Yönetmen, senarist ve yapımcı Ceylan Özgün Özçelik, 2016’da ilk uzun metraj filmi ‘Kaygı’yı bitirmiş, ailesinin üç kuşak kadınlarından esinlendiği ‘18+’ adlı bir senaryo üzerinde çalışmaya başlamıştı. Bu süreçte ‘Kız çocuklarına cinsel istismar’ konusunu araştırırken sıkça kâbus gördü. Gördüğü kâbuslardan biri, ona SİYAD Ödülleri’nde En İyi Fantastik Film ödülünü kazandıran ‘13+’ filmine dönüştü...
‘Cadı Üçlemesi’nin ilk filminde 14 yaşında bir kızının karabasanına ortak oluyoruz. Bu karabasan aklınıza nasıl düştü?
2016 sonunda, ailemin üç kuşak kadınlarından esinlendiğim ‘18+’ adlı bir uzun
metraj senaryoya çalışıyordum. Şiddet okumaları yaparken, ‘kız çocuklarına
cinsel istismar’ konusuna özellikle yoğunlaştığım bir dönemde sıkça kâbus
görmeye başladım. Gördüğüm kâbuslardan biri, finali dışında her bir
ayrıntısıyla ‘13+’ya dönüştü. Penceresiz bir odada, farklı yaşlardan,
sınıflardan adamlar... Hepsinin gözü 14 yaşındaki kız çocuğunda. 13 sayısı hem
ergenliğe geçişi temsil ediyor hem de dini ve batıl inançlarla kuvvetli bir
bağı var.
‘Cadı Üçlemesi’yle
eşzamanlı olarak şiddet gördüğü kocasını öldüren Name Öztürk’ün yaşadıklarını
anlatan ‘Ankebût’ adlı kısa filmi de çekmiştiniz. Bu iki
film arasında nasıl bir bağ
var?
‘Cadı Üçlemesi’nin araştırma sürecinde, mahkeme dosyaları okudum, duruşmalarda bulundum ve cezaevlerini ziyaret ettim. Name, hamileyken kanlar içinde polise gitmiş, polis onu o eve geri göndermişti. Ailesinden destek istemiş, görememişti. Kendini öldürmeye çalışmış, adam hastanede tedavi görmesine bile engel olmuştu. Sekiz yıl şiddetin sonucunda meşru müdafaayla adamı öldürmüştü. Onu ilk kez istinaf duruşmasında gördüm. Bakışı, o an o salonu yıkacak kadar kudretliydi. Hafızama kazındı. Tahliye kararı çıktı. Cezaevindeyken gördüğü ve artık peşini bırakan bir kâbusu anlatmasını rica ettim.
Name Öztürk’e özel bir film mi yapmak istiyordunuz yani?
Evet. Yok ettiği kâbusunu dinlemek istiyordum. Bize yedi dakikalık bir ses kaydı gönderdi. Onu kimse desteklememiş, kimse duymamış. Bu sebeple filmde de yer yer sesini kaybedip buluyoruz. Name’nin dediği gibi bir ‘işgal’in içindeyiz. ‘Ankebût’un ve ‘Cadı Üçlemesi’nin yapısı bu ‘işgal’ üzerine kurulu.
Filmdeki kız çocuğu yakamadığımız cadılardan
Geçen hafta ödülü kazandıktan sonra “Kız çocukları ‘süper kadın’lar değildir. Yarının anneleri değildir. Kız çocukları çocuktur. Bu filmi kız çocukları için yaptık. Bu ödülü kız çocukları için alıyoruz” diye bir tweet attınız...
Dünya Sağlık Örgütü, her dört yetişkinden birinin çocukken tacize uğradığını söylüyor. Ben de uğradım ve tanıdığım sayısız kadın... Bu karabasan hep içimdeydi, ilk kez bu kısa filmle kusabildim. Bu korkunç yaralar, kalıcı hasarlar bırakıyor. Çocuk istismarı konusunda ülkemizdeki ve dünyadaki istatistiksel veriler gerçeğin çok uzağında.
Bu filmi kime yaptınız, kimde nasıl bir iz bıraksın istersiniz?
‘13+’ ile bir kız çocuğu ‘yakamadığınız cadılar’dan biri olarak nefes alıyor ve onu tehdit eden mekânı yıkıp yerine kendi özel bahçesini inşa ediyor. Bu filmleri dünyanın dört bir yanında dans eden tüm cadılara yapıyoruz. Kâbuslarımızı hep birlikte yok edeceğiz, düşler kurup dans edeceğiz.
Üçlemenin ikinci ve üçüncü filminde neye odaklanıyorsunuz, onları ne zaman
izleyebileceğiz?
Üçlemenin ikincisi ‘15+’ bir uzun belgesel. Evli oldukları adamların
şiddetine uğrayan iki tutuklu kadın bize cezaevinden sesleniyor. Üçlemenin son
filmi ‘18+’ gerçeküstü bir kara komedi. Bir ailenin üç kuşak kadınlarının
bayram kutlamasını ve ortaya çıkan sırları konu alıyor.