Koronavirüsle mücadelenin asi çocuğu İngiltere, tüm dünyadan farklı bir yöntem
izlemeyi seçti. “İtalya’dan dört hafta gerideyiz, işler kötüleşecek,
sevdiklerimizi kaybedeceğimiz günler önümüzde” dedi başbakan. Nüfusun yüzde
80’inin virüsü kapacağını, bu kaçınılmaz durumun sonuçlarını hafifletmek için
virüsün kontrollü yayılmasını strateji olarak belirlediklerini açıkladı. Halka
da “Hayatınızı normal biçimde yaşayın” dedi.
Profesörlerin
yazdığı makale
İngiltere’nin kontrollü yayılma stratejisi, sadece 60 yaş üstü ya da
koronavirüs belirtisi
gösterenlere “Evde kal” prensibine dayanıyor ama bir zorunluluk yok,
gönüllülük esasında her şey. Bu strateji, halkın sağlığıyla kumar olarak
nitelendirildi; “İnsanlara değil, hayvanlara daha uygun bir uygulama” dedi
uzmanlar.
Başbakan Johnson ve ekibi stratejisini kademeli bir U dönüşüyle değiştirdi
geçen hafta içinde. Buna, Imperial College London profesörlerinin yazdığı
makalenin ilham verdiği söyleniyor. Makaleye göre İngiltere hükümetinin
kontrollü yayılma yöntemi en az 260 bin kişinin ölümüne yol açabilir. Tek
uygulanabilir strateji, yayılmayı bastırma/yok etme. Başbakan herkesi
şaşırtarak, “Sosyal temastan kaçının, yapabiliyorsanız evden çalışın, seyahat
etmeyin, tiyatrolara gitmeyin” dedi; cuma itibariyle de kafe, bar, tiyatro
gibi yerlerin kapatılması kararı alındı. Ama bu strateji değişikliği günlük
hayatta pek bir şey değiştirecek gibi görünmüyor.
Okulların kapanma haberiyse hafta ortasında geldi. Ancak okullar fiziksel
olarak kapanmıyor, sağlık çalışanları, dağıtım ve lojistik alanında çalışanlar
gibi kilit rollerde bulunanların çocukları okula gitmeye devam edecek.
İngiltere gibi bir ülkede okulları kapatmak İtalya ya da İspanya’dan daha zor.
Özellikle ekonomik olarak dezavantajlı çocukların gündüzleri gidebildikleri
tek güvenli yer okullar. Çocukların okula gittiği her gün ekonominin normale
yakın akmasına katkıda bulunuyor.
Ülkede tecritten en çok etkilenecek gruplardan biri, sıfır saatlik
sözleşmelerle çalışan, sayıları 1 milyonu aşan ve genelde 16-24 yaş arası
kişilerden oluşuyor. Sözleşmelerine göre iş yoksa ücret yok, hastalık ödeneği
ya da tatil hakları da. Her yer tamamen kapanmadan ek iş almaya ve acil bir
durumda kalacak yer ayarlamaya çalışıyorlar. Tecride bir kez girildi mi de ne
zaman çıkılacağını henüz kimse bilmiyor.
Londra’nın tecrit altına alınmasının planları dahilinde olmadığını söyledi son
olarak Johnson. İngiltere önlemler konusunda hâlâ dünyanın geri kalanından çok
farklı bir yerde. Hükümetin yayılmadan kaçınmayan politikasının toplumun en
kırılgan bireylerini gözden çıkarmış bir tavrı var ki bu insanı kıyametsel bir
karanlığa itiyor. Hepimiz hastalanacağız ve sadece ekonomik ve fiziksel açıdan
görece güçlü olanlar sağ kalacak. Ancak sosyal adaleti savunmak adına adımlar
atılmıyor değil. Bazı büyük marketler açılışlarının ardından ilk iki saati
sadece yaşlılara ayırdı. Korunmasızlara destek için büyük bir gönüllülük ağı
kuruluyor ülkede. Ruh sağlığı hastaneleri ve terapistler, sürdürülebilir bir
terapi yöntemi oturtmaya çalışıyor. Vakıflar evsizler için kalacak yer
ayarlamaları yapıyor.
Bunlar da benim yaşadıklarım
- Geçen hafta sonu Paris’ten döneli bir buçuk hafta, Bilbao’dan döneli sadece
beş gün olmuştu. Bakkala, işe giderken, otobüse binerken korkunç bir etik
sorgulama içinde buldum kendimi: Topluma karşı sorumsuzluk mu yapıyorum?
Mesela market sırasında 80’lerinde bir teyze gördüğümde, herhangi bir temastan
kaçınmak için sıradan çıkıyorum ve oyalanıyorum.
- Bir doktor ve hemşire çiftle konuştuğumda görüşlerinin Johnson’a yakın
olmasına şaşırdım. “Hepimiz kapacağız hastalığı, ne kadar erken yakalansak o
kadar iyi” dediler. Birçok insanın görüşü, “Sağlık sistemi iyice yıpranmadan
hastalanalım, geçsin”.
- Ben de kişisel katkılarımdan biri olarak panik alışverişi yapmadığımı
sanıyordum ki evde 10 paket kahve olduğunu fark ettim. Bir şekilde herkes
bilinmeze hazırlanıyor; belki de yeni ‘normal’ bu