Yeni Şafak gazetesi yazarı Yusuf Kaplan yılbaşı için süslenen cadde ve sokakları 'ürpertici' buldu.
Kaplam, 'Yılbaşı çılgınlığı'nı aslında insanı insanaltı ruhsuz, mekanik bir varlığa dönüştüren, kitleleri kapitalist tüketim biçimlerinin köleleri hâline getiren, dil’i, konuşma’yı, anlam’ı bitiren hız, haz ve ayartıyı kutsayan, din-dışı kutsallıklar icat eden paganizmin zaferi' olarak nitelendirdi.
Kaplan, bugün kaleme aldığı “Yılbaşı çılgınlığı: Paganizmin zaferi ve ruhunun çalındığını haykırmak!” başlıklı yazısında, “Velhâsıl, her yerde Noel Baba soytarıları cirit atabiliyor bu ülkede bile” yorumunda bulundu.
Kaplan, bu görüntülere tepki göstererek "Çarşıda-pazarda, işyerlerinde, alış- veriş merkezlerinde, televizyon ekranlarında, a-sosyal medyada, velhâsıl, her yerde Noel Baba soytarıları cirit atabiliyor bu ülkede bile!” dedi.
Kaplan bugünkü yazısında şunları kaydetti:
"Ürpertici bir yılbaşı çılgınlığı yaşanıyor her yerde...
Bu yılbaşı çılgınlığı, aslında insanı insanaltı ruhsuz, mekanik bir varlığa dönüştüren, kitleleri kapitalist tüketim biçimlerinin köleleri hâline getiren, dil’i, konuşma’yı, anlam’ı bitiren hız, haz ve ayartıyı kutsayan, din-dışı kutsallıklar icat eden paganizmin zaferi!
Hem sefih kapitalist tüketim biçimleri hem de pagan hız, haz ve ayartı
biçimleri, Hıristiyanlık’la ilgisi olmayan, Hıristiyanlığı da paganlaştıran
yılbaşı çılgınlığının kitlelerin afyonuna dönüşmesine, kitleleri uyuşturmasına
yol açıyor bir ay boyunca...
Çarşıda-pazarda, işyerlerinde, alış-veriş merkezlerinde, televizyon
ekranlarında, a-sosyal medyada, velhâsıl, her yerde Noel Baba soytarıları
cirit atabiliyor bu ülkede bile!
Sadece işyerlerinde, resmî veya gayr-ı resmî kurumlarda değil, sitelerde,
büyük yerleşim merkezlerinde -hatta evlerde bile- devâsâ çam ağaçları dikildi;
sokaklar, caddeler Noel Baba figürlerinden geçilmez oldu!
İnanılır gibi değil gerçekten?
Bu sütunda daha önce yayımlanan bir yazımı, gözden geçirerek, güncelleyerek yeniden paylaşma ihtiyacı hissettim sizlerle...
CELLADINA ÂŞIK OLMAK TAM DA BUDUR İŞTE!
İyi de, burası neresi?
Müslüman memleketi değil mi?
Bu soytarılık, bu özenti, bu aşağılık kompleksi bir toplumun zihnî, kültürel
ve sosyal bakımlardan tefessüh edişinin, dekadansın eşiğine sürüklenişinin,
dekandansla dans edişinin göstergesi değil mi?
Celladına âşık olmak tam da bu değil mi?
Bir toplumun savaş meydanlarında değil televizyon ekranlarında, sanal
medyada, hatta sokaklarında, caddelerinde, alışveriş merkezlerinde zihnen
teslim alınmasının, kültürel intiharın eşiğine sürüklenmesinin ürpertici
habercisi değil midir bu?
İnsan, Bilge Adam Aliya İzzetbegoviç’in o ünlü sözünü hatırlamadan edemiyor:
“Savaş, ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir.”
KAYBEDENLER, KAZANANLARI NİÇİN ALKIŞLAR Kİ?
İyi de, nedir bu?
Kaybedenlerin kazananları alkışlamasıdır. Dedim ya, celladına âşık tasmalı
çekirgelere dönüşmesidir, elbette ki.
Fiilen işgal edilmeyen, köleleştirilemeyen bir toplumun zihnen işgal
edilmesi, köleleştirilmesidir -bir asırdır yaşadığımız bu traji-komedi.
Dışardan sömürgeleştirilemeyen bir toplumun içerden kendi-kendini
sömürgeleştirme aymazlığı sergilemesidir.
Soru şu burada: Kaybedenler, kazananları niçin alkışlar ki?
Kültürel, zihnî, ontolojik intiharın eşiğine sürüklendiği, medeniyet
iddialarını, değerlerini, ruhköklerini, kısacası, yönünü ve yörüngesini
yitirdiğini bile göremeyecek kadar entelektüel melekeleri körleştiği,
celladına âşık tasmalı çekirgelere dönüştüğü için...
İYİ DE “İSTİKLAL SAVAŞI”NI NİÇİN VERDİK Kİ BİZ?
Daha da vahimi, tarihten silinenlerin, tarihin önünde sürüklenenlerin,
kendilerini tarihten silen, önlerine katıp sürükleyen “düşmanları” tarafından
istiklal savaşı verilen bir ülkede istiklal savaşından sonraki süreçte
savaşmadan, içerden, özellikle de içerdeki sömürge kafalı elitler tarafından
teslim alınması ve dize getirilmesidir bu!
İnsan sormadan edemiyor: İyi de, mademki, sömürgeci Batılıların bütün
değerlerini, yaşama biçimlerini, iyice içini boşaltarak tepe tepe tükettiğimiz
kültürlerini benimseyecek idiysek biz o İstiklal Savaşı’nı niçin ve kime karşı
verdik peki?
Bu soru, önemli; hem de çok önemli.
Bu sorunun cevabını vermeden önümüzü göremez, geleceğe emin adımlarla
yürüyemeyiz hiçbir zaman. Bu, çok iyi bilinmeli.
KÜLTÜREL BAĞIMSIZLIK OLMADAN ASLÂ!
Asıl bağımsızlık mücadelesi, entelektüel ve kültürel bağımsızlık
mücadelesidir.
Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere, ülkeyi yöneten insanlar, bu gerçeği
açıkça dillendiriyorlar özellikle de son bir kaç yıldan bu yana...
Bu ülkede, eğitimde, fikirde, kültürde, sanatta, medyada gerçek anlamda ve
çok yönlü bir kültürel ve entelektüel bağımsızlık mücadelesi verilmediği
sürece, maddî alanlarda dikkate değer ölçüde başarı elde ettiğimiz bağımsızlık
mücadelesi bumerang etkisi yapar, geri teper ve bütün hayallerimiz suya
düşer...
Sözün özü: Bir ay boyunca her yerde tanık olduğumuz kapitalist tüketim
biçimleri, pagan yılbaşı ritüelleri, toplumu sefih bir dünyevîleşmenin eşiğine
sürüklemeye, değerlerini delik deşik etmeye, toplumun ruhunun çalınmasına
yarıyor sadece... Toplumun ruh köklerinin altını oyuyor, kültürel intiharın
eşiğine sürüklüyor...
Toplum, bu sefih çözülme biçimleri karşısında “ruhunun çalındığını”
haykırmazsa işimiz yaş demektir!
Kaldı ki, yılbaşı çılgınlığı, ruhu çalınmak istenen bir toplumun, başka bir
düzlemde, ruhunun çalındığını haykırması değil midir, aslında?"