Özet (TL;DR) @ 2019-03-25T09:51:00.000Z: AK Parti tarafından Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na aday gösterilen Mehmet Özhaseki, tanınma oranının yüzde 35'lerden yüzde 90'lara çıktığını söyledi. Üniversitede ders notu aldığı kadına…



AK Parti tarafından Ankara Buyukşehir Belediye Başkanlığı'na aday gosterilen Mehmet Özhaseki, Haberturk'ten Kubra Par'ın sorularını yanıtladı.

Özhaseki, "Son gunlerde 'AK Parti Ankara'da kaybedebilir' sozunu sık işitir olduk. Butun bu soylemler moralinizi bozuyor mu?" sorusu uzerine "Hayır, neden moralimi bozsun. Nihayetinde beş kez belediye başkanlığına, uç kez milletvekilliğine aday olmuş birisiyim. Seçim oncesinde hangi algı operasyonlarının çekildiğini az çok biliyorum. Ben kendi anketlerime bakıyorum" ifadesini kullandı.

Par'ın sohbetin devamında yonelttiği sorular ve Özhaseki'nin bunlara verdiği yanıtlar şoyle:

- Kendi anketleriniz nas ıl?

İlk çıktığımız gunlerde tanınmışlık oranım yuzde 35'ler seviyesindeydi. Ama gerek billboard'lar, gerek televizyon programları sayesinde tanınmışlığı yuzde 90'lara kadar çıkardık. En çok televizyon programı yapan benim. Şukurler olsun ki hiçbirinden de kotu bir geri donuş almadım. İnsanlar artık beni tanıdı. Başladığımızda kararsızlar yuzde 35'ler gibi çok yuksek bir orandaydı. Şimdi geldiğimiz noktada bu oran yuzde 6'lar civarına duştu. Herkes kararını vermiş vaziyette.

- Lehinize mi yoksa aleyhinize mi karar verdiler?

Bu hafta içerisinde ikisi benim dışımda, uçu kontrolumuzde yapılan toplamda beş anketin sonuçları elime ulaştı; beşinde de ilerideyiz. Ben aday olarak çıktıktan sonra ne uyduralım diye duşunduler ve durmadan, "Biz ilerideyiz, karşı tarafın adayı tutmadı" gibi operasyonlar yaptılar. Hatta "AK Parti yakında Özhaseki'yi adaylıktan çekecek" gibi başlıklar attılar. CHP yonetimi son birkaç sene içerisinde eksen kaymasına uğradı. Eskiden Deniz Baykal'ın kendine has bir tavrı vardı. Turkiye'yi tarif ederken belirli değerler uzerinden tarif ederdi ve yiğitçe mucadelesini yapardı. Ben hiç oy vermedim ama hakikaten durustlukle Cumhuriyet'in temel değerleri uzerine mucadelesini surdururdu. Oysa yeni yonetimin herhangi değer anlayışı bir kaldığını zannetmiyorum. Bunlar algı operasyonlarıyla işi goturmeye çalışıyor.

(C) Flickr /

Son birkaç seçimdir, "Biz çok ondeyiz, bu işi bitirdik" numarası yapıyorlar. Seçim akşamı sandıklar açılıp gerçekler ortaya çıkınca da "Sandıklara sahip çıkamadık. Bir sistem kurmuştuk, o da çoktu" veya "Oylarımızı çaldırdık" diye ağlak ağlak gezmeye başlıyorlar. Ondan sonra işi biraz daha ilerletip "Yuksek Seçim Kurulu var ya…" diyorlar. İyi de İzmir, Karşıyaka'da seçimi kazanınca Yuksek Seçim Kurulu'nun elinden mazbatayı alıp, teşekkurler ederek gidiyorsunuz da neden Ankara'ya gelince yalan soylemeye devam ediyorsunuz? Bu, CHP yonetiminin son birkaç yıllık taktiği, artık o da komik hale gelmeye başladı.

- "AK Parti yakında Özhaseki'yi adaylıktan çekecek" soyleminden bahsettiniz. Samimiyetle açıkça sorayım; AK Parti içerisinde de, "Keşke Mehmet Özhaseki'yi aday gostermeseydik" sesleri yukseldi mi?

