Özet (TL;DR) @ 2019-03-29T12:27:00.000Z: Habertürk yazarı Nagehan Alçı, 7 Haziran 2015 seçimlerinde iktidarın oy kaybetmesinin Türkiye'ye zarar verdiğini belirterek, "AK Parti'nin panikle ekonomide çok yanlış kararlar aldığı dönem 7 Haziran…
Haberturk yazarı Nagehan Alçı, 7 Haziran 2015 seçimlerinde iktidarın oy kaybetmesinin Turkiye'ye zarar verdiğini belirterek, "AK Parti'nin panikle ekonomide çok yanlış kararlar aldığı donem 7 Haziran sonrası donemdir. 31 Mart 2019'da da eğer iktidar cephesi ciddi oy kaybederse aynı neticenin katlanarak buyuyeceği kanaatindeyim" ifadesini kullandı.
Turkiye'nin son 5 yıllık seçim surecini değerlendiren Haberturk yazarı Nagehan Alçı'nın 'Hangi Turkiye'yi seçiyorsunuz?' başlıklı yazısı şoyle:
1 Nisan 2019 sabahına uyandığımızda son 5 senede tam 15 farklı sandıkta oy vermiş bir toplum olarak herhalde rekorlar kitabına gireceğiz. Aslında 7 kez seçime gittik ama yerel seçimlerde 5 ayrı konuda oy kullandığımız için sandığa attığımız zarf sayısı son 5 senede 15.
Bu 5 sene en kısa surede en çok seçime gidilen donem olarak hiç şuphesiz Turkiye demokrasi tarihine geçti.
Evet, 5 sene içinde, tam 15 ayrı konuda demokratik yolla karar vermek için sandığa gittik. Bu toplum gerçek anlamda seçim yorgunu. Önumuzdeki 4.5 sene sandık yok. Uzun bir nefes alacağız.
L İDERLERİN UZLAŞTIĞI TEK KONU
(C) AA / Eren Bozkurt
Siyasi partilerin liderleri çok ağır kavgalar ediyorlar ama hepsinin uzlaştığı bir tek konu var: 31 Mart sonuçları ne olursa olsun hiçbir şekilde erken seçim olmayacağı, başkanlık seçim sandığının, normal zamanı olan 25 Haziran 2023'te halkın onune konacağını soyluyorlar.
Hem Başkan Erdoğan hem Bahçeli hem Kılıçdaroğlu hem de Akşener son iki gundur çıktıkları programlarda birbirlerinden bağımsız olarak aynı vurguyu yaptılar ve erken seçim ihtimaline net bir dille karşı çıktılar.
Ülkemizin dort buyuk siyasi partisinin liderlerini sağduyu zemininde buluştukları için yurekten kutluyorum. Bu ekonomik ve politik ortamda Turkiye'yi bir erken seçime daha zorlamak ulkenin finansal yıkımını ve sosyal çokuşunu istemek anlamına gelir, ulkeyi telafi edilemez bir uçuruma surukler.
Ö NÜMÜZDEKİ 4.5 SENE YAPILMASI ŞART OLAN 2 ŞEY…
1) Serbest piyasa reformları
(C) AA / Volkan Furuncu
31 Mart seçimlerinden sonraki 4.5 sene oncelikle iktisadi olarak aklın ve mantığın zorunlu kıldığı serbest piyasa reformlarını yapmak zorundayız. Tedavi için hangi reçeteyi uygulamak gerekiyorsa onu uygulamak mecburiyetindeyiz. Turkiye ekonomisinin ufacık bir populizme bile artık tahammulu kalmadı.
2) Hukuk devleti
Önumuzdeki 4.5 sene içinde insan hakları ve ozgurlukler alanında da vanaları açabildiği kadar açmak zorunda bu ulke. Her kesimden vatandaşın rahatlamaya ve huzura ihtiyacı var. Bu da insan haklarını ve tum yurttaşların temel ozgurluklerini koruyan gerçek bir hukuk devletiyle mumkun. Şu an boyle bir ortam yok…
Turkiye toplumunun çok buyuk çoğunluğu suça bulaşmamış, işinde gucunde olan insanlardan oluşuyor. Bu insanlar sabah evlerinin kapısını biri çaldığında o kişinin polis-jandarma değil siparişleri getiren market ya da bakkal olduğunu duşunmeli. Aklına haksız yere evinden alıkonulma ihtimali gelmemeli. Acaba şu an ulkemizin buyuk çoğunluğu boyle mi hissediyor ve inanıyor?
YARGIYA VE HUKUKA G ÜVENİ İNŞA ETMELİYİZ
Bu sorunun cevabı onumuzdeki 4.5 sene içinde olumlu yonde değişmek zorunda. İnsanlar sabah kapıları çaldığında bir zerre korku ve telaş duymayan bireyler haline gelmeliler. Yargıya ve hukuka guven muessesesinin toplumun buyuk çoğunluğunda yerleşmesi acil bir mecburiyet.
O yuzden tarafsız ve hukuka yuzde 100 bağlı bir yargıyı inşa etmek zorundayız. Yargı bağımsızlığından da onemlisi yargı tarafsızlığı ve her koşulda hukuka bağlılık kriteri.
