Özet (TL;DR) @ 2019-03-28T23:46:00.000Z: Altay Atlı, Almanya ve Fransa gibi ülkeler Çin ile ilişkiyi ilerletmişken, İtalya’nın ‘Kuşak Yol Girişimi’ mutabakatını imzalamasına karşı tepkileri ‘ikiyüzlü’ buldu. Atlı’ya göre, Çin’in ‘yaşlı…



Altay Atlı, Almanya ve Fransa gibi ulkeler Çin ile ilişkiyi ilerletmişken, İtalya'nın 'Kuşak Yol Girişimi' mutabakatını imzalamasına karşı tepkileri 'ikiyuzlu' buldu. Atlı'ya gore, Çin'in 'yaşlı kıtaya' AB uzerinden değil 'farklı Avrupalar' olarak bakması sorun yaratıyor. Ancak Atlı, AB'nin de ortak Çin politikası olmadığını anımsattı.

ABD ile ticaret savaşına tutuşan Çin yonetimi Avrupa ile yakınlaşma çabasında. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Avrupa turunun İtalya ayağında 'Kuşak ve Yol Girişimi' mutabakatına imza koymasının ardından Paris'te Fransa ve Almanya liderleri Emmanuel Macron ve Angela Merkel'in yanı sıra Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker'le bir araya geldi. Jinping, ilişkilerdeki guvensizliği bir kenara koyma mesajı verdi, Avrupalı liderler ise Çin ile 'mutekabiliyet esasına' dayalı işbirliği arayışını dile getirdi. Bu buluşmaya rağmen İtalya'nın Çin ile 'Kuşak ve Yol' mutabakatına imza koyan ilk G7 uyesi olmasının Almanya-Fransa hattını rahatsız etmesi dikkatlerden kaçmadı.

Gelişmeleri Koç Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bolumu Öğretim Gorevlisi Doç. Altay Atlı ile konuştuk.

' ABD AB'Yİ ÇİN KONUSUNDA SÜREKLİ UYARIYOR, İTALYA'NIN HEDEFE KONULMASI İKİYÜZLÜLÜK'

Altay Atlı'ya gore, Çin'in Avrupa'da yatırım ve ticaret anlamında hedefleri yeni değil. Ancak 'Kuşak ve Yol Girişimi' eşliğinde ABD ile ticaret savaşına tutuşulmasıyla işbirliği çabalarının daha fazla onem kazandığını belirten Atlı, Amerikan yonetiminin Avrupalılara yonelik Çin baskılarına dikkat çekti. Özellikle Huawei ve 5G teknolojisinde Amerikalıların Çin ile işbirliğini men etme çabalarına dikkat çeken Atlı, İtalya'nın da 'Kuşak ve Yol Girişimi' mutabakatına imza koyan ilk G7 uyesi olarak Washington'ın şimşeklerini uzerine çektiğini vurguladı. ABD'nin İtalya'ya yonelik eleştirilerine Avrupa kanadının da katıldığını aktaran Atlı, bu tutumun 'ikiyuzlu' olduğuna dikkat çekti:

"Çin ile Amerika Birleşik Devletleri arasında şu anda devam eden anlaşmazlıklar, ticaret savaşı dediğimiz mesele var. Devam da ediyor, devam edecek de gozukuyor. Bir yandan Çin'in bundan bağımsız olarak surdurduğu Kuşak ve Yol projesi var. Bunun farklı açılımları var. Bunlar doğrultusunda Avrupa'da da Çin'in birtakım hedefleri var. Avrupa'da yatırım ve ticaret anlamında birtakım hedefleri var. Amerika ile bu ticaret savaşlarının başlamasından sonra başlamadı, daha oncesinden de vardı. Ama şimdi daha fazla onem kazandı diyebiliriz. Amerika ozellikle İtalya'nın boyle bir anlaşma imzalamasına ciddi tepki gosterdi. Bunu daha once de gorduk. 5G teknolojileri meselesinde Amerika, Avrupalı ulkelere 'Sakın 5G'yi Çinlilerle yapmayın, guvenlik sorunu olacaktır' diyor. Yatırımlar ve buyuk altyapı projeleri konusunda 'Dikkat edin' deniyor. Şimdi İtalya'nın da ilk kez bir G7 uyesi ulke olarak bir anlaşma imzalaması da hem Amerika'dan hem Avrupa'nın kendi içerisinden de tepki çekti. Çin'in Avrupa'daki girişimleri yeni bir şey değil. Sırf geçtiğimiz yıl 2018 yılı içerisinde Avrupa'ya gelen Çin doğrudan yatırımının miktarı 18 milyar dolar. Bunun da çoğu İtalya'ya değil İngiltere, Almanya, Fransa ve bir miktar Hollanda'ya geldi. Bu ulkeler zaten yıllardır birçok farklı alanda Çin'den yatırım alıyorlar. İtalya bir anlaşma imzalayınca, İtalya kotu duruma duşmuş oldu. Bu durumu biraz da iki yuzlu bir durum olarak goruyorum. Şi Cinping'in ziyaretlerine bakacak olursak, evet anlaşma imzalandı. Anlaşma dediğimizde bir mutabakat, yani bir bağlayıcılığı yok sadece bir niyet."

