Özet (TL;DR) @ 2019-04-12T23:59:00.000Z: Musa Özuğurlu’ya göre Cezayir, Libya’daki çalkantıların ardından Sudan’ı 30 yıldır yöneten el Beşir’in devrilmesine ‘2’inci Arap Baharı demek için erken’. Özuğurlu, ‘Ortadoğu'da iktidar olanların…



Musa Özuğurlu'ya gore Cezayir, Libya'daki çalkantıların ardından Sudan'ı 30 yıldır yoneten el Beşir'in devrilmesine '2'inci Arap Baharı demek için erken'. Özuğurlu, 'Ortadoğu'da iktidar olanların gitmeyi bilmediği' goruşunde. İstanbul'da 'Ortadoğu Konferansı' duzenleyen KESK'ten İlhan Yiğit'se, bolgede emek platformu oluşturma hedeflerini anlattı.

(C) REUTERS / Hani Amara

Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyası, 2011'deki sarsıntıların ardından yeniden hareketlenmiş gorunuyor. Cezayir'de seçimlerin iptaline yol açan kitlesel gosteriler Devlet Başkanı Abdulaziz Buteflika'nın istifasını getirirken, Kaddafi'nin linç edilerek olumuyle parçalanmış bulunan Libya'da General Haftar'ın Libya Ulusal Ordusu, başkentteki siyasal İslamcı hukumet karşı atağa geçti. Sudan'da ise aralık ayında yoğunlaşan 'ekmek isyanları' Darfur katliamları nedeniyle uluslararası planda 'sabıkalı' olan ve darbeyle iktidara geldiğinden bu yana ulkeyi 30 senedir yoneten Ömer el Beşir'i koltuğundan indirdi.

Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyası yeniden hareketlenirken, Turkiye'de de Kamu Emekçileri Konfederasyonu (KESK) bu hafta sonu Fas'tan Suriye ve Filistin'e uzanan konuk temsilciler eşliğinde bir Ortadoğu Konferansı duzenliyor.

Bolgedeki gelişmeleri ve konferansı Suriye'de uzun yıllar gorev yapmış Artı TV yorumcusu ve Gazete Duvar sitesinin yazarı Musa Özuğurlu ile KESK Merkez Yurutme Kurulu (MYK) uyesi İlhan Yiğit ile konuştuk.

' İKİNCİ ARAP BAHARI DEMEK İÇİN ERKEN'

Musa Özuğurlu, Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyasındaki ulkelerin hem kendi iç meseleleri hem de rekabet ve çıkar ilişkilerinde ciddi sorunlarla karşı karşıya olduklarını vurgularken, çok geniş kitlelerdeki hareketlenmelerin dikkatlerden kaçırıldığını anımsattı. Emek temeli uzerinden sınıfsal ayrımların giderek su yuzune çıktığını anımsatan Özuğurlu'ya gore ancak tum bu yaşananlara 2011'de IŞİD ve el Nusra gibi radikal dinci ve mezhepsel vakalarla sonuçlanmış Arap Baharı demek için erken:

"İkinci Arap Baharı demek için bence erken. Irak hala sorunlarını çozebilmiş değil. Suriye kendi içinde birtakım sorunları çozebilmiş değil. Toplumsal bir travma var, ekonomisi var, gidilmesi gereken siyasal bir ajanda var, İdlib, Kurt bolgesi meselesi var, İran hem diğer İslam ulkeleriyle hem de Amerika Birleşik Devletleri ile çok ciddi bir donemden geçiyor, Suudi Arabistan Katar ile problemler yaşıyor, Cezayir'de Buteflika gitti ama yeni gelen Abdulkadir bin Salih'de tarih verince seçimler için halk tekrar sokaklarda, Libya'da Hafter ilerlemeye çalışıyor, Sudan'da ekmek zammı ki ekmek meselesi aslında Ürdun ve Mısır'ı harekete geçirmişti. Kimse bunları hatırlamıyor. Lubnan'da 14 Martçılarla 8 Martçılar hareketi, uzağa gidersek Endonezya, Pakistan, Hindistan, Filistin bunların her birisinin ikili, uçlu bir şekilde yaşadıkları problemler de var. Yeni hareketlenme soz konusu. Bu ulkelerin siyasetçileri, bu ulkelerin siyasetçilerinin karşılarındaki muhalefet ve batı ile ilişkileri…. Ama 10 milyonlarca insan var. Hep boyle din uzerinden, siyasal parti veya hareketler uzerinden anlatılmaya çalışılıyor. Fakat sesi çıkmayan, kendilerinden hiç bahsedilmeyen, ekmek meselesi yuzunden mesela el Beşir'i deviren, daha once Mısır'da, Ürdun'de sokağa çıkan, Suriye'de başka yerlerde sebebi ne olsun dışarı çıkan 10 milyonlar var. Bunlardan kimse bahsetmiyor ve bunların emek temeli uzerinden de, sınıf temeli uzerinden de kimse gormuyor. Mezhep temelli, 'gerici' olarak adlandırılan birtakım orgutlerle değil, IŞİD, El Nusra gibi, ona benzer bu sebeplerle bu ulkelerde tezahurunu goreceğimiz birtakım orgutler vasıtasıyla değil ama insanların bilinçli şekilde daha guzel bir hayat için ortaya çıkmış olmalarını veya bunların daha sonra bunların çıkacak olmalarını umit ediyorum."

