Bunun, önemli bir çalışma olduğunu anlatan Öniz, şu değerlendirmeyi yaptı: "Burada gördüğümüz çapa sayısı 17 tane ve hepsi yan yana. Bir geminin yan yana nizami nasılsa deniz dibinde de aynı şekilde görüyorsunuz. Bu kadar Osmanlı çapasını bir arada görmemiştik. Fırtına sırasında aniden çapalarını kesip, bölgeden çıkmış veya aniden bir düşman filosuna saldırmak için çapaları bırakarak bölgeden hareket etmiş olabilir. Bölgede bulduğumuz diğer kalıntılarla bu gemilerin denizin üstündeyken karaya çekilmeden bakımlarının da yapıldığını gördük. Gemilerin bir kısmı savaşa hazır vaziyette limanda veya gizli üste beklerken birer birer bunları karaya yanaştırıyorlar. Karaya çekmeden belirli bir yöntemle iskele ya da sancak yönüne doğru iyice eğilmelerini sağlıyorlar, kurumasını bekleyip kalafatlama işlemini yapıyorlar. Böylelikle bakımı yapılan gemi, aniden müdahale gerektiğinde 15-20 dakika içerisinde hazır hale geliyor."
Osmanlı'nın denizi ne kadar iyi bildiği, ne kadar başarılı olduğu ve müdahaleye hazır beklediğinin bu "gizli deniz üssünden" anlaşıldığını vurgulayan Öniz, son yıllarda yapılan araştırmalarda Tunus'ta, Cezayir'de, Lübnan açıklarında çok sayıda Osmanlı batığının tesadüfen bulunduğunu kaydetti.
Bulunan çapaların, yerinde muhafaza edilerek dalış turizmine kazandırılmasını istediklerini belirten Öniz, bu yılki çalışmalarda 57 arkeolojik nitelikte batık belgelediklerini, bunun 42'sinin Antalya'da, diğerlerinin ise Mersin kıyılarında olduğu bilgisini verdi.