Sayın Cumhurbaşkanımız çok az konuda oylama yapar. Mesela, Meclis başkanlığı için "Kimi istiyorsunuz?" diye oylama yapmıştır. Bir oylama da MKYK'da " Ankara ve İstanbul'a kim buyukşehir belediye başkan adayı olmalı?" şeklinde yapıldı. Orada Ankara için Mehmet Özhaseki, İstanbul için de Binalı Yıldırım isimleri oy birliğiyle çıktı. Cumhurbaşkanımız da buna uyarak bize tebliğ etti ve herkesin el ustunde tuttuğu bir aday olarak başladık. Partinin en ust grubu hiç tartışmasız bizim ismimizi soylemişlerse, AK Parti niye tartışsın ki? Bir de ben 21 yıl buyukşehir belediye başkanlığı yaptım. AK Parti'de belediyecilik denilince uç tane isim soylenirse birisi benim. Bunu herkes biliyor. "Ankara'yı da Mehmet Özhaseki dışında toparlayacak, bizim belediyecilik damgamızı vuracak başka kimse yok" diye herkes teşekkurler ederek bizi sahaya surdu.

' SÖYLENEN YALANLAR, YAPILAN İFTİRALAR İÇİNİZDE İZ BIRAKIYOR'

- 31 Mart ak şamı kazanırsanız, size "Kazanamayacak" diyenlere donup bir sitem konuşması yapacak mısınız?

Hayır, yapmayacağım. Çunku buna alıştım. Benim her seferinde stratejim, doğruluk ve durustluk uzerine seçim kampanyamı yurutmek, kim ne derse tahriklere kapılmadan işime bakmak. Seçim akşamında da tek sozum "Geçmişte ne olduysa unuttum, onume bakacağım. Seçim bitti, geçim başlıyor" olacaktır. Ancak, insanız; soylenen yalanlar, yapılan iftiralar içinizde iz bırakıyor. Bunu da yıllar içerisinde zaten kotu bir hatıra kalmasın diye silmeye çalışıyorsunuz. Geçmişte yaşanmış o kadar kotu olaylar, sizi yoran, uzen, uykusuz bırakan oyle anlar var ki onları her an hatırlarsanız kocaman yuklu bir kamyonla her gun yurumek zorunda kalırsınız.

' BÖYLE OLMASINI İSTEMEZDİM, BU, BİZİM İÇİN BİR TAKTİK DEĞİL, DOĞRULARI SÖYLEME GÜDÜSÜDÜR'

- Mansur Yava ş ile ilgili çek senet iddiası çok tartışıldı. Kendisi çıkıp iddialara yanıt verdi, siz sorular sordunuz. Bu roportajda yeniden detayına girmeyelim ama şunu sormak isterim. "Ankara'da seçimler biraz zora girince, AK Parti, Mansur Yavaş'ın birkaç yıl onceki davasını gundeme getirerek bunu bir siyasi malzemeye çevirmeye çalıştı" deniyor. Bu yoruma ne dersiniz? Ankara'da durum kritik olmasaydı, AK Parti bunu yine gundeme getirecek miydi?

(C) Flickr /

2009, 2014 seçimlerinde çıkmamış, niye 2019 seçimlerinde çıkıyor" diyorlar. Davanın kesinleşen hukum tarihi 2017. Yani 2009 ve 2014'te çıkma ihtimali sıfır. Bunu ulusal gazeteler de yazdı, elbette ki konuşulacak. Şimdi siz Ankara Buyukşehir'e, İstanbul Buyukşehir'e adaysanız, çocukluğunuzdan başlayıp bugune kadar getirirler, hayatınızı didik didik ederler. Kendinize guvenmiyorsanız ortaya çıkmayın. 25 yıl boyunca belediye başkanlığı, bakanlık yaptım; herhalde hayatımın karanlık kalan hiçbir safhası yoktur. Bir tarihte, rahmetli babam zaten sulalemizin ismi olan soyadını almak için mahkemeye muracaat ettiğinde bunu ne kadar gundem ettiler? En masum bir soyadı değişikliğini bile gunlerce konuşan basına veya rakip adaylara bir cumle etmedim. Sonra, bu çek senet olayını çıkaran ve soyleyen ben değilim. Bu olaya girmekten de uzuntu duyuyorum. Bir hafta once dahil oldum, kimse ağzımdan bir cumle duymamıştır. Ancak, tum Turkiye'nin takip ettiği ulusal basında çıkan, parti sozculerinin, MHP Genel Başkanı'nın konuştuğu bir ortamda buna cevap vermesi gereken Mansur Yavaş'tır. Basın toplantısı duzenledi; çıkıp bir bildiri okudu, sonra da kimsenin sorusuna cevap vermeden gitti.