' ORTADOĞU'DA GELEN GİTMİYOR, BÖYLE BİR ÖZELLİĞİ VAR'

Özuğurlu'na gore Ortadoğu ulkelerindeki temel mesele iktidara gelen yoneticilerin 'iktidardan gitmeyi bilmemeleri'. Boylesi koşullarda devreye ordunun girdiği bir iklim yaratıldığını belirten Özuğurlu, Mısır'da İhvancı lider Mursi'nin devrilmesine yol açan çalkantıda halkın en az yarısının Tahrir Meydanı'nı merkezine alan istifa çağrılarına kulak tıkanmasını anımsattı. Özuğurlu, Sudan'da ise darbeyle iktidara gelmiş olan el Beşir'in yine ordunun saf değiştirmesiyle alaşağı edildiğini vurguladı:,

"Yoneticiler ulkelerin kaderlerini kendi kaderlerine bağlıyorlar. Kendilerine herhangi zararın gelmesi durumunda bunun ulkeye zarar olduğu konusunda ısrarcılar. Ama halk her zaman onlar gibi duşunmuyor. Ordu hareket geçmiş, bu darbe midir yoksa ordunun saf değiştirmedi midir, bunun konuşulması gerekiyor. Mısır'da Mursi'yi destekleyenlerden çok daha fazlası Mursi'ye karşı gosteri yaptı ve boyle bir davet soz konusuydu. Bu hala bir yontem olarak savunmuyorum. Ama insanlara artık başka bir seçenek de bırakmıyorlar. Boyle bir ozelliği var Ortadoğu'nun maalesef. Gelen gitmiyor. Bu Arap İslam dunyasında Ronesans olur mu, yeniden yapılanma olur mu, insanlar artık mesela gerçekten belli sureler için birini seçip ona emanet etmeden sadece sorumluluğu yukleyebilir mi, boyle bir bilinç duzeyi oluşabilir mi, bunu bilemiyorum. Ama eninde sonunda olacak. Sudan'da, Cezayir'de olan, daha oncesinde başka ulkelerde meydana gelen hareketler bunun için umitvar olmamızı duşunduruyor. Ülkerlerde insanların gitmesi çok zor ve bazen de bu şekilde kanını, canını vererek zorlamasıyla… Mesela Sudan'da ordu geldi, IŞİD'i devirdi, hayır. Ordu zaten Beşir'in emrindeydi ve Beşir'i deviren bizatihi kendisiyle birlikte Darfur olaylarında yer alan başkalarını gorevden alarak birinci yardımcısını goreve getiriyor ve kendi yakınındaki adamdır kendisini deviren. Ordu buna zorunlu da hissetti kendisini. Yani halk orduyu zorluyor buna. Çunku halkın elinde silah soz konusu değil. Dolayısıyla bunun boyle bir mekanizmayla olması gerekir. Halkın bir zorlaması da var."

' SUDAN MEDYASI İKİYE BÖLÜNDÜ'

(C) REUTERS /

Sudan'daki yonetim değişikliğinin Arap basınındaki yankılarını da aktaran Özuğurlu'ya gore kamuoyunun bir kısmı Beşir'in duşuşunu Batı'nın komplosu olarak gorurken, diğerleri onun zaten bir diktator olduğunu soyluyorlar. Buteflika'nın ise Beşir'e benzemeyen bir kişilik olduğunu belirten Özuğurlu, İslam ulkelerinde bu tur sarsıntılarda hemen Batı bağlantılı yahut İsrail'i temel alan komplo teorilerinin gundeme taşındığını anımsattı. Özuğurlu'ya gore Sudan'daki manzara halkın ordunun artık sessiz kalamayacağı duzeyde isyanının sonucu oldu:

