◊ Sinema hakkında genel bir soruyla başlamak istiyorum, devam eden
pandeminin sinemaya etkileriyle... Sizce sinema eski haline dönecek mi, yoksa
dönülmez değişiklikler mi bizi bekliyor?
- Şu anda hiçbir fikrim yok. Pandemide 8 ay sonra bile bu konumda olacağımızı
tahmin ettik mi, hayır. Bu konuda her şeyi öngörebilmeye çalışmaktan
vazgeçtim. Ne olacaksa olacak. Ben de olanlara uyum sağlayıp elimizde var
olanla ilerlemeye çalışacağım.
Sinemaya gitme arzum hâlâ duruyor. Hele
film festivallerine olan sevgim...
Ne yazık ki şimdi insan kalabalığının olduğu ortamlar imkansız bir
rüya gibi... Ama
ne olursa olsun hikayeler anlatılmaya devam edecek. Tarih boyunca insanlar
hikayelerini anlatmanın bir yolunu bulup ortaya çıkardı ve o hikayelerle etki
yarattı. İşte bu yüzden içinde bulunduğumuz ortamda dijital platformlardan
yapımları izlemekten mutluyum. Şimdilik hikayeleri izleme yolum bu.
Ama “Tenet”i izlemek için sinemaya gittim. Biletimi aldım, maskemi taktım,
sosyal mesafe kurallarına uyarak filmi izledim ve çok mutlu oldum.
◊ Muazzam başarılı bir oyuncusunuz. Ulaşamadığınız bir başarı yok gibi. Hâlâ
gerçekleştiremediğiniz tutkularınız, istekleriniz, hayalleriniz var mı?
- Benim hayalim hep derinlere inmek ve tüm kalbimi vererek duygusal, görsel
ya da sesle hikayeler anlatmak oldu. Başka bir oyuncuyla çalışırken onların
kalbini açtığını ve derinlere indiğini gördüğümde yanlarına gidip sarılıyorum
ve teşekkür ediyorum. Çünkü sette kendini açıp karaktere verebilmek için neler
gerektiğini biliyorum. Daha küçük bir oyuncuyken bile böyleydim.
Doktor, akademisyen ve bilim insanlarıyla dolu bir ailem var. Ben bu işe
nereden geldim bilmiyorum. Hayatın kıvrımları, dönüşleri, sırada beni
bekleyenler... Tutkuyla beklediğim bir sürü şey var.
Hayırseverlik ve kadın hakları yıllardır gönülden bağlı olduğum konular.
Stanford’da onkoloji alanında çalışan bir arkadaşım var. Hastalara kaynaklar
yaratıyoruz. Ayrıca genç sanatçıları özellikle bu zamanlarda desteklemenin
yollarını buluyoruz ve seslerini duyurmalarına yardımcı oluyoruz. Bu günler
geçecek. Parlak bir gelecek ve tutkuları için yer bulacaklarını bilmeleri
önemli.
KOCAM BANA İHANET ETSE HAYATIM BİTER!
◊ Yeni diziniz “The Undoing”i izlemekten keyif aldım. Dizi “güven” konusunu da
işliyor. Güven kavramıyla ilişkinizi sormak istiyorum...
- Güven, hayatımızın büyük bir parçası oldu. İnsanlar sana bir şey dediğinde
inanıyor musun? Kime inanıyorsun? İnsanlara kayıtsız şartsız güvenmeli miyiz,
yoksa birine güvenmek için o kişinin güvenilir olduğunu kanıtlaması mı lazım?
Tüm bunlar, özellikle içinde bulunduğumuz durum açısından ilginç sorular.
Çünkü insanların pandemiyle ilgili önlemler aldığına ve sosyal mesafeyi
koruduğuna güvenmek zorundayız.
Güven sadece ikili ilişkilerle sınırlı değil. Artık kültürümüzün büyük bir
parçası haline geldi, öyle değil mi?
Diziye gelirsem, birisi bir şeye inanmak istediğinde ya da o şeye inanmayı
seçtiğinde onu farklı bir şekilde görmek istemez. Bu insan doğasının bir
parçası. Hayatın güzel olduğunda çatlakları görmemeyi seçiyorsun.
◊ Peki kocanız dizideki gibi ihanet etse?
- Hayır... Mahvolurum! Hayatım biter!
◊ Önce emin olamadım ama dizinin başındaki şarkıyı söyleyen sizmişsiniz. Nasıl
doğdu bu fikir?
- Yönetmenimiz Susanne Bier, jenerik şarkısını benim söylememi istedi çünkü
bunu karakterim Grace’in ruhunu diziye katmanın bir yolu olarak düşündü. İlk
başta hayır diyecek gibiydim. Hiç yapmak istemedim, çünkü kendime güvendiğim
bir alan değildi. Eşim Keith’in müzisyen olması, şarkıyı yapabilmemizi
sağladı. Karantinanın ortasında kimse çalışamazken yaptığımız bir şeydi. Eğer
Keith olmasaydı yapamazdım. Gerçi yaptıktan sonra kendimi dinledim ve
beğendim.
◊ Peki bir Keith Urban-Nicole
Kidman albümü gelebilir
mi?
- Hayır...
BİR PSİKOLOĞUN KIZI OLARAK İNSANLAR HAKKINDA ÇOK FAZLA FİKİR EDİNDİM
◊ “The Undoing”de psikolog Grace Sachs rolündesiniz. Babanız da psikologdu.
Babanızla konuşmalarınız, rollere hazırlanırken size ışık tutar mıydı?