Arkadaş, "Bu adam tacizci, pornocu, sahtekar, bunu niye savunuyorsun?" diyor. Biz niye savunalım, bizimle ne alakası var? Adamı televizyonda bile bir kere gordum. Kendisinin 10 yıldır tanıştığı bir adam bu. Adamın kendi ifadelerinde, "her gun burosunda oturduğu, Mansur'a iş getirdiği, beraber iş takip ettikleri, Yuksek Yargı uyeleriyle aynı masada yemek yedikleri, atış poligonuna gidecek kadar samimi oldukları" yazıyor. Bu senin adamın, şimdi mi kotu olduğunu anladın? Suçladığın adamı neden bizim uzerimize yamıyorsun? Benim bir kere telefonla konuştuğumu, goruştuğumu soylesinler, adaylığı bırakırım. Biz tanışmıyoruz.

(C) Flickr /

- Ba ştaki stratejiniz çok daha sakindi. Şimdi bu noktaya gelmiş olmasından memnun musunuz? Yoksa boyle bir agresifliğe mecbur mu hissettiniz?

Tum samimiyetimle soyluyorum, boyle bir şekilde bitmesini asla istemezdim. Çunku ben belediyeciyim, AK Parti Yerel Yonetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı'yım. Ankara için de dersime çok iyi çalıştım, projeler yaptım. Üç aylık kampanyanın son bir haftasına kadar da asla karşı tarafla ilgili bir şey soylemedim. Soylediğim tek şey, "Dersine çalışmamış, belediyeciliği bilmiyor, bir projesi bile yok. Benim gibi kitap yazdırıp da ortaya çıkmadı" oldu. Şahsıyla ilgili kimse benden bir cumle duymamıştır. Ancak bir hafta once oturup da kendi pis işlerinden dolayı beni suçlayınca mecburen girdim. Boyle olmasını da istemezdim. Bu, bizim için bir taktik değil, mecburiyetten kaynaklanan bir savunmadır, doğruları soyleme gudusudur. Ankara halkına doğruları soylemekle gorevliyim. Üstelik eğer dediğim alanda devam etseydi, ne kadar fark attığımı herkes gorurdu.

- Peki o halde belediyecilik konu şalım. Neden "Mansur Yavaş değil de ben daha iyi yonetirim" diyorsunuz?

(C) Fotoğraf : Twitter

Yıllarca buyukşehir belediye başkanlığı yaptım. Buyukşehir yasaları yapılırken içinde bilfiil yer aldım. Hem kanun yapımında hem de uygulamasında yer almış birisiyim. Buyukşehirlerin nasıl idare edileceğini biliyorum. Bir şehrin geleceğe nasıl taşınacağı uzerine dersler anlatmış birisiyim. Nihayetinde para yonetimini, personel yonetimini, mekan yonetimini, zaman ve algı yonetimini ve kriz yonetimini birebir uyguladım. Ankara ve İstanbul gibi buyukşehirler acemilik kaldırmaz, buralarda tecrube lazım. Buyukşehirlerin, sadece ulke içinde değil, tum dunya başkentleriyle ve buyukşehirleriyle yarıştığına inanan bir insanım. Gunumuzde ulkeler kadar şehirler de yarışıyor. O yarışta kendi değerlerinizi one çıkarıp eldeki kısıtlı imkanlardan maksimum pay alamıyorsanız şehirleriniz geriye gidiyor. Turizm, ticaret, sanayi, spor ve kulturde şehrinizin değerlerini one çıkaracaksınız ve o pastadan daha buyuk pay alacaksınız. Turizm açısından bakıldığı zaman Ankara'yı dunya başkentleri arasında çok ileride goremiyoruz. O zaman, bu işleri bilecek tecrubeli ve liyakatli insanlara ihtiyaç var diye duşunuyorum. Bunu yapacak tecrube de bende var.

