Özet (TL;DR) @ 2019-04-07 08:18:11.714636: Sandık bende stres yapar. Sabah gözümü oy diye açar, akşama kadar demokrasi sayıklarım. Bu seçimde de ne rutinimi ne vatandaşlık görevimi bozdum. (Mehmet İren)



Babaannemden alışkanlıktır; sabah gozumu açar açmaz gider oyumu veririm. O bir de seçim ozel hazırlığı yapar, giyinip kuşanırdı. Ben o kadarını yapmıyorum. Ama 7'de ayağa dikildim mi dikildim. İnsana zaten bir kaşıntı, bir vereyim de kurtulalımcılık geliyor.
Öyle tek başıma yangından mal kaçırır gibi oy vermek olmayacağından bekledim hanımı.Yalnız şoyle bir sıkıntı olmuş, benim telefonum bu kadar zaman sonra bile bu saatleri ileri-geri almama işine alışamamışmış. Saat de aslında 6 imiş. Ben bunu iki saat sonra "E saat kaç oldu, hala niye kalkılmadı" diye olay çıkarınca oğrendim. İyi olmadı tabi. Hanede gergin bir seçim ortamı oluştu.Ona bir de 'seçmen kağıdı kimde, aç o zaman e-devletten bak, yanımıza su alalım mı' falan gibi şeyler eklendi. Sanırsın sandığa değil universite sınavına gidiyoruz.Neticede az sakinleyip, sandığımızın yolunu bulup, bir de kahve içip attık kendimizi sokağa.

Peki neden babama

oy vermiyoruz? Erkenciyiz ama yine de birinci dalga değiliz. Oyunu vermekten donenler var. Bir yandan da aslında iyi oldu; ilk dalga sandığı en çok ciddiye alan dalga oluyor, o da yoğunluk yaratıyor. Bizim dalga akıcı ve bol çocuklu. Baktığın zaman bu seçim olayı eşi dostu, komşuyu, çoluğu çocuğu bir arada gorme noktasında çok işlevsel hakikaten.Okulumuza, sandığımıza ve sıramıza rahatça ulaştık. Hemen arkamızda da demografiye uygun olarak 6-7 yaşlarında bir oğlan var. İlk demokrasi sınavında yapıştırdı soruyu annesine: "Peki neden babama oy vermiyoruz?" Annenin yanında kendi annesi duruyor, o lafa girdi ama çocuğa sistem anlatmaya da uşendi. "Akrabalara oy verilmez" gibi savsaklayan bir cevap verdi geçti. Oğlan bu yanlış bilgiyi yemedi haklı olarak, oy verilebilecek akraba olmayan aile dostlarını saymaya girişti. Anne kendi annesini durdurdu, çocuğa adaylık muessesesini açıklamaya dondu. Biz de biraz el verdik. Çocuk maşallah demokrasiye açmış, sırayı arkalı onlu tamamladığımızda eline parti tuzuğu versen bir yarım saat-kırk dakika kendi kendine oyalanacak kıvama gelmişti.

Önumuzdeyse başka bir mesele var. Birisi annesiyle babasının karıştırıp atmak istemedikleri partiye oy atmalarından endişeli. Beraber logoların uzerinden geçiyorlar. Ama yani orada da gereksiz bir vesvese gorunuyor. Beyefendiyle hanımefendi sabah 6.30'cu. Kalkmış hazırlanmış gelmişler, ben yanlış basarım onlar basmaz bir halleri var. Nitekim onlar da sinirlendi bir noktadan sonra, "Tamam Serbest Fırka'ya basacağız biz anladık" diye homurdanmaya başladılar.

O arada yanımızdan bir muhtar adayı tam gaz geçti. Seçimlerin boyle de bir yanı var, her yerden muhtar adayı fırlayabiliyor. Ve eğer bir yerde bir muhtar adayı varsa, mutlaka en az bir tane daha vardır. Muhtar adayı doğası itibariyle kabinlerde kendi pusulaları var mı onu kontrol etmek ister. Bizimki de onu istiyor, diğeri de "Ben ne bileceğim senin o kabini kontrol ederken hop benim pusulalarımı goturmeyeceğini" diyor, ruzgar gibi esiyorlar demokrasi şolenimizin ortasında. Sandık başkanı ikisini de zaten her kabini yeterince kontrol ettiklerini de hatırlatarak paketledi ve başka bir sandığın orada esmeye gonderdi de durulduk. Sıranın sonuna geldik. Öndeki aile logolarda mutabık, arkadaki çocuk da demokrasiyi ozumsedi, ortada başıboş muhtar adayı yok, asayiş berkemal.

Selfie 'lere fon olalım

Bir tek sınıftaki muşahitlerimizden biri hiperaktif. Atom karınca gibi koşturası var. Ama ortada çok fazla koşturmalık bir durum olmadığından yoğun olmayan trafiği yoğunmuş gibi yonetme gibi bir işe girmiş. "Hop siz boyle buyurun, muhru getireyim, sizi gotureyim" diye kendini paralıyor. Sonra oy vermenin coşkusuna kapılıp zarfı atar atmaz kimliği, telefonu falan bırakarak dışarı fırlayan teyzeyi yakalayıp geri getirdi de enerjisini biraz atmış oldu. Oyumuzu verdikten sonra çıkışta niye uçuncu kattaki sandığa verildikleri anlaşılamayan yaşlı başlı insanları yukarı taşıma işlemlerine elimizden geldiğince yardımcı olup, çekilen seçim selfie'lerine fon olarak katıldık. Finalde sırada kaynaştığımız kuçuk adama da "Demokrasiye giriş dersini layığıyla aldın, çıkışı da kendin bulursun artık, hayırlı işler" diyerek veda ettik. Önumuzde akşama kadar elimizi kolumuzu nereye koyacağımızı bilemediğimiz, nasıl geçirsek de geçirsek akşamı etsek dediğimiz bir gun kaldı. On dorduncu kahvemi içtiğimde oy torbasının uzerine yatmış Mahmut Tanal resimleri anca duşmeye başlamıştı.

Sonuç takibinin başına otururken bir hafta kalkmayacağımızı da ongorememişiz haliyle. Her gun bir seçim gunune donuştu, bir haftadır sabahtan vakitlice kalkıp sonuç izlemeye başlıyorum. Yalnız evde kahve bitti.