"İkisi arasında herhangi bir kıyaslama soz konusu değil. Buteflika uzun yıllardır orada. Ama Buteflika'nın Cezayir'e verdikleri butun İslam dunyası tarafından biliniyor. Bun anlamda tarihe geçecek isimlerden biri olarak gorunuyor. Ama el Beşir ile ilgili olarak aynı şeyler soylenebilir değil. Sudan medyası tamamen ikiye bolunmuş durumda. El Beşir ile ilgili çok ağır eleştiriler yapanlar da var ama el Beşir'in kendi ulkesinde reform yaptığını iddia edenler de var. Başarılı olmamasına rağmen boyle bir tavır içiresinde olduğunu soyleyenler de var. Ama bir Buteflika, Beşir karşılaştırması değil. Bazı ulkelerdeki gazetelere baktığımızda kimisi 'el Beşir de zaten bir diktatordu, gitsin, iyi ki gitti', kimisi de aynı zamanda batının bir komplosu olarak goruyor. Ve bu şekilde değerlendiriyor. Bu yorumların yapanların hepsine İslamcı diyemem. İçlerinde soldan bakanlar da var ama şoyle bir refleks de oluşmuş durumda. İslam ulkelerinde herhangi bir şekilde bir hareketlenme olduğu durumda, gozler içeriden once dışarıya çevriliyor. Ama İslamcılara bakacak olursak, birçoğunun bunun doğrudan batı emperyalizmi, ama bu ifadelerde bunun batının bir işi olduğunu hatta her Ortadoğu'da dinsel kesimlerin işline gelmeyen bir duruma soz konusu olduğunda doner dolaşır İsrail, Siyonizm'e gelir. Buraya kadar işi vardıranlar var. Suudi Arabistan arkasında başka ulkelerin olduğu yonunde yorumlar da var. Bunların da batı ile hareket ettiği bilindiği zaman dolayısıyla bir zincirleme bağlantıyla komplo teorilerine kadar ulaşıyorlar ve bu şekilde yorumlarını yapıyorlar. Olan orada birtakım gosteriler ve ordunun zaten Beşir'in emrinden çıkmaması, ama halkın bir sure sonra baskısı arttıkça, milyonlara ulaştıkça ordunun da dayanamıyoruz, kusura bakma demiş olması."

' ORTADOĞU COĞRAFYASI ÖTEDEN BERİ BİR DİZİ İŞGALLERE SAHNE OLMUŞ'

KESK MYK uyesi İlhan Yiğit ise işgallere, savaşlara sahne olmuş bir coğrafya olan Ortadoğu'da insanlık tarihinin 'kader' diye gorulenleri değiştirmek için çok ciddi hamleleri bulunduğunu anımsattı. KESK olarak duzenledikleri Ortadoğu konferansıyla butun bolgedeki emek orgutlenmelerini bağımsızlık, ırkçılığa karşı halkların kardeşliği, emekçileri ortaklaştırmayı temel olarak duzenlediklerini anlatan Yiğit, gorevlerinin bolgede hakiki demokrasinin kok salması için çalışmak olduğunun altını çizdi:

(C) AP Photo / Oded Balilty

"Ortadoğu coğrafyası oteden beri insanlık tarihinde çeşitli egemen guçler tarafından ilgilenilmiştir. Bununla ilgili bir dizi savaşlar, işgaller olmuş. Hakikaten bulunduğumuz coğrafya oyle bir coğrafya ki butun medeniyetlerin beşiği, dinlerin çıktığı yer olarak gosterilir. İbn-i Haldun'un dediği gibi coğrafya kaderimizdir. Bu coğrafyada makus bir talih olarak akla gelebilir. Ama bunun kaderimiz olmadığını insanlık tarihine, toplumsal mucadelelere baktığımızda bunun oyle olmadığını gosterecek bir dizi ornekler var. Anadolu'da ornekleri var, Celali isyanları var, İslamiyet'in ilk donemlerinde ilk komun sayılan Karmatiler hareketi var gibi listeyi uzatabiliriz. Dolayısıyla bir konfederasyon olarak kuruluşundan bu yana bir ermek orgutu olarak emperyalizme karşı bağımsızlığı, ırkçılığa karşı halkların kardeşliğini, savaşa karşı barışı savunan bir orgut olarak coğrafyamızda meydana gelen ve biz emekçileri doğrudan ilgilendiren bu olaylara karşı kayıtsız kalmadık diğer emek orgutleri gibi… Tunus içinde ciddi sendikal hareketler var. Dolayısıyla KESK olarak da ikincisini duzenlediğimiz birincisini 2015'te duzenlemiştik Ortadoğu Barış Konferansı'nı. Orada da esas olarak 2011'deki 'Arap Baharı' denilen AKP hukumetinin devamı kuşkusuz var. Ortaya koymuş olduğu yanlış Ortadoğu politikaları, içeride ve dışarıda yurutmeye çalıştığı siyasal İslamcılığın bence genetik kodlarına işlenmiş, iktidara geldiğinde bunu Tanrı'nın kendisine bir lutfu ve aslında iktidarın kaynağı olarak da siyasal kodlarında başka bir yere ilahi bir guce dayandırdığı için o kaynağı ve onun yeryuzundeki temsilcisi olarak kendilerini gordukleri için ciddi olarak bu konuda surdurdukleri bu iktidarın emek karşıtı olarak antidemokratik bir tutum içinde devam ettiğini gormekteyiz. Ortadoğu'da hakikaten yonetim şekillerine baktığımızda, bu yonetimlerin demokrasiden nasibini almadığını çeşitli ornekleriyle gorduk."

