Özet (TL;DR) @ 2019-04-07 08:18:30.217110: İşte o gün de geldi çattı… Bir zamanlar Yeşilköy, sonra da Atatürk diye adlandırdığımız İstanbul’un ilk havalimanına bu hafta sonu veda ettik. Geride sadece anılar kaldı. Sadece tek tek her birimizin…
Ataturk Havalimanı'nın 05/23 numaralı pistine son defa inerken gozleri dolmayan bir Turk pilot var mıdır? Kolay değil; yılların anısı, telaşı, heyecanı... Teker piste son defa değiyor ve her şey birer anıya donuşuyor...Britanyalı yazar Alain de Botton, Londra'nın Heathrow Havalimanı'nda geçirdiği gunlerden sonra kaleme aldığı 'Havaalanında Bir Hafta' kitabında şoyle yazar: "Bir Marslı medeniyetimizi tanımak için tek bir yeri ziyaret etmek isteseydi onu bir havaalanına goturmek yeterdi. Teknolojiye duyduğumuz sadakatten doğayı tahrip etmemize, karşılıklı iletişimimizden seyahat etmeyi romantikleştirmemize kadar her şeyi bulabilirdi burada."De Botton'un misafir etmek istediği Marslıyı alıp Ataturk Havalimanı'na goturseydik ya da onun belgeselini izletseydik bizler hakkında ne duşunurdu acaba?
Ataturk, incelemek için bir uçağa binerken; 6 Eylul 1937.Evvela (hele dunyanın diğer birçok havalimanını da gormuşse) sıcak ve samimi bir evimiz olduğunu duşunurdu herhalde. Sonra da bu evin 'İç Hatlar Terminali' adını verdiğimiz odasında, pek kaçgoç olmadan, çocuk çombalak, diz dize, bir arada yaşadığımızı anlardı. 'Dış Hatlar' dediğimiz bir başka odayı da kendimizden çok misafirlere ayırdığımızı, orayı daha ferahfeza, bir yandan da protokol gozeterek tutmak istediğimizi varsayardı. Haksız mı? Ataturk Havalimanı'nın Dış Hatlar'ı, İç Hatlar'la kıyaslarsak Anadolu evlerinin 'misafir' odalarına benzemiyor muydu? Üzerine ortu serilen; kapısı konu komşu ziyaretinde bile değil, ancak uzaktan birileri geldiğinde açılan...
Ajda Pekkan Paris seyahatine çıkıyor (1970'ler)
1970 'ler: Durum fevkalade perişan!Bu hep boyle değildi. Özellikle de
Yeşilkoy Havalimanı, 1985'te 'Ataturk' adını alarak, bir anlamda yeniden
açılmadan once, hayat hem çalışanlar hem de yerli ve yabancı yolcular
açısından daha zordu. 'Misafir' odası falan yoktu bir defa. Hizmetler
yetersiz, terminal tıklım tıklımdı; teknolojik olarak da Batılı muadillerinin
gerisindeydi. 1970'lerin sıkıntılı politik ve ekonomik atmosferi, Yeşilkoy'de
de kendini gosteriyordu. 1971'de uygulamaya konulan, mimar Hayati
Tabanlıoğlu'na ait yeni master plandaki iyileştirmeler, Turkiye'nin içinden
geçtiği finansal darboğaz nedeniyle bir turlu hayata geçirilemedi. Planda dort
yeni terminal binası ongoruluyordu, eski pist yeniden yapılacaktı, ek binalar
devreye girecekti. Olmadı.
Bir yandan ihtiyaç giderek artıyordu. Gurbete çalışmaya giden işçilerimizin eli biraz para tutmaya başlamıştı; memlekete gelip giderken artık uçak da tercih ediyorlardı. Yeşilkoy'un yuku ağırlaşmıştı ama ne terminal binaları ne de yenisi 1972'de açılan iki pist ihtiyacı karşılıyordu. Meselenin vahametini, 1970'te havalimanını teftişe giden İstanbul Valisi Vefa Poyraz'ın gazetecilere verdiği beyandan anlayın: "Durumu fevkalade perişan buldum!"