' ALTYAPIDAKİ BİRTAKIM EKSİKLİKLERİ ÇİN GİDERİYORSA AVRUPA, ÇİN'İ TERCİH EDİYOR'

Avrupa'da sadece İtalya'nın değil Fransa'nın da Çin ile onemli işbirliğinin bulunduğunu aktaran Atlı, bunun yanında Çinlilerin Yunanistan ve Macaristan'la yoğunlaşan altyapı ilişkilerine dikkat çekti. Bunun arkasında ciddi altyapı meselelerinin yattığını belirten Atlı, Çin'e yonelik AB içinde 'insan hakları' başlıklı şuphelere karşılık Avrupa'nın altyapı ihtiyaçları için bu ulkeyi tercih etmelerine dikkat çekti:

"Fransa'ya gittiğinde ne olduğuna bakıyoruz. Fransa'da da yine ticari anlaşmalar var. Fransa bir Kuşak ve Yol metnine imza atmadı. Ama bir Airbus anlaşması var. O tek başına zaten 26 milyar Euro. Bu Çin yatırımı değil, Fransa'nın Çin'e yapacağı satış. Dolayısıyla farklı bakılabilir. Ama onun dışında da yapılan birçok anlaşma ile birlikte Çin'in Fransa'ya da yatırım yapmasına yonelik İtalya'dakinden çok daha fazla girişimler, başlangıçlar var. Ama İtalya boyle bir konuma duşmuş oldu. Çin ve Avrupa dediğimiz zaman tek bir Avrupa yok burada. Komşumuz Yunanistan'a bakın. Pire Limanı'nı Çinliler genişlettiler, modernize ettiler. Diğer birçok altyapı projelerini de Çinliler yaptı. Şu anda Yunanistan buyuk olçude Çin ile işbirliğini başlatmış durumda. Hatta geçtiğimiz aylarda Avrupa Birliği'nde insan hakları konusunda Çin'i bu konudaki uygulamaları nedeniyle kınayacak bir oylama yapılınca iki ulke bunu veto etti. Yunanistan ve Macaristan etti. Geniş miktarda altyapı yatırımı alan bir diğer ulke de Macaristan. Bu ulkelerde çok ciddi altyapı eksiklikleri var. Çinliler gelmeden onceki Pire Limanı'nı gormuşluğum var, sonrasını gormedim. Ama şu anda kapasitesinin genişlediğini rakamlarla goruyoruz. Dolayısıyla bunlar zaten karşılıklı fayda guduyorlar. Bu ulkeler batıya sırtını donup de batıdan ayrılmak isteyip boyle bir ideolojik tercih yapıp da Çin'e yoneliyor değiller. Halbuki altyapıdaki birtakım eksiklikler Çin'den geliyorsa, Çin ile yapıyor durumdalar. İtalya'yı da buna katabiliriz. İtalyan ekonomisinin de şu anda buyume sureci sıkıntıya gitmiş durumda. Ciddi bir darboğazda ve İtalya'nın altyapı konusunda eksiklikleri var. Bu ziyarette iki tane liman one çıktı, Trieste ve Cenova Limanı. Butun Balkanlar, Doğu ve Orta Avrupa'ya baktığımızda bu ozellikle altyapıda yoğunlaşan Çin'in girişimlerini goruyoruz. Ama bir yandan da Batı Avrupa ulkeleri biraz daha temkinliler, bunu eleştiriyorlar. Kendileri de Çin'den başka alanlarda yatırım yapıyorlar. Ama 'Evet biz bunu yapıyoruz, ama karşılığında da şunu istiyoruz. Çin de bize pazarını daha çok açsın' diyorlar."