Geçmişte siyasetten bağımsız ama hukuka hiç riayet etmeyen yargıyı da gordu bu ulke. Yargı denen kurum, devleti bireye karşı korumak için değildir. Bireyleri devletin devasa gucune karşı koruyan kurumun adıdır yargı.
DEVLET İN SAVCISI, DEVLETİN HAKİMİ OLMAZ
Turkçede çok yaygın olan 'devletin savcısı' ve 'devletin hakimi' gibi tabirler çok yanlış bir yargı anlayışında olduğumuzu gosteriyor aslında. Bunu hep birlikte değiştirmek zorundayız. Çok yaygın ve maalesef kabullenilmiş bir algı bu.
Devletin savcısı hele ki devletin hakimi diye bir kavram olamaz! Savcılar ve hakimler devletin emrinde değildir ve olmamalıdırlar. O yuzden cubbelerinin duğmeleri iliksizdir. Eğer duğmeler iliklenirse orada hukuk devletinden bahsedilemez.
Fakat yapılan tum araştırmalarda hakimlerin ve savcıların çoğunluğunun 'Devletin emirleri bireylerin haklarından daha onemlidir' goruşunde olduğu ortaya çıkıyor. İşte bu manzara değişmek zorunda…
Acaba 31 Mart 2019 seçimlerinde hangi sonuç çıkarsa onumuzdeki 4.5 sene içinde bu tablo hem hukuk devleti yani insan hakları ve ozgurlukler bakımından, hem de rasyonel ekonomiye geçiş açısından olumluya doner?
' AK PARTİ'NİN OYU DÜŞSE KULAĞI ÇEKİLİR Mİ?'
Eminim hem muhalif okurlarım hem de muhtemelen AK Parti'nin kuskunleri bu seçimde AK Parti'nin oylarının duşmesinin bu açıdan daha olumlu olacağını soyleyeceklerdir. "AK Parti oy kaybetsin ki kulağı çekilsin ve yanlış yaptığı konularda titreyip kendine gelerek doğruları yapmaya başlasın" diyenleri duyar gibiyim…
Şuphesiz bunu soyleyenler AK Parti'ye kızmakta ve tepki gostermekte haklılar. Onların duygularını çok iyi anlıyorum. Fakat bu koşeden hem onlara hem de bu ulkede ozgurlukçu bir hukuk devletini gerçekten isteyen butun aydınlara ve gazetecilere sormak istiyorum:
' İKTİDARIN OY KAYBETMESİ TÜRKİYE'YE ZARAR GETİRDİ'
AK Parti'nin kulağının çekildiği 7 Haziran 2015 seçim sonuçları, Turkiye için iyi mi oldu? İktidarın ciddi şekilde oy kaybettiği 7 Haziran sonrası Turkiye insan hakları ve ozgurlukler yonunden ileri mi gitti yoksa geri mi? Hiç şuphe yok ki geri gitti…
AK Parti'nin 7 Haziran'da yaşadığı ozguven kaybı ve ayakta kalma endişesi ceberut devletin 7 Haziran sonrası yeniden baş aktor olmasına ve ozgurluk vanalarını busbutun kısmasına yol açtı. Yani iktidarın oy kaybetmesi Turkiye'ye yarar değil zarar getirdi. AK Parti'nin panikle ekonomide çok yanlış kararlar aldığı donem de 7 Haziran sonrası donemdir. Neticeleri bizi bugunlere getirdi.
Ben 31 Mart 2019'da da eğer iktidar cephesi ciddi oy kaybederse aynı neticenin katlanarak buyuyeceği kanaatindeyim…
' HDP'NİN YÜZDE 13'Ü ZAFER MİYDİ, YOKSA…'
İkinci sorumu da ozellikle Kurt okurlarıma sormak istiyorum. 7 Haziran'da HDP'nin aldığı ve zafer zannettiği yuzde 13-14 oy aslında Kurt yurttaşların faydasına mı yoksa zararına mı oldu? Sağduyulu butun Kurt vatandaşların bu soruya vereceği cevap çok açık.
Eğer AK Parti 7 Haziran travmasını yaşamasa ve tek başına iktidar olabilse, HDP de yuzde 9 gibi bir oyda kalsaydı bugunkunden daha iyi bir Turkiye olacaktı.
Ben o seçimlerde demokratik temsil açısından HDP'nin yuzde 10'u aşmasını olumlu olarak değerlendirmiştim. Bugunden donup yaşananlara bakıyor ve yanıldığımı goruyorum. Turk devletinin genetiğini hiç hesap etmemişim. HDP'nin yuzde 10'u aşması başta Kurt vatandaşlarımız olmak uzere Turkiye'nin faydasına olmadı. Sadece ceberut devlet bu işten faydalandı.
Bu yazdıklarıma tepki duyanlar çok olabilir. Benim Recep Tayyip Erdoğan'ı ısrarla kayırmaya çalıştığımı soyleyenler çıkabilir. Fakat ozellikle ozgurlukleri onemseyenler şu sorduğum soruları ve neticelerini yeniden duşunsunler.
Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.