Değişim, yuzumuzu dışarıya donduğumuz 1980'lere sarktı. Memleketin tarihiyle paralel olarak, once 1970'lerin kavgası, sonra 12 Eylul'un boğucu ortamı atlatıldıktan sonra Turkiye, dunyaya daha derli toplu bir havalimanı sunabildi. Turgut Özal'lı yılların sonuca donuk pragmatizmi burada da işliyordu. Havalimanının ismi değişmeden iki yıl once, 1983'te, Dış Hatlar Terminali, İç Hatlar oldu. Yurtdışına gidip gelecekler içinse yeni terminal binası yapıldı. Havalimanı da memleket de toplum da rahatladı. Nasıl rahatlamasın? Bir defa, "Aman el aleme rezil oluyoruz" endişesi biraz olsun azaldı. 1980'lerden bu yana gazete haberlerine bakınca, zaman zaman meseleye bu açıdan da yaklaşıldığını goruyorsunuz. Eh, sonuçta 'İstanbul'un dunyaya açılan kapısı' daha derli toplu olmalıydı.
Yeşilkoy Havalimanı'nın
Dış Hatlar Terminali kapısı.
Karar ımı verdim,
ilk u çakla Avrupa'ya gideceğiz sevgilim!2000'de yine Dış Hatlar
Terminali'nin yenilenmesi de herhalde bu kolektif kaygının sonucuydu. Halbuki
aynı yıllarda yeni havayollarının da serpilmesiyle iç hat yolculuğu
patlamıştı. Sonuç değişmedi; ailedeki kuçuk çocuğun, buyuğun eski
kıyafetlerini giymesi gibi, iç hatlar yolcusuna yine dış hatların eskiyen
cicileri verildi. Ama bu da yetmedi. Turistler 'perişan' olmaya devam etti.
Üstune, hacı adaylarının artan oranlarda havayolunu tercih etmeye başlaması,
dış hatlar çilesine yeni bir boyut ekledi.Ama 'toplumun aynası' olması
beklenen Yeşilçam, bu kaygıyı bizlere hiç hissettirmiyordu. Nasıl 1970'lerin
Ertem Eğilmez filmleri, seyircisine o donemde yaşanan buyuk toplumsal
kutuplaşmayı aksettirmediyse, Yeşilçam da, hele yine 70'lerde, İstanbul'un tek
havalimanının ne buyuk derbederlik içinde olduğunu bizlere anlatmadı. Orayı
hep derli toplu gosterdi. Çunku havalimanı o yıllarda zenginliğin simgesiydi.
Batı'ydı. Avrupa'ydı. Çabasız şıklık, tatlı bir ferahlıktı. Hem varsıllığı hem
medeniyeti aynı anda anlatacak daha iyi bir sembol yoktu ve o sembol de ancak
Avrupa soz konusu olunca (ABD bile değil) işe yarıyordu. Öyle ki, o filmleri
izlediğinizde Yeşilkoy'den sadece Avrupa'ya gidilip gelindiğini sanırdınız.
Sanki Doğu'ya ancak atadan/dededen kalma yontemlerle ulaşılırdı. Mesela İran'a
gitmek isteyen Topkapı Otogarı'nın yolunu tutabilirdi. Uçmak başka bir şeydi!
Hosteslik ozellikle 70'li yılların altın mesleklerindendi.
Kamusal mek anların tadı tuzu şohretler izini kaybettirir olmuştuUludağ
Sozluk isimli internet forumunda, bir kullanıcının isabetle belirttiği uzere
Yeşilçam, Yeşilkoy'den Avrupa'ya uçardı. Hem de ilk uçakla! Bu filmlerde
nedense ulkenin ismi zikredilmez ama kararın gerekçesi keder de olsa neşe de,
ivedilik muhakkak 'ilk uçakla' diyerek belirtilirdi: "Kararımı verdim, ilk
uçakla Avrupa'ya gideceğiz sevgilim!" Artık İstanbullu ilk uçakla nereye
gidecekse ya şehrin adını taşıyan yeni havalimanına ya da dunyanın ilk kadın
savaş pilotunun ismiyle anılan, 'karşıdaki' Sabiha Gokçen'e yolunu duşurecek.
Çunku uluslararası otoritelerce dunyanın iyi havalimanları arasında gosterilen
Ataturk Havalimanı'nın şehre yetmediğine kanaat getirildi. Boylece dunyanın en
gorkemli inişlerinden biri (Marmara uzerinden, hele de geceyse gemilerin ve
teknelerin ışıkları eşliğinde) de tarihe karışmış oluyor. Ne yalan soylemeli;
bir yandan sitelerin, apartmanların hemen uzerinden, şehrin orta yerine
inmekten kaynaklanan tedirginlik de ortadan kalkıyor.
