◊ 11 yıl aradan sonra “Ağaçlar Ayakta Ölür” ile tiyatroya döndünüz. Ama
aslında bu dönüşe pek sıcak bakmıyor, hatta “Bundan sonra artık zor”
diyormuşsunuz.
- Doğru, demiştim öyle bir şey. (Gülüyor) Çünkü Cihan Ünal’la “Altı Haftada
Altı Dans Dersi” diye bir oyun oynamıştık en son. Üç-dört sezon sürdü.
Salonlar hep doluydu, ayakta alkışlanan bir oyundu. Daha oynardık da Cihan’ın
dersleri oldu, benim televizyon işlerim falan... Dolu dolu giderken bıraktık.
◊ Neden bu kadar uzun ara verdiniz?
- Aklımda hep “Onun üstüne çıkacak bir oyun olması lazım, o işin altına
düşmemeliyim” fikri vardı. Gelen teklifler içime sinmedi.
◊ “Ağaçlar Ayakta Ölür”ün tekstini görünce hemen anladınız mı “o iş”
olduğunu?
- Açıkçası ben içgüdülerime güvenirim, bugüne kadar hiç yanılmadım. Okur
okumaz önceki oyunla aynı etkiyi yaratacağını hissettim. Zaten piyesi de
biliyordum. 60’lı yıllarda, ben daha kolejde okurken bu piyes yüzünden
Ankara’da kıyametler kopuyordu.
◊ Oyun başlayalı ne kadar oldu?
- 3 Ocak’ta başladık, 27-28 oyun oldu. Daha çok başındayız ama gerçekten
hayalimin çok ötesinde bir başlangıç. Turnedeyiz. Hatta Anadolu’dan İstanbul’a
turneye geliyoruz da denebilir. Çünkü salon yok.
BUGÜN SALON BULAMIYORUZ
◊ İstanbul’da mı salon yok?
- Salon var da... Şöyle anlatayım; mesela bir salona giriyoruz, merdivenler
bile satılmış, o kadar dolu. Ama “Aaa, burada yarın da oynayalım”
diyemiyorsun, çünkü başkasının oyunu var. Eskiden böyle değildi, herkesin bir
tiyatrosu, tiyatro salonu vardı.
Zamanla salonlar el değiştirdi, kiralar ödenememeye başlandı, Devlet Tiyatrosu
bazı salonları alıp kendi salonu haline getirdi. Otomatikman ne oldu, oyununuz
tutsa da oynayacak salon yok! O zaman ne oluyor, Anadolu’ya gidiyorsun.
Anadolu aç. Her gittiğimiz şehirde kapıda karşılanıyoruz. Eski turneler
gibi...
◊ Eskiden nasıldı?
- Turne otobüsüne binip bütün Anadolu’yu dolaşırdık. 40-45 gün sürerdi. Hatta
bir keresinde 56 günü buldu dönüş.
BELGİN DORUK BEYOĞLU’NA ÇIKMAZDI
◊ Tiyatroya dönüş var yeniden.
- Evet, insan gücüne dönüş var. El ele tutuşan, koklaşan, beraber gülen
insanlara, insan gücünün olduğu işlere hayranlık arttı. Bir zamanlar Belgin
Doruk “Ben sinema sanatçısıyım, halkın arasına karışmayayım, imajım bozulur”
deyip Beyoğlu’na çıkmazdı. Şimdi oyuncular pazarda dolaşıyor. Seyirci sevdiği
sanatçıları evinde, hep aynı koltukta kabak çekirdeği çıtlatırken seyretmekten
bıktı, gidip canlı izliyor.
◊ Geçmiş ile şimdi arasında fark var mı?
- Yok, hayır. Ben 1967 senesinde Dormen Tiyatrosu’na girdim. O zaman neye
gülüyorsa seyirci, nasıl reaksiyon gösteriyorsa, bugün de aynı. Bir tek şu
var; belki söylemek ayıp ama o devrin tiyatro seyircisi biraz daha saygılıydı.
◊ “Hey gidi günler” deyip iç çekenlerden misiniz?
