Özet (TL;DR) @ 2019-04-01T23:59:00.000Z: Doç. Barış Doster’e göre yerel seçimler Türkiye’de demokratik kültürü sergilerken asıl kazanan ‘demokratik direniş ve muhalefet oldu’. Türkiye’yi siyasi tarihinin en Batıcı iktidar blokunun…



Dunya Turkiye'de gerçekleşen yerel seçimlere dikkat kesildi. AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 'beka sorunu' olarak koyduğu belediye seçimlerindeki tartışmalar ve başkent Ankara'nın yanı sıra İzmir ve İstanbul'da da seçimi kaybetmiş olmasının ardından, Turkiye siyasetindeki gucunun aşınıp aşınmadığı tartışmaları yaşanıyor. Seçim sonuçlarının Turkiye'deki ekonomik krizle birlikte Erdoğan hukumetinin dış politikasındaki etkileri de dikkatle izleniyor. Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu NATO'nun kuruluşunun 70'inci yıldonumu vesilesiyle ABD'nin yolunu tutmaya hazırlanırken, dikkatler 8 Nisan'da Erdoğan'ın Moskova ziyaretine de çevrilmiş durumda.

Yerel seçimlerin Erdoğan için anlamı ve Turkiye'nin dış siyasetindeki etkilerini Marmara Üniversitesi'nden Doç. Dr. Barış Doster ile konuştuk.

' TÜRKİYE'DE ASIL KAZANAN DEMOKRATİK DİRENİŞ VE MUHALEFET OLDU'

Doç. Dr. Barış Doster, Ukrayna ile aynı gune denk gelen Turkiye'deki yerel seçimlerde ozellikle buyuk şehirlerde elde edilen sonuçlarla dunyanın gozlerinin Turkiye'ye çevrildiğini belirtti. Seçimlerin Turkiye'de seçim yoluyla sandıkta onemli illerin el değiştirebileceğini ortaya koyduğunu belirten Doster, bunun Turkiye açısından demokratik kulturu, olgunluğu sergilemek bakımından 'olumlu' bir sonuç olduğunu vurguladı. Yuksek Seçim Kurulu açıklaması uyarınca CHP'den İstanbul'da belediye başkanlığını kazanmış gorunen Ekrem İmamoğlu'nun da dikkatleri uzerinde topladığına işaret eden Doszter, Erdoğan'a dunyadan tebrik telefonları gelmesine karşın Turkiye'de asıl kazananın 'demokratik direniş' ve 'muhalefet' olduğu goruşunu dile getirdi:

"Gerek seçimlere katılım oranının yani yuzde 85'in yuksekliği gerek iktidar bloku Cumhur İttifakı'nın sandık yoluyla demokratik katılımla geriletebileceğinin kanıtlanması gerekse İstanbul başta olmak uzere onemli illerin sandıkta el değiştirebileceğinin gosterilmiş olması anlamında bu onemliydi. Bence hem iç kamuoyu anlamında muhalefet anlamında onemliydi hem de bunun dunyada yansımaları oldu. Ukrayna'da da seçimler vardı, benim kişisel kanaatim şuydu. Saat 5'e kadar Ukrayna seçimleri belki de batılı gozlemcilerde, gazetecilerde, akademisyenlerde daha fazla merak ediliyordu. Ama sandıklar açılınca Ankara'nın muhalefet tarafından kazanılmasının hemen devamında İstanbul'da da işin renginin değişmesi bence hızla dunya basınının dikkatlerini Turkiye'nin uzerine çevirdi. Bu Turkiye için iyi oldu, olumlu oldu. Hem demokratik kulturun, demokratik olgunluğun, demokratik katılımın bu topraklarda gerçekten koklu, guçlu olduğunu kanıtlamak anlamında onemliydi. Hem muhalefetin motivasyonunu artırmak, heyecanını pekiştirmek anlamında onemliydi. Hem de iktidarı geriletmek anlamından onemliydi. Muhtemelen bu son dediklerim batıda da yankılanmış olsa gerek ki bugun batının ilgisinin daha da arttığını, Ekrem İmamoğlu'nun merakla incelendiğini, Trend Topic (TT) olduğunu elbette protokoler olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan'a tebrik telefonları açılsa da asıl burada kazananın demokratik direniş ve muhalefet olduğunun batı tarafından da anlaşıldığının gostergesi oldu bunlar."

