◊Kanal D’nin yeni dizisi
“Çatı Katı Aşk”la
ekrana döndünüz. Pandemi döneminde çekimler nasıl gidiyor?
- Oldukça iyi. İşinin ehli ve uyumlu bir ekiple çalışıyoruz. Barış Yöş’le
çıktığımız yola yeni yönetmenimiz Fehmi Öztürk’le devam ediyoruz. Bu zor
koşullarda tüm sağlık önlemlerini hassasiyetle uygulayan bir yapım ekibimiz
var. Tabii herkesin işi biraz daha güç ama elbirliğiyle üstesinden geliyoruz.
◊ “Çatı Katı Aşk”, Yeşilçam tadında... Sıcak bir mahalle ve tertemiz bir
aşk öyküsü... Sizi bu dizide rol almaya çeken ne oldu?
- İnsanların şu anda her zaman olduğundan daha çok umuda ihtiyacı var. Benim
de öyle. Yaşadığımız bu salgınla bir anlamda hayatımız bir koşturmaca içinde
geçtiğini fark ettik ve belki de ilk defa yanımızdakilerin değerini gerçek
anlamda hissettik. Dayanışmayı ve komşuluk ilişkilerinin önemini net bir
şekilde anladık.
Dizimizde dayanışma ve komşuluk ilişkisinin önemine vurgu yapıyor. Tüm bunlar benim için çok önemliydi. Bir de kariyerim açısından dizinin romantik komedi türünde olması beni cezbetti.
Zira bir oyuncu için sürekli aynı tip ve kalıpta roller sergilemek, orta vadede bir tıkanma ve kendini tekrar etme tehlikesi taşır. Kendimi böyle bir kurgu ve atmosferde de görmek istedim.
DOĞURAN MI EMEK VEREN Mİ ANNE
◊ Canlandırdığınız Perihan karakteri yıllar önce bebekken evinin önüne
bırakılan Ayşen’e annelik yapıyor ve onu öz evladından ayırmıyor. Karakter
üzerinden verilen mesajı nasıl buluyorsunuz?
- İlk anda aklıma Bertolt Brecht’in “Kafkas Tebeşir Dairesi” adlı oyunundaki
o meşhur sahne ve tartışma aklıma geldi. Yani “Doğuran mı annedir, yoksa
çocuğu yetiştiren ona emek veren mi?” Bence kuşkusuz emek verendir.
Dizide Ayşen’in neden kapının önüne bırakıldığını bilmiyoruz. Perihan ise bir
gün Ayşen’i doğuran kadının karşısına çıkma endişesini taşıyor şüphesiz.
Sanırım bu işin arka planının ortaya çıkması, Perihan’ın da tavrını
belirleyecek. Tabii burada en önemli konu, Ayşen’in tutumu olacak.
◊ Pandemi döneminde hem dizi hem tiyatro seyircilerinize neler önermek
istersiniz?
- Bir şey önermek haddim değil. Herkesin kendi gerçekliği, verdiği hayat
mücadelesi, bunların şartları birbirinden o kadar farklı ki. Biz de bu zorlu
süreçte bir nebze olsun umut verebiliyorsak, bir nebze olsun insanları
gülümsetebiliyorsak ne mutlu bize.
Tiyatrolara acil destek verilmesi gerek
◊ Tiyatrolar pandemi sürecinden olumsuz etkilendi ve kapalı kaldı.
- Sadece bizim ülkemizde değil, Almanya-İngiltere gibi çok köklü tiyatro
geleneğine ve potansiyeline sahip ülkelerde de önemli tiyatro grupları
kapılarına kilit vurdu.
Hatta ABD’de yeni sezonun bu sonbahar değil, 2021 ilkbaharında başlamasına
karar verildi. Üstelik bu tiyatrolar çok ciddi anlamda kamusal destek alan
kurumlar.
Pandemi sürecinde de ekstra destek paketleri açıklandı. Hal böyleyken bizde
durum ağır seyretti. Varını yoğunu bu işe yatıran tiyatro sahiplerinin, salgın
hastalıktan önce de ciddi sıkıntıları vardı. En önemli sorun, tabii
tiyatroların bir “sanat kurumu” değil, bir “ticarethane” statüsünde
konumlandırılmaları.
◊ Peki sektör bu süreci nasıl atlatacak?
- Birçok tiyatro emekçisi hayat mücadelesi veriyor. Sadece seyircisinin
desteği, gişe geliriyle varolan tiyatrolara acil destek verilmesi gerekiyor.
Gerçi son olarak tüm sanatsal faaliyetlerde KDV oranı yüzde 1’e düşürüldü bu
çok ulumlu bir şey. Ancak yaşadığımız pandemi sürecinin maalesef daha da uzun
süreceği şimdiden belli. Bu bakımdan en azından 2021 yılı için de bir
düzenleme, bir yasa, kalıcı bir çözüm gerekiyor. Vergi muafiyeti, kira
desteği, sigorta primi ödemelerini karşılama gibi... Bu rahatlatıcı çözümler,
tiyatrolara nefes aldıracaktır.
◊ Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
- Tiyatroseverleri, 4 Eylül’de Kadıköy-Göztepe Parkı’ndaki “Sosyal ve
Mesafeli Festival” kapsamında sergileyeceğimiz “Edith Piaf-Kaldırım Serçesi”
oyunumuza bekliyoruz. Uzun bir süre sonra yeniden tiyatroseverlerle
buluşacağız.