Merhum Osman Yağmurdereli’nin ilk prodüktörlük denemesinde keşfettiği
isimlerden biri de Akın’dı...
Sanatçının, 1995 yılında çıkan ilk albümü “Suskun Yüreğim”de yer alan “Rebeka”
müzik kanallarında en çok istek
alan şarkı olmanın yanı sıra o yaz neredeyse her yerde çalıyordu. Akın, ilk
albüm macerasını şöyle anlatıyor:
“ODTÜ ekonomi bölümünden mezun olduktan sonra master yapmak için Amerika’ya
gittim. Oradaki müzisyen arkadaşlarımın destekleriyle ve cesaret vermeleriyle
albüm yapmaya başladım. 1995 yılının başlarında Türkiye’ye döndüm. ‘Rebeka’
şarkısı buraya döndüğüm dönem çıktı. Her sanatçı ilk albümünde bilinmeze doğru
yola çıkar. 1995, Türk pop’unun da patladığı yıldı. Her ay başka bir yıldız
isim çıkıyordu. Ben mesela Mirkelam ile aynı döneme denk geldim. Serdar Ortaç
da benden bir yıl önce patladı. Saymakla bitmez isimler... Etraf, şu an
‘klasik’ dediğimiz şarkıcılarla doluydu. ‘Rebeka’ ilk ses getiren şarkım oldu.
O dönem, o tarz bir şarkı yoktu ve Egeli olduğumdan eserin hissini iyi
verebilmiştim. Osman Yağmur-dereli zaten ilk dinlediğinde şarkının büyük
kitlelere hitap edeceğini hemen anlamıştı.”
Akın, “Osman Yağmurdereli hit şarkının kokusunu alır mıydı” sorusuna şu yanıtı
veriyor: “Alırdı... Kendisi de merak ederdi. Bu işi para için de yapmazdı.
Albüm prodüktörlüğü işine kendisini test edebilmek için girmişti. Ona çok
güveniyordum. Türk insanını çok iyi tanıyordu.”
Şu an sadece eşim ve
oğlumla ilgileniyorum
52 yaşındaki Akın, 2011 yılında ise reklam müziği yapmaya başlıyor. Fakat bir
yıl sonra İzmir’de ailesinin inşaat işiyle ilgilenmek için müzikten
uzaklaşıyor: “2012 yılında ailemin bir inşaat işiyle ilgilendim. Sonra bir
baktım müteahhitlik yapıyorum. Hayatta bazen değişik şeyler de yapmak
gerekiyor. Ardından İstanbul’da yine kendi yerimizin müteahhitliğini
üstlendim. O işten para kazandım. Eşim hamile kaldıktan sonra hiçbir şey
yapmamaya karar verdim. İkimizin de ilk çocuğu olduğu için eşime yardım etmek
istedim. Şu an Antalya’daki evimizde sadece eşim ve oğlumla ilgileniyorum.
Müziği hiçbir zaman bırakmadım ama artık onunla hayatımı kazanmıyorum.”
Sanatçı, “Arada evde şarkılarınızı mırıldanır mısınız?” sorusuna ise şu yanıtı
veriyor: “Tabii arada söylerim ama beste yapmıyorum. O başka bir ruh hali
gerektiriyor. Teknik olarak gitar çalıyorum. Şarkı söylemek içinse biraz
pratik yapmam lazım.
Çünkü epeydir mırıldanmak dışında bir şey yapmadım. Bisiklete binmek gibi,
uzun zaman sonra yeniden söyleyince sesim düzelir.
Müzik yapmakla ilgili hiç
şüphem yok. Yaparım... Ama şu an müziğin insanlara nasıl ulaşacağını
bilmiyorum. 90’lardaki popülerliğimi geçer miyim onu da bilmiyorum...”
ShakIra’yı keşfedince
bizi unuttu
Akın, o dönem uzun aralıklarla albüm çıkardığını, bu yüzden bir dönem sektörün
gerisinde kaldığını söylüyor: “2 albümüm arasında 5 yıl gibi bir aralık var.
Onun da nedeni Fransa’ya gidip Sony Fransa ile çalışmalar yapmamdı. O zamanlar
Tarkan da aynısını denemişti. 2 yıl Paris’te yaşadım ve oraya özel kayıtlar
yaptım.
Bu süreç ilerlerken çok komik bir şey oldu... Benimle ilgilenen direktör
Shakira’yı keşfetti ve bize olan ilgisini kaybetti. Shakira’nın kariyerini
geliştirmekle uğraştı. Benim bir önceki albümümün üzerinden 4 yıl geçmişti.
Türkiye’yi çok boşlamıştım. 2002 yılında Türkiye’ye döndüm; ‘Ateş ve Su’yu
çıkardım. Yine çok titizlendiğim için uzun bir ara verdim. 2009 yılında ise
son albümüm ‘Adrenalin’ çıktı.
Ardından bu meslekten soğumaya başladım. Müzik dinleyici kitlesi değişmişti.
Albüm müzikalite olarak ilerideydi ama o dönem talep edilmemişti. Her
yaptığınızı beğenecekler diye bir şey yok. Ben de geriye dönmek istemedim.
İnsan bir daha eski yaptıklarını yapmak da istemiyor.
Müziği hiçbir zaman bırakmadım ama bir kopukluk oldu. Stüdyoya girip albümlere
çalışacak ne zamanım ne motivasyonum vardı. CD bitmişti, dijital döneme
geçilmişti. Ayak uyduramadık.”
Serdar Ortaç’la
yediğimiz içtiğimiz birdi
Serdar Ortaç’la çok yakın arkadaştık. Senelerce yediğimiz içtiğimiz ayrı
gitmedi. O evlendikten bir sene sonra ben de evlendim. Eskiden evlerimiz çok
yakındı. Ben Anadolu yakasına taşınınca aramızda mesafe oldu. Ama dostluğumuz
hiçbir zaman bitmedi. Yıllarca aynı stüdyoda çalıştık, hep birbirimizin
yanındaydık.
Evlendikten sonra biraz koptuk. O dönemden çok fazla insanla görüşmüyorum.
Müteahhitlik işi de beni biraz o ortamdan uzaklaştırdı. Müzisyen arkadaşların
hayatı gece başlar. Ben ise güne erken başlıyordum. Hayat tarzımız da ayrı
düştü.
Magazin programlarının
fon müziği “Kız Milleti”
“Müzik kolay bir iş değil. ‘Hayatımın sonuna kadar müzik yapacağım’ demek hiç
kolay değil. Herhalde başka işlerle de hayatımı kazanabildiğim için rahatım.
Müziği o kadar çok seviyorum ki para için yapmak zorunda olmak en büyük
eziyetlerden biri olabilirdi.
Fakat beğenilmek veya o dönemin ruhunu yakalayabilmek için bazı şarkılar
yapmış olabilirim.
Müzik yaparken ve sonrasında keyif almamız lazım. Şu an dinleyip de keyif
almadığım şarkılarım da var. Demek ki başkalarının etkisinde kalmışım.
‘Rebekka’, ‘Suskun Yüreğim’ hâlâ çok dinleniyor. ‘Kız Milleti’ şarkısı
yıllarca magazin programlarının
vazgeçilmez fon müziği oldu. Müzik sayfasını tamamen kapamış değilim. Biraz
daha olgun ve akustik bir iş yapabilirim.
Herkesin de yaşına göre bir şeyler yapması gerektiğini düşünüyorum.
Bu salgın insanın hayallerini ve cesaretini kırıyor. Fakat belli bir yaştan
sonra da maceraya girmek istemiyorum.”