' İKİNCİ ORTADOĞU BARIŞ VE EMEK KONFERANSI'

Yiğit, KESK'in duzenlediği 'İkinci Ortadoğu Barış ve Emek Konferansı'nı anlattı. Yiğit, İstanbul Bakırkoy'deki Tarık Akan Kultur Merkezi'nde gerçekleşecek konferansta, gazeteciler, akademisyenler ve alanın uzmanları bir araya geldiğini belirtti:

"Birincisi de oyleydi bundan 4 yıl once duzenlenmişti. 4 yıl once 1 Şubat 1 Mart tarihleri arasında duzenlediğimiz bu konferanslar sırasında başlatılan Arap Baharı denilen surecin kendisinin içerisindeki yansımasına bağlı olarak duzenlediğimiz konferansta uluslararası sendikal orgutlerin ozellikle Ortadoğu coğrafyasında Fas'tan Kuzey Avrupa hattı uzerinde Akdeniz ulkelerindeki emek orgutleri ile bir araya gelmiş bu konuda emekçiler olarak bir inisiyatif koyma noktasında bunun mekanizmalarını oluşturmaya çalışmıştık. Boyle bir taban boyle bir olasılık boyle bir olanağın olduğunu goruyoruz. Savaş her zaman emekçilerin aleyhinedir. Ölen çocuklar yoksul emekçi çocukları, sofralarından giden lokmalardan siperlerde ya da katliamlarda verdikleri canlarımızdır. Bu sureçte ikincisini duzenlediğimiz Ortadoğu Barış Konferansıyla uluslararası katılım olacak. 5 oturumlu olacak bu konferansımız. İlk oturum Ortadoğu'nun tarihsel arka planı ve değişen dengeler. Katılımcılar, kamuoyunun yakından bildiği ulusal ve uluslararası duzeyde moderator olarak Hamide Yiğit, Kemal Cendubi, Fransa'nın Yemen Özel Temsilcisi olarak gorev almış. Hediye Levent, sahada ve gazeteci ve Prof. Dr. İlhan Uzgel, uluslararası ilişkiler çerçevesinde yazılarıyla biliyoruz. Ortadoğu'nun kadim iki sorunu var. Filistin sorunu ve Kurt sorunu. Ortadoğu'da ozellikle emperyalist guçlerle enerji politikalarının oradaki yer ustu zenginliklerinin somurgeleştirilmesi surecinde kullanılan iki enstruman olarak karışımıza çıkıyor. Bunlardan biri Filistin sorunu, moderator olarak Ortadoğu uzmanı Tayyip Bulut, Leyla Halit Filistin'den bilinen bir isim. Erman Abdullal yine Filistinli siyasal analist, bu katılımcıların olduğu yine bir oturum. Kurt sorunu uçuncu oturum. Özturk Turkdoğan moderator, Sezgin Tanrıkulu, Prof. Dr. Mithat Sancar ve Yusuf Karataş arkadaşlarımızın katıldığı bir oturum. Savaşta en fazla mağdur olan ve kole pazarlarında cariye olarak satılan kadınlar ve kadın mucadelesi ve elbette barış. Burada da yine moderator olarak Eren Keskin var. Emek oturumu da olacak. Çeşitli illerden sendikaların katıldığı onerilerin sunulduğu bir Ortadoğu ve Emek Konfederasyonu'nun oluşturması noktasında mekanizmalarının oluşturulmaya çalışılan bir oturum olacak. Bakırkoy Tarık Akan Kultur Merkezi'nde olacak."