' PARKLARIMIZ SABAHA KADAR GÜVENLİ OLACAK, KADINLARIMIZ İSTEDİĞİ SAATTE YÜRÜYÜŞ YAPABİLECEK'

(C) AA /

Tarihte Kayseri'de bırak yuzde 70 oy almayı, ust uste iki sefer seçilmiş adam yok. Herhalde durustçe, fedakarca çalışmamdan dolayı. Bir de, şehri bir yerden aldım, birçok muhalife rağmen, yaptığım her işe gelen muthiş tepkilere rağmen, bir başka yere taşıdım. Başladığım yerdeki şehirde altyapı yoktu, 100 bine yakın gecekondu vardı, belediye borçluydu ve maaş odeyemiyordu, sol bir belediye anlayışı mevcuttu. Şehri o noktadan aldım, yerine Paris'le yarışacak bir şehir bıraktım; altyapı, ustyapı bitmiş, zaten giden herkes Avrupai bir kent diye bahsediyor. Şehri buyutecek devasa projelere imza attım. Erciyes'teki kayak merkezinde hafta sonlarında 80-100 bin kişi kayak yapıyor. Yerli vagonlar urettirerek raylı sistemler yaptırdım. Turkiye'nin UEFA standartlarındaki ilk stadyumunu yaptırdım. Kasası da para dolu bir belediye bıraktım. Boyle olunca vatandaş sevmez mi? Ben de yaptıkça, hizmet ettikçe sevdim. Sokağa çıktığımda birçok zaman, 'Başkanım, seninle bir helalleşelim, çunku arkandan çok konuştum' diyen insanlarla karşılaşıyordum.

Bir de şehrin sadece fiziki yapısını değiştirmiyorsunuz, oradaki sosyal yaşamı da değiştiriyor, renklendiriyorsunuz. 1982 senesinde, evlenip Kayseri'ye gelmiştik. Hanım, bir pazar gunu, "Sıkıldım, dışarı çıkalım" dedi. "Burada pazar gunu hanımlar dışarı çıkmaz" dedim. "Ben nereye geldim, neden dışarı çıkmıyoruz?" dedi. Aradan 20 sene geçti. Belediye başkanlığımın son yılında, bir Ramazan akşamı eve geldim. Saat 12'ye yakındı. Ortanca kızım spor ayakkabılarını giymiş çıkmaya hazırlanıyor. "Kızım hayırdır?" diye sorunca, "Baba yuruyuşe çıkıyorum" diye cevap verdi. "Gecenin bu saatinde ne yuruyuşu?" dedim. 'Baba geçen gun dinledim, bizim belediye başkanı, 'Parklarımız guvenli. Sabaha kadar kızlarımız, kadınlarımız yuruyuş yapar. Boyle guvenli bir şehre donuştuk' diyordu. Yanlış mı duydum?' dedi. Sadece 'Tamam kızım, haklısın' diyebildim. Yuruyuşe gitti. Tabii baba yureği dayanmıyor, balkonun koşesine gidip gozumle takip ettim. (Guluyor) Ankara'da da boyle olacak.

' ANKARALILARA HER SABAH PARKLARDA JİMNASTİK YAPTIRACAĞIM'

Kayseri'de Beden Eğitimi okuyan 100 kadar sporcuyla anlaştım. Her parka bir kız bir oğlan oğrenci, birer masa getiriyor. Birçok parkta yuruyuş yolu yaptığım için millet sabah 6-7 gibi yurumeye başlıyor. Öğrenciler de 7.15 gibi bir saatte masanın uzerine çıkıyor, rap muzik açıp jimnastik hareketleri yapıyor. Sonra bakıyordum ki kadın erkek, yuzlerce kişi beraber spor yapıyor. Ankara'da da hem yuruyuş yolları yaptıracağım hem de muzik koşeleri oluşturacağım. Muzikle uğraşan çocuklarımız parkların koşesinde keyifle çalsınlar.