Dahası var: Gurbetçilerin ilk oyları kullanma klasiği başka yerde yaşanacak. Zaten tadı kaçmıştı; gurbetçiler oylarını eskisi kadar açıklamıyor, yurttakilere bir seçim anketi zevki yaşatmadan ortadan yok oluyorlardı. Sadece onlar mı; kamusal mekanların tadı tuzu şohretler de havalimanında izini kaybettirir olmuştu. Özellikle 2000'li yıllardan itibaren VIP kapılarından geçip gidiyor, eşofmanları, guneş gozlukleri ve beyzbol kepleriyle, Ataturk Havalimanı'nın hakikaten orneği az gorulen ayrıcalıklı 'lounge'larında oturuyor, halka karışmıyorlardı.
Donelim şu meraklı Marslımıza... Bu uzaylı arkadaş, bir şekilde Ataturk Havalimanı'nın son faaliyet gunune gelseydi, terminalden çıkar çıkmaz, eminim şunu derdi: "Burayı da amma duman altı yapmışsınız kardeşim!" Ayrıca yine haklı çıkardı. Sonra da gider gezegeninde, "Turk gibi sigara içmek diye bir şey var" deyip bizleri uzayda bile kategorize ederdi. Ataturk Havalimanı'nın yaşantımızı boyle gundelik detaylara dek tanımlayabilme gucu vardı.
Bakalım, İstanbul Havalimanı bizi bu kadar anlatabilecek mi?
**Bir taraftar faaliyeti olarak 'hoş geldin'cilik
Eski havalimanı, memlekete gelen yabancı oyuncuya duyulan heyecanın da
barometresiydi. Taraftarlar yeni transferi uçaktan indiği gibi omuzlara alır,
o ana dek biraz da urkmuş olan futbolcuyu kavga gurultu onu bekleyen arabaya
kadar 'elden ele' iletirdi. Transferin buyukluğuyle ortamın boğuculuğu doğru
orantılıydı. Yakın tarihin orneklerinden Fenerli Van Persie, Galatasaraylı
Sneijder, Beşiktaşlı Guti için yapılan karşılamalarda rekor sayılara
ulaşılmıştı. Tabii dikensiz gul olmaz; bu karşılamalarda bir sorun vardı.
Uygulama futbolcunun ayarını bozmakla kalmaz, Ataturk Havalimanı'nın
guvenliğini de allak bullak eder, habersiz yolcuları neye uğradığını
şaşırtırdı. Bakalım taraftarlar yeni havalimanında bu konuda nasıl bir sınav
verecek?
Darbeye direni ş
mek anı
Bir havaalanının kaç kotu gunu olur? Yeşilkoy-Ataturk Havalimanı'nın bu
alanda mazisi epey yuklu. 1970'lerden bu yana, 61 kişinin hayatını kaybettiği,
358 kişininse yaralandığı toplam altı teror saldırısına şahitlik etti. IŞİD
tarafından gerçekleştirildiği duşunulen ve 42 kişinin hayatına mal olan, 28
Haziran 2016'da Dış Hatlar Terminali'ndeki son saldırı en ağırıydı. Bu olaydan
tam 17 gun sonra yaşanan 15 Temmuz darbe girişiminde de Ataturk Havalimanı
kilit onem taşıyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın uçağının ineceği duşunulen,
darbecilerin de tanklarının yoneldiği havalimanına binlerce İstanbullunun
canını hiçe sayarak akması, darbe planının başarısız olmasının en onemli
unsurlarından biriydi.
S ınıfımız belli olsun
Yeşilkoy-Ataturk Havalimanı, Yeşilçam'ın en sevdiği mekanlardan biriydi.
Çunku burası, kavuşma ve ayrılıkları sınıfsal duzeyde belirtmek gerektiğinde
muthiş işe yarıyordu. Hem tren garları da artık fazla 'eski pusku' kaçıyordu.
Yılmaz Guney gibi toplumcu gerçekçi sinemacılar halen otobus ve tren
garlarından şaşmıyordu elbette. Terminal, gar binasının yerini alırken, inip
kalkan uçaklar da yeni hayatın sembolu olarak -butun dunyadaki orneklerinde
olduğu gibi- bir kare de olsa illa ki filmlerde yer buluyordu. Yeşilkoy
Havalimanı'nı mekan tutan film çok ama birinciliği herhalde 'pilot' Kartal
Tibet ile 'hostes' Bahar Erdeniz'in aşklarını anlatan 'Aşk Fırtınası'na
verebiliriz. Yabancı filmler arasında da James Bond rolundeki Sean Connery'nin
onu bekleyen Turk ajanın arabasına binerken 'Yeşilkoy Terminali' yazısını da
ekrana kazıyan 'Rusya'dan Sevgilerle'nin yeri ayrı.