- Yooo, ben hayata olumlu yönden bakmayı severim. Öyle bir hale geldim ki
kötü haberleri bile es geçiyor, okumuyorum artık. Niye moralimi bozayım?
Hepsini okusam hasta olurum.
METİN BENİ ADAM EDEMEDİ
◊ Bugünün aşkları neden geçmişteki kadar uzun ömürlü olmuyor?
- Bence evlilik –ki Metincim (Serezli) de söylerdi bunu- kimseyi
değiştirmemeye çalışmak üzerine kurulmalı. Tabii Metin biraz da kendinden yola
çıkardı bunu söylerken, çünkü değiştirmek istediğim çok huyu vardı. Ama tek
taraflı değil. O da bana derdi.
◊ Ne gibi mesela?
- En basit örnek; “Niye sen sabah masaya oturup doğru dürüst kahvaltı
etmiyorsun da orada çay içiyorsun?”... Paniğimden çok şikayetçiydi.
“Çözülmeyecek problem yok. Heyecanın beni öldürüyor” derdi.
◊ Telkinleri işe yaramış mıydı?
- Neredeee? Beni adam edemedi. (Gülüyor) Özellikle çocukları aşırı merak
ederdim. Eve 10 dakika gecikseler polisi arama derdine düşerdim. O çok
rahattı. Kavgalarımız genelde bundan çıkardı. 45 senenin sonunda en ufak bir
şey değişmemişti. Birbirini değiştiremesen de ortak noktada buluşabiliyorsun.
AŞKTA AKLI KULLANMAK İYİ BİR ŞEY DEĞİL
◊ İki önemli tiyatro sanatçısının evinde kişilik çatışması yaşandığı olmadı
mı hiç?
- Hem de hiç. Evliliğimiz boyunca hiçbir kişilik çatışması ya da ego savaşı
yaşanmadı. Ben onu ittim, destekledim, o beni. Bana derlerdi ki “Kameraya
çekme şansımız olsa da Metin abinin perdenin arkasından seni seyredişini bir
görsen. Öyle hayran hayran bakıyor ki”... Bunu Metin’e söylediğimde “Hadi
canım” diye inkar ederdi gerçi. Geçmişe baktığımda diyorum ki çok şanslı
kadınmışım, Metin gibi biriyle evlenmişim. Gerçi orada da yine akıllı
davranmışım, onu seçip okeylemişim. (Gülüyor)
◊ Aşkta akıl, mantık işe yarar mı?
- Yok yok, orada çok da aklımı kullanamadım, sadece aşk vardı. Bence aşkta
aklı kullanmak pek iyi bir şey de değil zaten. Özellikle ilk başlardaki alevli
zamanında aşk çok güzel. O aşkı şimdi torunlarda yaşıyorum ben. Sevgilimi
bekler gibi kapıdan girmelerini bekliyorum. Telefonum çaldığında onların
adlarını görmek, sevgiliyle buluşmak gibi.
◊ Aşk bitiyor mu eninde sonunda peki? Var mı sizce de belli bir ömrü?
- Şunu rahatlıkla söyleyebilirim, 45 senenin sonunda bile telefonumda
Metin’in adını gördüğümde kalbim çarpardı.
BİZİM EVDE HEP DERT VARDI
◊ Hiç mi ipler gerilmezdi evde?
- Kızgın olmadım mı hiç, tabii oldum. Bozuk çalmadım mı, tabii çaldım. Olur
mu öyle her şey toz pembe, mümkünatı yok. Ama bütün kızgınlığına rağmen zil
çaldığında ya da telefonla aradığında heyecanlanıyorsan, bu çok güzel şey.
◊ En ciddi sıkıntılar, çatışmalar evliliğin hangi döneminde yaşandı?
- Herkes sanıyor ki 45 senelik mutlu bir aşk evliliği ve hiçbir sorunumuz da
yoktu. Oysa hep sorunumuz vardı, evde hep dert vardı. Bir kere ilk yıllarda
maddi dertler oluyor. İki tane tiyatrocu, düşün işte geçim derdini. Geçim
derdi de evlilikleri bozar, çünkü insanları
çıkmaza sokar.
