ÜRÜN SAYISI ARTTIKÇA ÖNÜMÜZÜ DAHA İYİ GÖRMEYE BAŞLADIK
Aslı-Murat Cengizer çifti, 6 yaşındaki kızları Zeynep’le Antalya’nın
Elmalı ilçesinde yaşıyor. 2016’da kırsal yaşama dönme kararı almışlar. “Eşim
mimardı. Ben radyo ve televizyonda çalışıyordum. Teşvikiye’de oturuyorduk. Her
şey yerli yerindeydi. Ne maddi ne manevi bir sıkıntımız vardı” diye anlatan
Murat Cengizer, bir gün kendisine “Çalışmak için mi yaşıyorum” sorusunu
sorunca bu, her şeyin başlangıcı olmuş. “Gerisi çorap söküğü gibi geldi” diyor
Cengizer: “Sürekli koşuşturma hali, sabahın beşinde kalkıp işe gitmeler,
krizler, belki işsizlik... Önümdeki 10 yılı düşündüm. Yine benzer şeyler
yaşayacaktık. Eşime ‘Şehirden gidelim mi?’ diye sordum ve geldik buraya.”
10 dönümlük arazide lavanta ekerek başlamışlar. Lavantadan sonra siyez
buğdayı, arpa, yulaf, yonca ve elma yetiştiriciliğine de girmişler. Yaz
aylarının hasat zamanı olduğu için tarlalarda koşuşturarak geçtiğini ama kışı
oldukça sakin yaşadıklarını anlatıyor. Ekonomik olarak da artık önlerini
görmeye başladıklarını söylüyor: “Zorlanacağımızı düşünüyordum ama öyle
olmadı. Her şeyden önce hayatı küçülterek buraya geldik. Çok şey üretiyoruz.
Lavanta işinden sonra arpa, yulaf ve yonca gibi hayvan yemi üretimi işine
girdik. Ürün sayısı arttıkça önümüzü daha iyi görmeye başladık. Şimdi
lavantanın yağını çıkarıp mamul haline getirerek pazarlama aşamasındayız.”
ÜNİVERSİTEDE DÖRT YILDA ÖĞRENDİĞİMİ BURADA BİR YILDA ÖĞRENİYORUM�
Yusuf Caner Aslan sanayici bir ailenin oğlu ve 27 yaşında. İşletme okumuş.
Ancak aile işinde kalmak yerine hayvan sevgisi nedeniyle çiftçiliği tercih
etmiş. 2013’te öğrenciyken iki inekle başladığı süt inekçiliği işini bugün
İstanbul Çatalca ’da 240 sağmal inek kapasiteli tesisle sürdürüyor.
“Tavuk, bıldırcın, kaz derken iş büyükbaşlara kadar geldi. İki inekle
başladım. Sonra 20 sağmallık çiftlik kurdum. 2018’den beri Çatalca’dayım. Bu
işi yaptığım için hem mutluyum hem de mutsuz. Çok para kazandığım söylenemez.
İdare ediyoruz diyelim. Süt üreticileri olarak sıkıntılı bir dönem
geçiriyoruz. Ama yine mutluyum. ‘Sevdiğin işi yaparsan hayatında bir gün bile
çalışmazsın’ diye bir söz vardır ya, işte o benim” diyor. Yaptığı işin
kendisine çok şey kattığını da söylüyor: “Üniversitede dört yılda öğrendiğimi,
burada bir yılda öğreniyorum. Bu iş beni olumlu yönde değiştiriyor. En
basitinden, eskiden yüksek binada oturmayı severdim, şimdi toprağı seviyorum.
Ayaklarım toprağa değsin istiyorum.”
HERKES ÇİFTÇİLİKLE GEÇİNEBİLİR AMA KADEMELİ GEÇİŞ YAPIN
Erhan Karacakaya 36 yaşında. Eşi Valerya ve üç buçuk yaşındaki oğlu
Likya’yla birlikte Kaş’ın Kasaba Köyü ’nde yaşıyor. Hindistan’da ormanın
içinde doğayla baş başa geçirdiği bir tatilin ardından Kaş’a yerleşme kararı
almış. “Hindistan tatili sonrası kendi işimi yapma kararı aldım. Bu konuyla
ilgili araştırmalarım, yolumu çocukluğumdan beri hayalim olan bahçe işlerine
yani çiftçiliğe çıkardı. Motosiklet tutkunuyum. Kaş’a çok gelip gidiyordum.
