[Seyir Hali](/seyir-hali/)
14:52 12.04.2021(Güncellendi 14:54 12.04.2021) URL'yi kısaltın
__3 __5
TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Fincancı, Türkiye’de aşılamanın hızını
“200 binle biz ancak önümüzdeki senenin sonuna doğru aşılamayı bitirebiliriz,
bu da toplumsal bağışıklık anlamına gelmez. Tam tersine bu kadar yavaş giden
bir aşılamada yeni mutasyonların yeniden hastalık yapabilir hale gelmesinin
önünü açar” diye değerlendirdi.
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur
Fincancı, 1 Mart’ta duyurulan açılma dönemini, kapanmanın nasıl olması
gerektiğini ve Türkiye’deki aşılama sürecini RS FM’de Ali Çağatay’la Seyir
Hali programında anlattı.
Prof. Dr. Fincancı, 1 Mart itibariyle gerçekleşen normalleşmeyi ve bu süreç
boyunca yapılanları anlattı:
_“1 Mart’ta bir açılma, normalleşme tanımladılar. Restoran, kafe gibi kapalı
alanların da dahil olduğu bir açılmaydı. Bunun yanı sıra Şubat ayından
itibaren AKP lebalep kongrelerini yapmaya başladı. Bu kongreleri yapmayla da
övündü, katılımı övdü. Ardından sosyal medya hesaplarında hızla hastalanan AKP
delegelerinin duyuruları göründü hepimize. Alınması gereken önlemler vardı bu
önlemlerin alınmadığını gördük. Yerellerden doğru kararlar oluşturacağız dendi
ve harita üzerinde yüz binde vaka sayıları yayınlanmaya başlandı. Türk
Tabipleri Birliği olarak başından beri ‘Yerellerin koşulları
değerlendirilmeli. Ona göre yerel yönetimlerle beraber önlemler oluşturulmalı’
demiştik ama bu haritaların yayınlanması yerelden bir karar alınması anlamına
ne yazık ki gelmedi.”_
## ‘Kapalı ortamlarda bulunmanın çok büyük etkisi var’
Koronavirüsün yayılımında kapalı alanların etkisine değinen Prof. Dr. Fincancı
_“Dehşet içinde önce Karadeniz bölgesinde artışı izledik ki kongrelerin de
başlangıcı. Sonra tüm Türkiye’ye yayıldı. Türkiye tamamen kızardı. Burada
öncelikle kapalı ortamlarda bulunmanın çok büyük etkisi var. Biz salgının
hızının yavaşlaması ve salgını durdurmanın yolunu başından itibaren toplu
alanların tümünün kapatılması ya da uygun hale getirilmesi, sınırlı sayıda
insanın bu ortamlarda bulunması, iyi havalandırmanın zorunluluk olduğunu ifade
etmiştik. Bu da neydi? Sonbahar başında vakalar artmaya başlarken yaptığımız
değerlendirmede ‘Zorunlu üretim dışında üretimi durdurun’ demiştik. Zorunlu
üretim sürmesi gereken yerlerde de ‘Dönüşümlü çalışma uygulayın ve çalışan
sayısını azaltın. İyi havalandırma sağlayın bu ortamlar için’ demiştik”_
ifadelerini kullandı.
## ‘Mart ayında haftalık ölüm sayıları 400’lerde iken geçtiğimiz hafta 1600’ü
aştı’
Mart’tan bu yana haftalık ölümlerin 4 katına çıktığını söyleyen Prof. Dr.
Fincancı _'Toplu alanlar, kapalı alanlar kapatılsın ama insanları sokağa çıkma
yasakları ile evlerine kapatmayın tam tersine fiziksel aktivitelerini
sürdürebilecekleri fiziksel mesafelerini koruyabilecekleri ortamlar yaratın’
demiştik. Ne yazık ki bunlar gerçekleşmedi. Sonuçta Mart ayı itibariyle
baktığımızda açılmanın başladığı tarih itibariyle haftalık ölüm sayıları
400’lerdeyken geçtiğimiz hafta bir haftalık sürede 1600’ü aştı yani dört katı
arttı. Biz kontrolsüz bir normalleşmeyle toplu alanları tümüyle açıp toplu
taşımaları olanaklı kılarken bu arada şehirlerdeki sorunları işaret edip
harita üzerinde şehirler arası ulaşımı kısıtlamazken artışın kaçınılmaz
olacağı da ortadaydı”_ diye konuştu.