◊ Nasıl aşıldı o dertler?
- Karşındaki insanı mutlu etmeyi bilmek önemli. Hep adam çiçek getirsin, adam
tektaş getirsin diye beklemekle olmuyor, sen ona ne yapıyorsun? Belki o da
senden bir tepsi yemek
istiyor. Belki “Sırtına masaj yapayım mı, yorgun geldin işten” demeni
bekliyor.
Belki o küçücük cümle onu dünyanın en mutlu erkeği yapacak, ne var söylesen...
Ama gençlerde bunları söylemek yok artık. Ayol aşkı dile dökmek yok ki, mesaj
çekiyorsun, emoji koyuyorsun!
◊ “Beni arayın, kalpli mesajlar göndermeyin” diyorsunuz yani...
- İtiraf edeyim, önceleri sinir oluyordum, ben bile başladım bunu yapmaya.
Instagram’da hayranlardan aşk dolu sözler geliyor mesela, vallahi yazamadığım
için hemen bir kalp yapıştırıp yolluyorum. En nefret ettiğimi kendim yapmaya
başladım.
HANGİ OYUNDA ROL ALSAM MUHAKKAK BACAĞIMI AÇARLARDI
◊ İnternette sizinle ilgili yapılan yorumlara bir göz attım. Güzelliğinize
de methiyeler epey fazlaymış.
- Valla ben gençliğimde güzelmişim. Şimdi herkes o dönemlerden fotoğraf
paylaşıyor. Hatta geçenlerde Okan Bayülgen ekrana verdi, ben de döndüm “Ya
gerçekten güzelmişim” dedim. Yerlere yattı gülmekten.
◊ Gerçekten güzelliğinizin farkında değil miydiniz yani?
- Şöyle farkındaydım, bana hep güzel kadın rolleri verirlerdi. “Ay çok güzel
duruyorsun sahnede” falan derlerdi. Ama her dakika aynaya “Ben neyim be” diye
de bakmıyordum tabii. Asıl kocama güzel görünmek istiyordum. Bir gün Metin’e
sordum “En çok neremi beğeniyorsun? Neyime âşık oldun?” diye. Ne beklerim ben,
“Gözlerini beğenirim” diyebilir, “Bacakların” diyebilir. Çünkü vücudum güzeldi
o devirde, incecik. Bacaklar da muntazam. Hangi oyunda rol alsam muhakkak
bacağımı açarlardı.
◊ Metin Bey ne cevap verdi merak ettim. Belli ki kaş, göz, bacak falan
dememiş.
- Ay beğene beğene ellerimi beğenmiş ya! (Gülüyor) “İlk ellerine takıldım,
hayatımda gördüğüm en güzel eller” dedi. Yani sen başka düşünüyorsun, adam
eline takık. Bakış açısı işte.
TÜRKAN ŞORAY’IN GÜZELLİĞİ İŞ YAPMADI MI?
◊ Ama artık bakış açısı diye bir şey kalmadı, herkes tek tip.
- Evet, hepimiz prototip olduk. Sanki herkesin kaşı, dudağı, burnu aynı olmak
zorunda. Bunun en güzel istisnası Barbra Streisand mesela. Asla burnunu
yaptırmadı. Hatta inadına bütün plak kapaklarına profil resmini bastı.
Günümüzde bu anlayış yok oluyor. Görsel sanatlarda belli bir hoşluk vardır,
bunu kabul ediyorum. Ama ben hiçbir zaman güzellik üstüne kurulu işlerde yer
almadım.
◊ Dizi sektöründeki patlama, güzel/yakışıklı oyuncu talebini artırdı mı, ne
dersiniz?
- O hep vardı zaten. Rol gerektiriyorsa özel olarak güzel kız, güzel adam
aranırdı yani. Metin’in bir piyesi vardı, “Şeytanın Oyunu” diye, hiç
unutmuyorum. Sırf yakışıklılığından antre alkışı alırdı. Kapı açılırdı, Metin
girerdi, bütün kadınlar çığlık çığlığa alkışlardı. Tiyatroda o da iş yapıyordu
yani. Türkan Şoray’ın güzelliği iş yapmadı mı? “Güzellik önemli değildir”
demek saçma olur. Ama bazen güzellik dezavantaj da olabilir. Çok beğendiğim
bir rolü “fazla güzel kalıyorsun” diye bana vermedikleri olmuştur.