Burayı çok da seviyordum” diyor. Önce bir arkadaşının evine misafir olmuş.
Onun bahçe işleriyle ilgilenmiş misafirliği boyunca. Ardından kendine verimli
toprak ararken Kasaba Köyü’ne çıkmış yolu. Para kazanacağı iş olarak da
bölgede yaygın olarak yapılan seracılığı hedef seçmiş. Önce seralara işçi
olarak girmiş. Devamını kendisinden dinleyelim: “Seracılığın tüm detaylarını
öğrendikten ve ‘Tamam, ben bu işi yaparım’ dedikten sonra kendi seramı kurma
kararı aldım. Bu işin bana para kazandıracağını gördüm. Şimdi üç dönüm seram
var. Kapya biberi üretiyorum. Ancak kırsalda
çiftçilik yaparak geçinmek
için tek iş yeterli değil. Aşırı sıcaklar, dolu, soğuk gibi sizin kontrol
edemeyeceğiniz riskler var. Riski dağıtmak için birkaç iş birden yapmak
durumundasınız. Seracılık dışında 12 dönüm buğday ekiyorum. Bir de nar bahçem
var. Narlardan ayrıca sabun yapıyorum, nar suyunu dondurup kışın satıyorum.”
Erhan Karacakaya’nın benzer bir hayatın hayalini kuranlara bir de önerisi var:
“Herkes çiftçilik yaparak geçinebilir ama kademeli geçiş yapın.”
DÜNYA KADAR VERİMLİ TOPRAK EKİLİP BİÇİLMEDEN DURUYORDU
İzmir’de doğdu, İstanbul’da büyüdü, New York Berkeley College’da pazarlama
okudu, Londra Istituto Marangoni’de markayönetimi üzerine yüksek lisans yaptı.
Sibel Güdek 34 yaşında. Türkiye’nin en fazla göç veren illerinden Kastamonu
Daday ’da çiftçilik yapıyor. Onu köyüne geri getiren ne şehir yaşamının
stresi ne de doğanın cazibesi. Güdek, Budaklı Köyü’nde 60 dönümlük bir arazide
siyez buğdayı ekip un yapıyor, altı buçuk dönümlük bir başka arazide
Kastamonu’ya özgü benekli fasulye ve bamya yetiştiriyor, doğadan topladığı
kuşburnu, alıç, dağçileği gibi envai çeşit meyveyle reçel, pekmez ve marmelat
yaparak kendi markası ‘Mom and Pop’ adı altında pazarlıyor. “Ben şehirden
kaçan gençler tayfasından değilim. Ben ne şehirden kaçtım ne de doğaya
sığındım. Motivasyonum çok daha başka” diye anlatıyor: “Babam buradaki evi
tamir etmeye başladığında geldim ilk. Dünya kadar verimli toprağın ekilip
biçilmeden öylece durduğunu gördüm. Eğer dünyadan kopuk yaşamıyorsanız,
gözleriniz biraz açıksa bütün dünyada eğilimin doğal beslenme ve sağlıklı
yaşama doğru gittiğini görürsünüz. Bütün büyük marketlerdeki reyonlarda doğal
ürünlerin kapladığı yer ve çeşitlilik her geçen gün artıyor. Bu süreç devam
edecek. Bunu fırsat olarak gördüm, köyümde de bu fırsatı değerlendirebilmem
için gereken her şey vardı. ‘Mom and Pop’ adında bir markamız, ürünlerimizi
pazarladığımız bir internet sayfamız var. Bunlar zaten eğitimini aldığım
işler. Şimdi onların üzerine doğada yaşamayı, ekip biçmeyi koyuyorum ve
bunları yaparken de para kazanıyorum.”
İstanbul’u terk edenler artıyor
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre 2015’te 453 bin kişinin
İstanbul’a geldiği, buna karşılık 402 bin kişinin İstanbul’dan göç ettiği
görülüyor. 2016 ve 2017’de şehir aldığından daha fazla göç verdi. 2018-2019
döneminde 378 bin 305 kişi İstanbul’u terk etti.