' TÜRK SİYASAL TARİHİNİN EN BATICILARINDAN BİRİ MEVCUT İKTİDAR BLOKUDUR'

Doster, Erdoğan liderliğindeki Turk hukumetinin bu seçimlerin ardından 'yon değiştirip değiştirmeyeceğine' yonelik tartışmalara Turkiye tarihini goz onunde bulundurarak bakılması gerektiği goruşunde. AKP hukumetinin eski sağcı başbakanlar Turgut Özal ve Tansu Çiller ile kıyaslandığında bile 'Turk siyasal tarihinin en Batı yanlısı hareketlerinden birisi' olduğunu belirten Doster, ABD başta olmak uzere Batı emperyalizminin de Turkiye'nin ekonomisi, siyaseti, burokrasisi, ana akım medyası, entelijansiyası, akademisi, toplumsal ve kulturel hayatı uzerinde çok guçlu, koklu ve yapısal bir nufuzu bulunduğuna dikkat çekti:

"Turk hukumeti yon değiştiremez. Birincisi, bu hukumetten de bağımsız olarak Turkiye Cumhuriyeti 1952 NATO uyeliğinden bu yana Atlantik Paktı'nın batı emperyalizminin son derece sadık ve guvenilir bir muttefikidir ve batı emperyalizminin ABD başta olmak uzere Turkiye'nin ekonomisi, siyaseti, burokrasisi, ana akım medyası, entelijansiyası, akademisi, toplumsal, kulturel hayatı uzerine çok guçlu, çok koklu, yapısal bir nufusu vardır. Bu Adalet ve Kalkınma Partisi'nden bağımsız olarak merkez sağ ve merkez sol gunumuz ve 17 yıl evveli butun Turk siyasal hayatı için geçerlidir. İkincisi, mevcut iktidar şundan değiştirilemez: Adnan Menderes ile dahi kıyaslandığında, Turgut Özal ile Tansu Çiller ile dahi kıyaslandığında Turk siyasal tarihinin gelmiş geçmiş en batıcı en Atlantikçi yapılarından, orgutlerinden birisi şimdiki mevcut iktidar blokudur. Bu sebeple de bir yon değiştirilemez."

' TÜRKİYE'DE BATICI İKTİDARLAR YAPISAL BİR OLGU, AKŞAMDAN SABAHA DEĞİŞTİRMEK KOLAY DEĞİL'

Doster'e gore zaman zaman donemsel olarak ABD ve AB ile uzlaşılamayan ve Turkiye'nin haklı da olduğu pek çok konu başlığında Turkiye'nin yon değiştireceği tartışmaları çıkıyor olsa da, Ankara'da Batıcı iktidarların 'yapısal bir olgu' olduğu goruşunde. Rusya ve Çin'in de Turkiye'nin onemli ticaret ortakları olduklarının altını çizen Doster, ancak AB ile buyuk bağımlılığın da dikkatten kaçırılmaması gerektiğini belirtti:

''Zaman zaman donemsel olarak Batı ile aramızın açıldığı donemlerde, ABD ile uzlaşamadığımız, AB ile gerildiğimiz donemlerde bir Rusya'ya yakınlaşma, bir Avrasya lafları bir Şanghay İşbirliği Örgutu mırıldanmaları olabilir. Keza batıyla aramızın açıldığı donemlerde, ki burada bizim haklı olduğumuz çok fazla konu başlığı da vardır, 15 Temmuz emperyalizm destekli FETÖ'cu darbe girişiminden tutun S-400'lere kadar, ama sonuç olarak batı ile gerilim Turkiye'yi bir miktar doğuya da itse de, doğuyu bir miktar bizim zihnimizde one çıkarsa da yapısal olarak batıcı iktidarlardan yapısal bir doğu, Avrasya, ŞİÖ bekleyenlerden değilim. S-400'ler, İdlib meselesi, Suriye, F-35'ler, batının PKK/YPG/PYD teror orgutune vermekte olduğu destek, FETÖ'ye vermekte olduğu destek, Turkiye'nin bağımsızlığı, egemenliğiyle asla bağdaşmayacak kimi sert soylemler, Turk ekonomisine Trump'ın sosyal medya uzerinden çullanışları, Halkbank davası, Rıza Zarraf davası, Cumhurbaşkanı'nın korumalarına ilişkin ABD'de açılan davalar… Butun bu konu başlıkları donemsel olarak Turkiye'nin zihnine Rusya ile yakınlaşmayı getirebilir, bir miktar Avrasyacı soylemleri getirebilir. Ama onlar kalıcı, surekli olmaz. Siyaseten olmayacağı gibi iktisaden de olması mumkun değildir. Rusya ve Çin her ne kadar Turkiye'nin ikinci ve uçuncu buyuk dış ticaret partnerleri olsa da Turkiye'ye yapılan ithalatın, Turkiye'nin yaptığı ihracatın halen en buyuk dilimi Avrupa Birliği ile olan ithalat ve ihracat kalemlerinden oluşmaktadır. Bu yapısal bağımlılığı bugunden yarına, akşamdan sabaha değiştirmek de kolay değildir."

