yapamazsın” el kitabı vermiyor. 1960’larda bir kadının
satranç oynaması inanılmazdı. Umarım artık neyi hayal edebileceğinizin ya da
kendiniz için neyi istediğinizin cinsiyete bağlı olarak dayatılmadığı bir
topluma dönüşebiliriz.
◊ Görünüşe göre hepimizin ait olduğu yeri bulması gerekiyor. Beth satranç
dünyasını buldu, siz de sanat dünyasını...
- Sanat, yapmak istediğim tek şeydi. Yapma fırsatını bulduğum için
şükrediyorum.
YOĞUNLUKTAN BUNALMAYI SEVİYORUM
◊ Dizi sadece satranç değil, aynı zamanda bağımlılık hakkında. Sizin
bağımlılıklarınız var mı?
- Çalışmak bağımlılık sayılır mı?
◊ Neden olmasın? Ama biraz açar mısınız, neden çalışmak bağımlılık sizin
için?
- Yoğun duygulara karşı aşırı bir eğilimim olduğunu düşünüyorum. Yoğunluktan
bunalmayı seviyorum. Her zaman “Oh bu çok fazla, üstesinden gelemem!” diyorum.
Gerçek şu ki, eğer bu yoğun, derin hisleri yaşamasam çok sıkılırım. Gerçek
işimde yoğun duygular yaşamak ve farklı durumları tasvir etmek... Ne kadar
şanslıyım. Benim bağımlılığım işim. Hikaye anlatmak ve duygularda kaybolmak.