Eski simgeler g olgede kaldı**Yeşilkoy'un bahçeler içinde mutena evleri...
Bir donem zenginliğin ve Avrupai yaşamın simgesi olmuş Atakoy... Havalimanıyla
iç içe yaşayan iki semt... Atakoy'un havalimanına 'sadece beş dakika'lığı bir
statu simgesiydi. Pilotlar, hostesler havalimanının arka bahçesi sayılacak
Yeşilkoy'un taş atsan denize ulaşacak ferah evlerinde otururdu. Şimdi o evler
boşalıyor; işi uçmak olanlar Gokturk'e, Arnavutkoy'e gidiyor. Atakoy'unse
statuluk bir hali kalmadı; şimdi onun onune 'dikilen' yeni siteler, yeni
statuler var.
**Birer film y ıldızı gibi!
**Evvela 1960'lar ama ozellikle de 1970'ler, hosteslerin çağıydı. Bunlar uçmanın bir statu gostergesi olduğu; kaptan pilotun şapkasından ilk tekerlekli bavulların yerde suruklenirken çıkardığı tıkırtıya, uçuşla ilgili her şeyin idealize edildiği donemlerdi. İşte hostesler bu yılların başrolundeydi. Havaalanı terminalinden, herkesin bakışları arasında muthiş bir ozguvenle yuruyup geçen bu kadınlara (aralarında şimdiki gibi erkek personel olmazdı) sadece çok guzel ve bakımlı oldukları için değil, alttan alta daha farklı ve rahat bir yaşamın sembolu oldukları için de imreniliyordu. Donemin hostesleri hakkında bir dosya hazırlayan Vanity Fair dergisi, onlar için "Neredeyse bir film yıldızı gibilerdi" diye yazmıştı. Eksik bir tarif sayılmaz; dunyanın her tarafındaki havayolları o yıllarda hostesleri daha sıkı standartlara tabi tutar, 'dişi' yanlarını daha çok on plana çıkarmaya çalışırdı. O yılların dunyası, en çok da havacılık açısından epey 'erkek' bir dunyaydı. Bu eşitsiz dunya değişmek zorundaydı; değişti.
Turkiye'de de benzer bir sureç yaşandı. Ataturk Havalimanı terminalleri THY'nin kadın kabin memurlarının ('hostes' kelimesi de bu donuşume dahildi) ozellikle 21'inci yuzyıldaki değişimine şahitlik etti. Bizde de hostes kıyafetleri, moda kataloglarından fırlamış gibiydi; Yeşilkoy Havalimanı'nın terminali bir ozguven podyumuydu. Derken bizde de devir değişti. Ama bir fark vardı. Hosteslerin kıyafetleri dışarıda estetik, kadın-erkek eşitliği, çalışma hayatında kadının yeri tartışmaları uzerinden evrim geçirdi; bizde ise daha çok siyaset ve sistem tartışmaları uzerinden.
Ataturk Havalimanı'nın facianın eşiğinden donduğu an: Eskişehir uçağı, 27
Ağustos 1994'te yağış nedeniyle pistten çıkmıştı. 164 yolcu ve 7 kişilik
murettebatın bulunduğu uçak, Florya Sahil Yolu'nu geçmiş ve demiryoluna ancak
birkaç metre kala durabilmişti.
Zaman t uneliAtaturk Havalimanı'nın Yeşilkoy'deki arazisinde, ilk olarak
1912'de askeri havacılık faaliyeti başladı.Alandan yapılan ilk sivil uçuş,
Cumhuriyet doneminde gerçekleşti. 1933'teki İstanbul-Ankara uçuşu, Yeşilkoy
Hava Meydanı'nı kamuya açmış oldu. Meydan 1953'te uluslararası uçuşlara
açıldı; bu şekilde havalimanı olarak da nitelenmeye başladı. Son olarak İç
Hatlar Terminali olarak hizmet veren Dış Hatlar Terminali, 29 Ekim 1983'te
işletmeye açıldı. Eski Dış Hatlar Terminali de İç Hatlar olarak hizmete
girdi.1985'te Ataturk Havalimanı adını aldı. Yılda 20 milyon yolcu kapasiteli
yeni bir Dış Hatlar Terminali 2000'de hizmete sunuldu.
Maziden bir yaprak: Havaalanında yakıt ikmali.
1970'lerde yolcu bekleme salonlarından bir kare.
Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, İstanbul Yeşilkoy Havaalanı'nın açılış toreninde (Depo Photos).
1950'li yıllar; Havalimanı kontrol kulesi ve itfaiye aracı.

Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.