Özet (TL;DR) @ 2019-04-12T13:32:06.000Z: Yeni Şafak yazarı Ömer Lekesiz, 'Kayyum yerine doğrudan belediye başkanı atanamaz mı?' başlığıyla yayımlanan yazısında "Yeter ki, bekamızı demokrasiye feda etmeyelim ve yanlışlıklar bataklığında…
Yeni Şafak yazarı Ömer Lekesiz, 'Kayyum yerine doğrudan belediye başkanı atanamaz mı?' başlığıyla yayımlanan yazısında "Yeter ki, bekamızı demokrasiye feda etmeyelim ve yanlışlıklar bataklığında çırpınıp durmayalım" ifadesini kullandı.
Ömer Lekesiz, "Kayyum yerine doğrudan belediye başkanı atanamaz mı?" başlığıyla yayımlanan yazısında "Ben oyumu HDP'ye vereyim ama devletimiz onun yerine mutlaka kayyum atasın, sozu son mahalli seçimlerin yegane incisi olarak epey rağbet gormuştu" dedi.
"Seçimlerden bugune kadar geçen on gunluk şu kısa sure içerisinde, kimi mahallerde devletin butunluğune karşı sergilenen olumsuz davranışlar, ferdi şımarıklıklar, bayrak başta gelmek uzere milli simgelere karşı yapılan saygısızlıklar da açıkça gosterdi ki, zikrettiğimiz soz, seçimi de aşan toplumsal bir hakikate isabetle soylenmiş bir sozdur" ifadesini kullanan Lekesiz, sozlerine şoyle devam etti:
Bir mahalde bulunmak, o mahallin kendisine mahsus şartlarıyla, anlayışlarıyla, telkinleriyle kuşatılmış olmak demektir ki, şehir, ilçe, belde başkanlığı seçimlerinde akrabalıkların, buyuk aile gruplarının ve hatta kavmiyetlerin bir tercih nedeni olması da bu kuşatılmışlığa dahildir. Dolayısıyla bu kuşatılmışlık, şahane yonetim sistemi olan muhteşem demokrasinin(!) tahakkuku ve işleyişi bakımından olumsuz gorulebilirse de, insani değerler, toplumsal bağlar ve aidiyetler açısından olumsuz gosterilemez.
Vaktaki, 'Ben oyumu HDP'ye vereyim ama devletimiz onun yerine mutlaka kayyum atasın' şeklindeki seçmen tercihi, mezkur bağlamda insani yanlarıyla onemli bir gerçekliğe isnat ettiği kadar, mahalli bir gerçekliğe de isnat etmektedir.
Mahalli gerçeklikten kastımız, muktedirlerin satranç tahtası, uluslararası silah tuccarlarının en buyuk pazarı, Yahudilerin Haçlıları yedeklerine alarak Muslumanlar aleyhine kaynattıkları fitnenin kazanı; iç savaşların, toplu katliamların, zulumlerin, surgunluklerin merkezi haline gelen yerlere yakınlığı nedeniyle devletin ozel korumasına, denetimine ve yonetimine muhatap bulunan mahallerin taşıdıkları ozel hassasiyettir.
Zikrettiğimiz soz işte bu manada, aile, kavmiyet bağları hatta yukumlulukleri gereğince duygusal bir gerçekliği içkin iken, aynı zamanda devlet bilinci (beka kaygısı), guçlu yonetim talebi bakımından da (kelimenin en geniş anlamıyla) milli bir gerçekliği haizdir.
Bu tefsiri biraz daha genişletecek olursak: Zikredilen bağlamda son iki yıl içinde ilgili şehirlerde ve ilçelerde yaşananlar soz konusu durumun en guçlu karinesidir.
Sınır bolgesindeki şer guçleriyle ittifak halinde olan kimi şahıs ve grupların belediyelere devlet tarafından verilen imkanları, askerin hareket kabiliyetini ve erişim imkanlarını sınırlamak, malum teror orgutleri yararına hendek açmak, silah ve cephane depoları oluşturmak, toplu imha tuzaklarının kurulmasına aracılık etmek uzere seferber etmeleri, hatta belediyelere ait resmi plakalı araçları teroristlere tahsis ederek, guya tamirat, tadilat yapmak, arıza gidermek bahanesiyle onları savunma merkezlerine eriştirmeleri, hafızalardaki yerini korumaktadır.
Devletçe sağlanan belediye imkanlarının bu minvalde kullanılması, gerçekte halka hizmet için tahsis edilen bu imkanlardan onların yoksunlaştırılması demektir. İlgili beldelerde kayyumlar eliyle son iki yılda gerçekleştirilen hizmetlerin neden olduğu buyuk beğeni, onceki yıllardaki bu yoksunluğun boyutunu gostermeye yeterlidir.
(C) AA / İbrahim Erikan
İşte bu nedenledir ki, bolge insanı, duygusal gerçekliklerle yapmak zorunda olduğu tercihin, seçimle arzuladığı sonucu uretmeyeceğini, dolayısıyla kendi tercihinin devletin çıkarları, beka hassasiyeti bakımından yeniden devlet aklıyla değerlendirilmesi ve asıl sonucun bu yunde tahakkuk ettirilmesi gerektiğini, tevilini imkansızlaştıran bir katiyetle, somutlukla ifade etmektedir.
Aslında konunun daha da derinine inildiğinde, fetişleştirilmiş demokrasinin (ve her ne demekse, demokratik hakların) korunması kaydıyla, mahalli yonetimlerin de (tıpkı universite rektorlerinde olduğu gibi) merkez tarafından atanma yoluyla belirlenmesini, artık tartışma masasına yatırmak gerekmektedir.
Bizim kesimdeki yazılanları itina ile dikizleyen malum fitne çevrelerine malzeme vermemek için peşinen belirteyim ki, bu yazı siyasi bir yazı değildir ve şahsen ben de demokrasiye inanan, ona itibar eden biri değilim. Ancak, devlet ve millet tarafından benimsenmiş bir yonetim tarzı olması bakımından onun sınırları ve gereklilikleri içinde hareket etmek ve konuşmak durumundayım.
İHA
Soz konusu derinlik bağlamında, bir konuda aynı yanlışı tekrarlamanın zaman ve guç kaybına neden olduğunu gozetebilenlere, ilgili mahaller için uygun olanın en iyisini arama sorumluluğunun yuklediğini duşunuyorum.
Seçimlerden çok kısa bir sure once, sorunlu mahallerde bulunmuş biri olarak, kayyumlar eliyle gerçekleştirilen altyapı çalışmalarının, halk ile kaynaşmanın, hemen her duzeyde halkın dertlerine derman olmaya çalışmanın doğurduğu memnuniyetten hareketle bu değerli kazanımın demokrasiye, seçime feda edilemeyeceğinin altını çizmek istiyorum.
Yine de sozum ona demokrasiden taviz vermeyecek şekilde ve yine onun içinden, teklif ettiğim atama konusuna mahsus bir form uretilebileceği gibi, partili cumhurbaşkanı (devlet başkanı) seçmenin buna kendi başına demokratik bir dayanak olarak yeterli gelebileceğini ve bu bahiste onu tekrar seçmemenin onun ilgili seçimlerini seçmemek olacağını tutarlı bir tez olarak one surmek de mumkundur.
Yeter ki, bekamızı demokrasiye feda etmeyelim ve yanlışlıklar bataklığında çırpınıp durmayalım."
Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.