' TÜRKİYE S-400 ALARAK BAĞIMSIZ İRADE SERGİLERSE OLUMLU ADIM OLUR, ABD İLE İLİŞKİLER GERİLSE DE TÜRKİYE'Yİ GÖZDEN ÇIKARTAMAZLAR'

Son donemde Turkiye'nin Rusya'dan S-400 alımı tartışmalarını da anımsatan Doster, kendisinin NATO ve AB uyeliğine itiraz eden birisi olduğunu anımsatarak, fuzelerin alımında bağımsız iradenin sergilenebilmesi durumunda bunun olumlu bir adım olacağını vurguladı. Ancak Çin orneğine de atıf yapan Doster, ABD'nin koymuş olduğu engellere dikkat çekti. Diğer yandan Doster'e gore Turkiye S-400 adımını sonuçlandırabilirse ABD ile ilişkileri biraz daha gerilir ancak ABD'nin Turkiye'yi bir çırpıda gozden çıkartması da mumkun olmaz:

"Elbette Turkiye'nin daha bağımsız davranması gerekir. Hatta daha bağımsız davranma konusunda Turkiye çok gecikmiş bir ulkedir. Belki bu usulden ve esastan, Turkiye'nin NATO uyeliğinden AB uyeliğine karşı bir arkadaşınızım. Ben S-400 alımını onemsiyorum ve olumlu buluyorum. Turkiye'nin bağımsız irade ortaya koyabilmesi, artık ne kadar koyabilirse o kadar. Eğer o bağımsız iradeyi gosterebilirse, kaparo yatırıldı, teslimat bekleniyor, sonra aktivasyon gundeme gelecek, eğer bu kotarılabilirse, olumlu bir adım olur. Elbette teknoloji, fiyat, ortak uretim anlamında Turkiye ne kadar tatmin edilmişse bu işin ayrı bir faslı. Çin Halk Cumhuriyeti ile de ciddi bir angajman içine girilmişti. Birkaç yıl pazarlıklar devam etmişti. Çin, ABD ve Rusya'dan daha ucuz fiyatı hem de teknoloji transferi vadediyordu. Turkiye son dakikada masadan kalktı. Kalkarken de biz NATO uyesiyiz diyerek kalkmıştı. Adeta bizim ve Çinlilerin zekasıyla alaya ederek kalkmıştı. Ama son kertede eğer Turkiye S-400 adımını atarsa, bu ABD ile ilişkilerin biraz daha gerileceği anlamına gelir. Fakat buradan bir radikal kopuş beklenmemelidir. Ne Turkiye'nin bugunku koşullarda ABD'den tamamen kopması mumkundur ne de hegemonyası gerilemekte olan, siyasi, iktisadi, teknolojik anlamda hegemonya kabiliyeti ekolojik hakimiyeti aşınmakta olan ABD'nin Turkiye'yi bir çırpıda gozden çıkarması mumkun değildir."

