# Diş bilemek
[Nereden geliyor?](/nereden-geliyor/)
09:55 24.05.2021(Güncellendi 10:05 24.05.2021) URL'yi kısaltın
__1 __0
https://cdntr1.img.sputniknews.com/img/07e5/04/08/1044224866_0:0:2048:1365_2048x1365_80_0_0_19a2ba8b9fb712d151dc96b38f34adce.png
Sputnik Türkiye
https://cdntr2.img.sputniknews.com/i/logo.png
Sinan Onuş. Sputnik Türkiye
https://tr.sputniknews.com/nereden-geliyor/202105241044571036-dis-bilemek/
Türk Dil Kurumu, diş bilemek deyimini, “Kötülük yapmak için fırsat beklemek,
hıncını gösterir bir durum alma” şeklinde açıklıyor. Peki, bu deyim nereden
geliyor?
**İskender Pala,** 2011 yılında yayımlanan ' _İki Dirhem Bir Çekirdek_ '
isimli eserinde diş bilemeyi şöyle anlatıyor:
> “Rivayete göre, sabah vakti Müslüman orduların karargâhını uzaktan keşfe
> çıkan bir Haçlı müfrezesi, onların sabah alacasında dereye indiklerini,
> ellerindeki ağaç parçalarını dişlerine aşağı yukarı sürdüklerini, sonra su
> ile ellerini, yüzlerini, ayaklarını yıkayıp gittiklerini görüp bunun ne
> olduğunu anlayamayınca bir nevi harbe hazırlık seremonisi yaptıklarına
> kendilerini inandırırlar. Gelip ordu içinde bunu dillendirdiklerinde,
> ortalık birbirine girer ve şu yolda cümleler yüksek sesle söylenmeye başlar:
> Müslümanlar, yine bilmediğimiz bir harp hilesi yapıyorlar anlaşılan. Hem bu
> sefer dişlerini de bileyerek bizi parçalamak niyetindeler. Başınızı
> kurtarın!”
İlk hitabet kitabı olarak adlandırılan **Güzel ve Tesirli Konuşma** 'yı yazan
ve iş insanları için açılan ilk **hitabet** kursunu yöneten **Nejat
Muallimoğlu** ise 1999 yılında yayımlanan ' _ **Türkçe Bilen Aranıyor** '_
isimli eserinde deyimin kaynağını **İskender Pala’dan** biraz daha geriye ve
Orta Asya’ya kadar götürüyor. Gelin deyimin kaynağını bir de Nejat
Muallimoğlu’ndan dinleyelim:
> “Tarihte, Türklerle Çinliler arasında bitmek bilmeyen savaşlar yaşanmıştır.
> Bu savaşlar genellikle gündüzleri yapılır, geceleri de her iki tarafın
> askerleri çadırlarına çekilip dinlenirlermiş. Sabahın erken saatlerinde
> kalkan askerler, dereye gidip ellerini yüzlerini yıkar, giysilerini giyer,
> savaş durumunu alırlarmış. İşte böyle savaşlardan birinde, derenin bir
> tarafında Türk askerleri dişlerini fırçalarken, derenin öbür tarafında da
> Çin askerleri yüzlerini yıkıyorlarmış. Ama lifli ağaç dallarından yapılmış
> bir diş fırçasını daha önce hiç görmemiş olan Çinliler, Türk askerlerinin
> ellerinde fırçalarla kendilerine bakarak dişlerini fırçaladıklarını görünce,
> koşarak komutanlarına, ‘Bütün Türkler dere kenarına oturmuş, dişlerini
> bileyliyorlar. Herhalde bizleri yemeyi düşünüyorlar, efendimiz!’ deyince
> paniğe kapılan ordu, savaş alanını terk etmiş.”