ÖMRÜM YETTİĞİ SÜRECE BU OYUNU OYNARIM
◊ “Ağaçlar Ayakta Ölür”den biraz bahseder misiniz? 11 yıl sonra tiyatroya
yeniden “evet” dedirten bu oyunun öyküsü nedir?
- Bir büyükannenin torunuyla olan travmasını ve hikayesini anlatıyor. Ama biz
bunu biraz da komediyle anlatıyoruz. Tamamen dramatik olsa sıkıcı gelebilirdi.
Tüm ekip birbiriyle çok uyumlu. Nedim Saban harika bir reji yaptı. Çok keyifli
oynanıyor. 27 oyun falan oldu, her seferinde aynı heyecan ve keyifle çıktım
sahneye.
◊ Şehir şehir dolaşıyorsunuz. Turne takviminde nereler var şimdi?
- Antalya var, Burdur, Isparta var. Sonra Samsun, Artvin, Rize, Trabzon,
Konya, Kayseri, Aksaray, İzmir devam edecek. Yani nazardan saklasın, iş çok
güzel gidiyor. 10 numara iş oluyor. Uzun zaman da oynarız; ömrüm yettiği
sürece.
ŞÖHRET O KADAR LÜZUMSUZ BİR ŞEY Kİ
◊ Geçmişte setlerde büyük zorluklar yaşamışsınız. Bugünün set konforunun
performansa yansıdığını düşünüyor musunuz?
- Tabii ki yansıyor. Sanatçıyı ne kadar rahat ettirirsen, ondan o kadar iyi
verim alırsın. Yeşilçam oyuncularının buralara gelmeleri tesadüf değil. O
yüzden gençler, büyüklerinden yerlerini nasıl korudukları konusunda ders
almalı.
Çünkü günümüzde bugün varsın, yarın yok.
◊ Warhol’un öngördüğü “herkesin 15 dakikalığına ünlü olabildiği”
dönemdeyiz.
- İyi ama o kadar lüzumsuz bir şey ki şöhret. Saygı duyulan ve sevilen kişi
olmak eşittir şöhret değil.
◊ Sosyal medya şöhret olmayı çok kolaylaştırdı...
- Kolay ama ne iş yapıyorsun yani. Hayatında elindeki bardağı şuradan şuraya
koymamışsın ama şöhretsin. İşte Amerika’nın şöhretleri. Ne yapmış bunlar diye
bakıyorsun, hiçbir şey. E kötü örneklemeler buraya da ulaşıyor maalesef.
Sadece korona virüsü gelmiyor, onlar da geliyor! Ben gençlere örnek olmayı çok
önemsiyorum.
◊ Oyuncu olmanın bir yaşı var mı?
- Oyunculuğun yaşı yok. Ömrünün sonuna kadar yapabileceğin ender
mesleklerden. Ayaktayım, nefesim yetiyor, kafam çalışıyor, ezberim yerinde,
oynayabiliyorum, bunu kıskanmasınlar. Nazar değmesinden çok korkuyorum.
Bugün Isparta’da
Tiyatrokare tarafından sahnelenen, başrolünde Nevra
Serezli’nin oynadığı
“Ağaçlar Ayakta Ölür”, seyirciyle buluşmaya devam edecek. Bugün Isparta’da
sahnelenecek oyun, yarın Antalya Türkan Şoray Sahnesi’nde, 5 Mart’ta da
Antalya Nazım Hikmet’te seyirciyle buluşacak. Oyun, 7 Mart’ta İstanbul
Büyükçekmece Kültür Merkezi’nde, 8 Mart’ta İstanbul Profilo Kültür Merkezi’nde
ve 9 Mart’ta Kocaeli’de sahnelenecek.
SON 24 SAATTE YAŞANANLAR