' AB, GÜMRÜK BİRLİĞİ İLE TÜRKİYE ÜZERİNDE VESAYET ELDE ETMİŞ, GÖZDEN ÇIKARTAMAZ'

Doster, Avrupa'da ise ozellikle Almanya, Hollanda, Fransa ve Avusturya ile ilişkilerin onemine dikkat çekerken, Turk hukumetinin bu ulkelere yonelik çıkışlarının iç kamuoyuna yonelik mesajlardan ibaret olduğunu dile getirdi. Turkiye'nin AB ile iktisadi bağımlılık ilişkisini anımsatan Doster, Baltalimanı sozleşmesine benzettiği Gumruk Birliği anlaşmasının ise Avrupa'ya vesayet kurma imkanı tanıdığını, dolayısıyla AB'nin de Turkiye'deki imtiyazlarından vazgeçmeyeceğini vurguladı:

(C) AA /

"Bugunlerde birbirlerinin aleyhine atıp tutmaları seçim oncesi iç kamuoyuna yonelik mesajlardan ibaret. Bu Turkiye'de boyle olduğu gibi Almanya'da, Hollanda'da, Fransa'da, Avusturya'da da boyledir. İç kamuoyu biraz tatmin edildi mi milliyetçi, Musluman karşıtı, multeci karşıtı Nazi artığı damar bir miktar tatmin edildi mi, ondan sonra herkes hele de Avrupalılar oturur yine iktisadi ilişkilerine bakarlar. Unutmayalım ki Almanya ve Hollanda başta olmak uzere Turkiye'de çok ciddi yatırımları olan ulkelerden, Turkiye'nin dış ticaret ortakları arasında ilk sıralarda gelen ulkelerden soz ediyoruz. Turkiye ki dunyada en kalabalık diasporaya sahip olan ulkedir, yurt dışında 8.5 milyona yakın Turk yaşıyor. Bu 8.5 milyonluk Turk diasporasının 5.5 milyonu Avrupa'da yaşıyor, 3.5 milyonu Almanya'da yaşıyor. İktisadi bağların yanında çok ciddi toplumsal bağlar da soz konusu. Turkiye'deki siyasi iktidarın durup dururken Almanya'da mitin g yapmak istemesi boşuna değil. Sadece iç kamuoyuna bir soylem mesajı içermiyor bu. Oradan çok ciddi oy beklentisi de var. Dolayısıyla Avrupa'da hele de sağın bu kadar yukseldiği bir donemde Fransa'da Le Pen'in başarısı, Almanya Parlamentosu'nda Nazi artığı olan AfD'nin ana muhalefet partisi olmasını fonda tutarsak, bunlar biraz iç kamuoyuna mesaj olarak verilir. Ama Turkiye'yi gozden çıkarmazlar iktisadi bağlamda. 1995 yılında imzalanan ve 1996'da yururluğe giren anlaşmayla Balta Limanı Sozleşmesi'ni anımsatan bir anlaşmadır bu. 1996'dan beri yururlukte olan Gumruk Birliği Anlaşması ile Avrupa Birliği, Turkiye'yi içine almadan uye yapmadan, uyelik vaadiyle bekleme odasına alarak her turlu siyasal odulu koparmaya çalıştığı gibi bu iktisadi anlaşma uzerinde Turkiye'nin gumruk rejimi, iç pazarı, dış ticaret rejimi uzerinde de olağanustu bir nufuz, bir vesayet elde etmiştir. AB'nin Turkiye'ye kozları bu kadar guçluyken, niçin Turkiye ile bağları bir anda koparıp, kusturup, Turkiye'yi başka başka arayışlara kendi eliyle itip bu imtiyazlarından vazgeçsin? Ben ABD'nin de boyle bir adım atacağına ihtimal vermiyorum.

' TÜRKİYE ASTANA FORMATINDA SAMİMİYSE, ŞAM İLE TEMAS KURMAK ZORUNDA'

(C) AA /

Doster'e gore Turkiye, Suriye'de çozum için Rusya ve İran ile geliştirdiği Astana formatında samimiyse, en başta Suriye ile temas kurmak durumunda, ancak bu konuda dış politikanın iç siyasette kullanılması bunda zorluklar çıkartıyor:

"Turkiye eğer Astana formatında samimiyse, ısrarlıysa, arzuluysa, Suriye'nin butunluğu, egemenliği ve siyasi birliğinin altına ıslak imza atmış bir devlet olarak er ya da geç Suriye ile temas kurmak zorundadır, Suriye ile doğrudan iletişime geçmek durumundadır. Ama bu bugunden yarına mumkun olmaz. Çunku maalesef bu dış politika mevzusu iç siyasette çok fazla kullanıldı, iç kamuoyu buna angaje edildi."