Hepiniz 8 Mart’a odaklandınız ama 6 Mart’ın Denizli’de ‘Dünya Türk Havlu ve
Bornoz Günü’ olarak kutlandığını biliyor muydunuz? Tüm bornozseverlere
sevgilerimizi göndermek ve kendilerini unutmadığımızı belirtmek isterim.
Neyse, biz dönelim 8 Mart’a. Biliyorsunuz şehirli, çalışan insan ‘Bugün
günlerden neydi, hangi aydaydık?’ gibi soruların cevaplarını unutabiliyor.
Bana da sık oluyor. Ama martın kapıdan baktırdığını rahatlıkla fark
edebiliyorum. Hava almaya her çıktığımda önüme gelen, empati amacıyla gözüne
mor makyaj yapılmış erkeklerin yer aldığı inanılmaz yaratıcı çalışmalar
yardımcı oluyor. ‘Hah’ diyorum ‘yılın o zamanı’ geldi.
Bu sefer de metrobüs durağında, yine şaşkınlıktan ağzım açık kalmış şekilde
bir ilan panosuna bakıyorum. “Göster bakalım amcalara gücünü” yazıyor.
Anladınız siz referansı. Başka bir yerde yine gözüne morluk makyajı yapılmış
erkek ilanı var. Markalarımız çoğunlukla ‘kendini karşı tarafın yerine koymak’
denince bunları anlıyor. Topuklu ayakkabıyı giydim, hop kadın oldum. İşte
şimdi anlayabiliyorum ne kadar zor bir şey olduğunu...
Sizi uyaracak kimse yoksa ben uyarırım
Beni asıl şaşırtan bu ‘anlamazdın, anlamazdın’ havası değil aslında. Bunun her
yıl aynı zekâsızlıkla tekrarlanıyor, aynı tepkiyi alıyor ve bir yıl sonra geri
dönüyor olması. Yani bir markanın, işi ‘fikir bulmak’ olan birilerine para
ödeyerek hazırlattığı iletişim kampanyasının bu kadar temel bir yerde ısrarla
yanılmasına inanamıyorum. Düşünün, geliyorsunuz toplantıya, “Biz şimdi şöyle
bir iletişim düşündük, bir erkeğe sanki şiddete uğramış gibi makyaj yapacağız,
böylece kadına şiddete karşı duruşumuzu göstereceğiz” diyorsunuz...
Karşınızdaki de size “Allah’ın zekâsızı! Birincisi, o öyle bir şey değil;
ikincisi, bu 100 kere yapıldı ve neden yapılmaması gerektiği salağa anlatır
gibi izah edildi” demiyor! Bir de teşekkür edip para ödüyor.
Kimse kusura bakmasın, madem markalarımız bunu diyecek birini istihdam
etmiyor, ben diyeceğim! Arkadaşım, internet çıktı internet! Aklınıza gelen
fikri önce bir aratıp daha önce uygulanmış mı, uygulanmışsa ne sonuç alınmış
bir bakın. Müşteriler, siz de yapabilirsiniz bunu abisi. Böylece hem paranızı
astığınız gün bir araba laf yiyip ertesi gün geri çekmek zorunda kalacağınız
iletişimlere harcamamış olursunuz hem de kampanya sonucunda yarattığınız tek
algı ‘kafasızlığın sınırı yok demek ki’ olmaz.
Olmayacak hayallerin peşinde olabilirim
Geçmiş yılların dâhiyane projelerinden ‘Şiddetin başına çorap örüyoruz’ da
karşınıza çıkar, ‘Erkek adam kadına şiddet uygulamaz’ tonunda kampanyalar da,
‘Kadına şiddete erkekçe hayır diyoruz’ defilesi de! Mehmet Turgut’un ustalık
dönemi eseri ‘8 Mart 8 Kadın: Sevginin Yerini Şiddet Almasın’ (Ben de orada
sıkışmış bütçeyi alayım) mesela bu kategoride kült bir yapıttır.
Tabii, yönetim kurullarında CEO, CMO seviyesinde iletişimcilerin yer aldığı
kulüpler iş kendi iletişimlerine gelince tüm bildiklerini unutuyor; şirket
açıklaması, siyasetçi açıklaması falan hep sıkıntılı oluyor. Ben de çıkmış,
markalar saçma sapan iletişmesin diyorum. Olmayacak hayaller peşinde koşuyor
olabilirim tabii.