## ‘Açık havada mesafeyi koruduğumuz koşullarda maskelerimizle bulaşmanın az
olduğunu biliyoruz’
Prof. Dr. Fincancı, insanların açık havada sosyal mesafeyi koruyarak
bulunabileceği imkanlar yaratılması gerektiğini söyledi:
_“Tümüyle eve kapatan bir yaklaşım sıkıntı içeriyor. Açık havada mesafeyi
koruduğumuz koşullarda maskelerimizle ortamda bulunduğumuzda bulaşmanın az
olduğunu biliyoruz. Burada özellikle virüsün hava yoluyla bulaşması açık
havada engellenmiş oluyor. İnsanların hareketlerini kısıtlamamak gerektiğini
ifade ediyoruz çünkü insanların hareket etmesi onların yalnızca beden sağlığı
açısından değil ruh sağlığı açısından da önemli. Kapalı ortamlar olarak toplu
taşımalara binmeyecekleri ya da toplu bulundukları fabrikalar ve atölyelerde
yakın temasta çalışmayacakları bir ortamın sağlanması gerekiyor. Böyle
tanımladık, o yüzden kapanma sözcüğünü çok kullanmamaya gayret ediyoruz.”_
## ‘İnsanlar sefalete ve yokluğa mahkum edildiler’
Prof. Dr. Fincancı, çalışan ve üreticilerin gereksinimlerinin karşılanması
gerektiğini _“İnsanları ayrıca mutlaka ekonomik olarak desteklemek gerekiyor.
Çalışanların ve üreticilerin desteklenmeye, temel gereksinimlerinin ücretsiz
karşılanmasına ihtiyacı var. Restoranları ve kafeleri bir açıyoruz, bir
kapatıyoruz. Bu insanlar kira, elektrik, su faturası ödüyorlar. Bir başarı
hikayesi olarak anlatıldı. İktidar tarafından bir de kitap hazırlandı. Hangi
başarı hikayesinden bahsediyoruz? Şu kadar destek verdik diyorlar. Kime destek
vermişler? İnsanlar sefalete ve yokluğa mahkum edildiler”_ diye ifade etti.
## ‘Yaşa dayalı ayrımcılığın bir an önce sonlandırılması gerekiyor’
Yaşa dayalı ayrımcılığın sonlanması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Fincancı,
eve kapanma sonrasında ev İstanbul’da ev içi şiddet başvurularındaki artışı
_“Yaşa dayalı ayrımcılığın bir an önce sonlandırılması gerekiyor. Geçtiğimiz
yıl içinde sadece İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde ev içi şiddet başvuruları
yüzde 38 artmış. Dolayısıyla nasıl bir eve kapattığınız da çok önemli. Ev
dediğiniz yer güvenli bir yer anlamına gelmiyor. O yüzden sosyal desteğin
mutlaka olması, risk gruplarının düzenli takip edilmesi gerekiyor. Kolay
incinebilir grupların bu biçimde sağlıklı kalabilmelerinin yolunu açmak
gerekiyor. Zorunlu üretim dışında çalışma durdurulduğunda ücretli izin
olmalı”_ diye aktardı.
## ‘Biz toplumun kendi haklarını talep etmesinin zamanıdır diye düşünüyoruz’
Prof. Dr. Fincancı _“Oysa devlet bizim vergilerimizle bir destek sağladı. Kime
sağladı? İşverenlere sağladı. O kısa çalışma ödeneği altında bin liraya mahkum
insanlara bu kadar bir destek sağlarken işverenin tüm sorumlulukları ortadan
kaldırılmış oldu çalışanlara karşı. Ayrıca çalışma modelinin de
değiştirildiğini göz ardı etmemek gerekiyor. Esnek çalışma modelleri altında
evden gün boyu çalışmaya yönlendirildi insanlar. Bu dönemde tüm dünyada
sermaye karına kar kattı, bundan da çok hoşnut. Ofis açmak zorunda değil.
Ofiste elektrik, su, ısınma gideri harcamak zorunda değil. O yüzden biz
toplumun kendi haklarını talep etmesinin zamanıdır diye düşünüyoruz. Hem
sağlıklı kalmak hem de insanca yaşamak için talepte bulunmalıyız”_ dedi.
## ‘Günde 200 bin aşı toplumsal bağışıklık anlamına gelmez’
Prof. Dr. Fincancı, aşılamanın mevcut hızıyla yeni mutasyonların önünü
açabileceğini _“Aşılamanın yavaş gittiğini söyleyebiliriz. 14 Ocak’ta aşılama
başladı. Hafta sonu itibariyle iki doz aşılamada yüzde 10’a bile ulaşılmamış
Türkiye nüfusu açısından. Türkiye’nin günlük ortalaması 200 bin civarında.
Sağlık Bakanı defalarca çıktı ‘Günde bir milyon aşılama yapabiliriz’ dedi.
Günde bir milyon aşılama şahane olurdu, gerçekten. Altı aylık sürede toplumsal
bağışıklığı sağlayacak hale gelebilirdik ama böyle olmadı. 200 binle biz ancak
önümüzdeki senenin sonuna doğru aşılamayı bitirebiliriz, bu da toplumsal
bağışıklık anlamına gelmez. Tam tersine bu kadar yavaş giden bir aşılamada
yeni mutasyonların yeniden hastalık yapabilir hale gelmesinin önünü açar”_
diye söyledi.