- Bir psikoloğun kızı olarak insanlar hakkında çok fazla fikir edindim. Babam
aslında biyokimyacıydı, daha sonra tekrar eğitim aldı ve psikolog oldu.
İnsanlar ve davranışları hakkında çok fazla şeye tanık oldu ama çok şefkatli
bir adamdı. İnsanlar onu görmek için para ödeyemediğinde bunu karşılıksız
yapardı. “Hastalarla konuşmak istiyorum, onları iyileştirmek ve onlar için
müsait olmak istiyorum” derdi. Evimde bu duygularla büyüdüm.
Bazen performanslarımda da yardımcı olurdu ama esas yardımcı olduğu şey, film
endüstrisini idare edebilecek beceriyi bana vermesi oldu. Gerçekten zor bir
sektör. Gerçi hayat zor. Uzaktayken bile telefonla yanımda olan, bana değer
veren ve dinleyen bir babaya sahiptim. Çok iyi babayla büyüyen bir kız olarak
bunun ne anlama geldiğini biliyorum. Çünkü aynı şansa sahip olmayan
arkadaşlarımın yaşadığı tahribata ve kötü sonuçlara tanık oldum.
◊ Ryan Murphy’nin müzikal komedi filmi “The Prom” aralık ayında
gösterilecek. Kadroda sizin dışınızda Meryl Streep, James Corden ve Kerry
Washington da var.
- Evet. “The Prom”ın çekimleri 12 Mart’ta, pandemi nedeniyle her yer
kapanmadan önce neredeyse bitmişti. 3 günlük çekim kalmıştı. Setin kapatıldığı
günü çok net hatırlıyorum.
◊ Paylaşır mısınız bizimle de?
- Kalabalık bir sahnenin çekimi vardı. 600 figüran vardı. İnsanlar dans edip
şarkı söylerken, bir anda bir döneme veda etmek gibiydi. Tuhaftı gerçekten.
Sete geldiler ve her şeyi olduğu gibi bırakmamız gerektiğini söylediler. Set
ekibine baktım, harap olmuş gibiydiler. Gözlerinden “Şimdi geleceğimiz ne
olacak” diyorlardı sanki. Allah’tan film neredeyse bitmişti. O filmi bu
durumda asla yapamazsın. Kalabalık ve büyük yapımları yapmak imkansız gibi
artık.
◊ Müzikal çekmek zaten zor, pandemiyle daha da zor oldu artık...
- Çok zor... “The Prom”da çalışmak “Moulin Rouge”dan daha zordu. Filmde Fosse
dansçısını oynuyorum. Özel bir dans... Danstaki hareketleri yapabileceğini
zannediyorsun ama her el hareketi ve parmak hareketi belirlenmiş. Hiç
bilmediğim bir alandı.
◊ Çok fazla müzikal ve komedi yapmıyorsunuz değil mi?
- Çünkü teklif edilmiyor.
◊ Ama sanki psikolojik, karanlık, hasarlı hikayelere daha yakınsınız...
- Avrupa sineması izleyerek büyüdüm. Ama Fellini’nin üzerimdeki etkisi çok
büyük oldu.
BU HAK İÇİN SAVAŞILDI ÖYLEYSE NEDEN OY KULLANMAYALIM?
◊ Amerika’da seçimlere az kaldı. Oy kullanmak neden önemli sizce?
- Avustralya’dayım ve burada oy kullanmak zorunlu. Amerika’da ise sistem
farklı. Bir zorunluluk yok. Oy vermek neden önemli... Çünkü bu, sahip
olduğumuz harika bir vatandaşlık hakkı. Bu hakkı kazanabilmemiz için
savaşıldı, öyleyse neden kullanmayalım? Bu yüzden Avustralya’da 18 yaşına
gelince gidip oy vermek zorundasınız. Hele biz kadınlar... Yakın zamana kadar
bazı ülkelerde oy kullanma hakkımız yoktu bile. O yüzden bu hakkımıza değer
vermemek çok yanlış.
YAŞ İLERLEDİKÇE GEVŞEDİM KENDİM OLABİLMEYE BAŞLADIM
◊ “The Undoing”deki rol arkadaşınız Hugh Grant çekimlerde komik ve
eğlenceli olduğunuz söyledi...
- Sanırım her zaman komik bir insandım. Ama bu yönümü dışarıda değil de
evimin içinde gösterirdim. Yaş ilerledikçe gevşedim ve daha çok kendim
olabilmeye başladım. Sanırım gençken daha utangaçtım.
FİLM SETİNİ AVUSTRALYA’YA TAŞIMAK BÜYÜK BAŞARIYDI
◊ Covid-19 kısıtlamaları nedeniyle “Nine Perfect Strangers”ın çekimleri
Amerika’dan Avustralya’ya taşındı ve 1400 kişi işlerine devam edebildi.
Projede hem yapımcı hem de oyuncusunuz. İşin diğer tarafında da yer almak
oyunculuğunuzu nasıl etkiledi?
- Yapımcı olduğum projelerde tek fark, karar verebilen bir oyuncu olmam.
Filmi bu zaman diliminde, Covid-19 döneminde Amerika’da çekemeyecektik. Filmi
bu şartlarda yapabileceğimize ve çekimleri Avustralya’ya taşıyabileceğimize
karar vermek büyük bir başarıydı. Tüm oyuncuları, teknisyenleri ve set ekibini
buraya getirdik. Keza buradan işe aldığımız insanlar oldu. Oyunculuğa ek
olarak karar verebilecek pozisyonda da olmak heyecan verici...