' ÇİN İÇİN FARKLI AVRUPALAR VAR'

Atlı'ya gore meselenin bir boyutu da Çin'in Avrupayı AB olarak değil 'farklı Avrupalar' olarak algılaması ve uye ulkelerle ayrı ayrı ilişkiler tesis etmesi. Batı Avrupa'nın Pekin'e karşı ulusal guvenlik ve diğer teknolojik kaygılarla daha temkinli durduğunu da belirten Atlı, diğer yandan AB uyesi ulkelerin de Çin karşısında ortak politikalar zaten geliştirmemiş olmalarına dikkat çekti:

(C) REUTERS /

"Rakamlar ortada. Çin'in Avrupa'daki yatırımları da ortada. Batı Avrupa biraz daha bu konuda temkinli. Her alanı Çin'e açmıyor. Biraz da ulusal guvenlik ve diğer endişelerinden dolayı bu kısıtlamalar. İtalya veya Yunanistan kadar açık değil Batı Avrupa. Ama Batı Avrupa da şu an kadar Çin ile çok buyuk işler yaptı. Batı Avrupa ulkelerinin Çin'de buyuk yatırımları da var. İki taraflı gelişiyor bu. Bu da karşılıklı fayda uzerinden gerçekleşiyor. Amerika'nın da sıkıntısı aynı. Mesela teknoloji transferi. Diyor ki bizim firmalarımız Çin'e gittiği zaman mecbur kalıyorlar. Orada yatırım yapmanın bir koşulu olarak teknoloji transferinde zorlanıyorlar. Bu duzeltilsin deniyor. Çin'in de bu konuda yaptığı birtakım gelişmeler, bu endişeye yonelik attığı adımlar zaten var. Dolayısıyla Avrupa'nın Çin'de daha etkin olmak istediği anlaşılabilir. Ama burada İtalya'nın da bu duruma duşmuş olması bana tuhaf geldi. Çin için farklı Avrupalar var. Çin, Avrupa'yı bir birlik olarak değil tek tek ulkeler olarak ele alıyor. İtalya ile ayrı konuşuyor, Fransa ile ayrı konuşuyor, Almanya ile ayrı konuşuyor. Bir yandan da bir Avrupa pozisyonu yok Çin'e karşı. Bir insan hakları konusunda bile Yunanistan hayır oyle değil diyor. Niye, çunku başka birtakım dinamikler var. Avrupa'nın Çin politikası nedir, boyle bir şey yok. Macaristan'ın Çin'e bakışı farklı, Yunanistan'ın farklı, Almanya'nın farklı. Ama hepsi de aynı zamanda milyonlarca dolarlık işler yapmaya devam ediyorlar. Son yılarda Angela Merkel, Çin'e 5-6 defa gitti. Butun bunlar devam ediyor, ama Çin için tek bir Avrupa yok, Avrupa'dan Çin'e karşı bir tutum takınmak konusunda da tek bir Avrupa pozisyonu da yok."

' ALMANLARIN HER ANLAMDA ÇİN İLE DAHA FAZLA İŞBİRLİKLERİ VAR'

Bu karmaşık ilişki ağı içerisinde Atlı, Almanya'nın Çin ile diğer Avrupa ulkelerinden daha derin işbirliği tesis etmiş olmasını dikkat çekici buluyor. Merkel'in defalarca Çin'i ziyaret ettiğini anımsatan Atlı, İtalya'nın son mutabakat ile 'Avrupa'yı terk ettiği' turunden eleştireliren haksızlığını dile getirdi. Avrupa'nın Çin'e yonelen arayışlarında Trump yonetiminin de etki ettiğini vurgulayan Atlı, surekli ortaya serilen 'insan hakları' temasının da giderek sıkıntılı bir başlık teşkil etmeye başladığının altını çizdi:

"Macron, Çin'e karşı birtakım eleştiriler de getirdi. Değerlerden bahsetti, insan hakları konusundan bahsetti. Avrupa Birliği'nin bu konudaki politikalarını, çizgisini biliyoruz. Bunları soylerken bir yandan da bunlar soyleniyor. Ama ondan sonra 300 uçaklık anlaşma imzalanıyor. Bunlar birbiriyle ne kadar bağlantılı? Avrupa Birliği'nin bu konudaki duşuncelerini dile getirmek gibi bir hakkı var. Ama işi değerler noktasına getirdiğiniz zaman o zaman Çin de şunu diyecek ki 'bizim de değerlerimiz var, Avrupalılar da buna saygı gostersin' diyecek. Amerika surekli dunyadaki insan hakları durumu ile ilgili bir rapor yayınlıyor. Şimdi Çin de Amerika'daki insan hakları ile ilgili polis siyahi vatandaşı oldurdu gibi butun olayları listeliyor. Bu boyle bir değerler kavgasına doğru gidecek olursa buradan da uretici bir sonuç çıkmayacaktır. Almanya, Avrupa Birliği dediğimiz zaman birçok açıdan en onde gelen ulke. Ekonomik buyukluk açısından olsun, Çin ile yapılan iş hacmi açısından olsun. Avrupa ile Amerika Birleşik Devletleri arasında devam etmekte olan bir sureç var. Yani bu Transatlantik işbirliğinde çok ciddi bir guven kaybı yaşandı, yaşanmaya devam ediyor. Trump Amerika'sıyla Avrupa'daki muttefikleri, aynı zamanda Trump Amerika'sıyla Asya'daki muttefikleri, Japonya-Kore arasında da aynı durum soz konusu. Bugun seçim olsa ve Donald Trump gitse başka biri seçilse hatta Cumhuriyetçi değil de Demokrat bir başkan seçilse bile bu guven zedelenmesi artık burada hep boyle kalacak. Bir kere yaşandıysa, bundan sonra da yaşanabilir. Tek bir tarafa bağlı kalmadan çeşitlendirmek lazım gibi bir davranış içinde olacaklar."

' ALMANYA ÇİN'İN TEMİZ ENERJİ HAMLESİYLE İLGİLENİYOR'

Atlı, Çin'in ekonomik kalkınmasını temiz enerji kaynaklarına erişecek yeni teknolojilere yonelme eşliğinde geliştirme çabalarına da atıf yaparken, ulkenin bu açıdan Avrupa için cazip olduğunu vurguladı. Özellikle Almanya'nın enerji donuşumu meselesiyle ilgilendiğini anımsatan Atlı, Pekin ile ilişkilerin giderek çok boyutlu hale geldiğinin altını çizdi:

'Burada Çin de onemli bir aktor olarak karşımıza çıkıyor. Çin aynı zamanda bu ulkelerin ekonomik portfoylerini de ticaret, yatırım, teknoloji olsun burada Amerika'ya karşı aşırı bir bağımlılık olmadan biraz daha çeşitlendirerek daha farklı kaynaklardan buradan bir akış sağlamak açısından da onemli olacak. Almanya birçok konuda başı çekiyor. Şua an bizim çok fazla konuşmadığımız Çin'de bir daha temiz enerji kaynaklarına geçmek. Çunku Çin ciddi şekilde komur kullanıyor sanayide ve bu ciddi şekilde hep hava kirliliğine neden oluyor, goruyoruz. Çin buna karşı onlemler almaya çalışıyor, çaba gosteriyor. Almanya bu konuda onde gelen ulkelerden, enerji donuşumu yapan ulkelerden biri. Boyle spesifik alanlar da var bu iki tarafın işbirliği yapacağı. Sadece dolar uzerinden şu kadar yatırım geldi, şu kadar mal sattık değil de işin içine teknoloji ve farklı alanlardaki teknoloji giriyor. Yani çok boyutlu bir ilişki var. Burada mesele şu tamamen. İtalya'nın durumunu ben şundan yadırgadım. Butun bu ulkeler çok farklı boyutlarda ilişkileri geliştirirken, imzalanan mutabakat zaptı yuzunden, bunun resmiyete dokulmuş, kağıtta ismi geçmiş, altına da imza konmuş olması nedeniyle sanki butun Avrupa, Çin'in karşısında ama İtalyanlar, Avrupa'yı terk ettiler, Avrupa'yı sattılar, Çin'e yoneliyorlar gibi bir durum oluştu. Halbuki Almanların her anlamda Çin ile daha fazla işbirlikleri var."