"Çarşının içinde belli yerlerde muzik koşeleri oluşturacağım, çocuklara da orada muzik yapmaları için izin vereceğim" dedim. Çocuklar çalmaya başlamışlar, zabıta bunları toplamış. Zabıtaya mani oldum, bu kez de esnaf, "Bu çalgıcıların burada ne işi var? Akşama kadar kafamızı şişiriyorlar" demeye başladı. Bir sene geçmeden, "Bu çocuklar niye gelmiyor?" demeye başladılar. Belediye başkanı o şehri geleceğe taşır.

Ankara'da ozellikle Saraçoğlu Mahallesi'ni kultur sanat merkezi yapacağım. Orada onlarca bina var; birinin adı "viyola", diğerinin "keman", bir diğerinin "gitar" olacak. İlgili herkes o binalarda buluşacak.

' ANKAPARK'I CUMARTESİ GÜNÜ 1 BUÇUK MİLYON KİŞİ ZİYARET ETTİ'

- Ankara 'daki ortak mitingdeki hava nasıldı?

Daha onceki bazı mitingleri gordum ama geçmişe doğru butun mitingleri gormemiştim. İl başkanımız ve genel başkan yardımcımız, "Ankara boyle bir miting gormedi" diyor. 450 binin uzerinde katılım olduğu Emniyet kayıtlarına geçti. Ankara'da daha once boyle bir miting olmamış. Cumhurbaşkanımız da, Devlet Bey de çok mutlulardı. Karşımızda da çok istekli bir grup vardı. Belki de son gunlerde bu beka meselesinden doğan tartışmalar milleti biraz daha ateşlemiş olabilir diye duşunuyorum.

- Ankapark 'ın açılışı nasıl gitti? Melih Gokçek ile orada karşılaştınız mı? Son tahlilde Gokçek ile aranız nasıl?

Melih Bey'i "Ankapark'ın açılışına geliyor musun?" diye aradım. Sağ olsun, o da zaten geliyormuş. Orada oturduk, epeyce muhabbet ettik. Açılışta Melih Bey'e de soz verildi. Kursuye çıktığında, yaptığı hizmeti anlattığı gibi, sonunda da "Hizmet sırası artık Mehmet kardeşimizde, sonuna kadar onu destekliyorum" diye açıkça ilan etti.

- Aran ızda bir kırgınlık var mı?

Benimle yok. Ay başına kadar Ankapark'ın tanınması için çalışma yapan firmaya gore, cumartesi gunu giriş rakamı 1 milyon 100 bin kişi. Ankara'nın nufusu 5 buçuk milyon, her 5 kişiden biri gitmiş neredeyse.

' YÜZLERCE OYUNCAĞIN OLDUĞU BİR YERDE HER GÜN MUTLAKA UFAK TEFEK ARIZALAR OLUR'

- Ama bir roller coaster bozulmu ş, "Guvenli değil" diyorlar.

Doğru değil. Orada sigortayla ilgili çok basit bir arıza olmuş, onu da hemen gidermişler. Yuzlerce oyuncağın olduğu bir yerde her gun mutlaka ufak tefek arızalar olur. Oradaki oyuncakları ben de guvenli diye biliyorum.

Bir şehirde mutlaka kultur sanat ve spor faaliyetlerinin olması lazım. Ayrıca meşru eğlence tesislerinin de olması lazım. İnsanlar bunu gorduğunde oraya doğru koşuyor, çunku sadece evleriyle işleri arasında gidip gelen, bunun dışında hiçbir şey duşunmeyen varlıklar değiller. "Su akıyor, otobus de çalışıyor, yeşil alan da var, daha ne istiyorsunuz kardeşim?" diye duşunursek şehirleri kocaman bir huzurevine dondururuz.

Şehirler huzurevi gibi olmaz, insanın daha değişik ihtiyaçları da var. Bir insan muzik dinlemek, resimle uğraşmak, spor yapmak ister. Boyle gençlerin, çocukların gittiği aktivite yerleri de dunyanın buyuk kentlerinde var. Dunyada en az 10 yerde gordum. "Bu nereden çıktı? Neden buraya para harcandı?" gibi sozler hakikaten buyukşehirler için garip olur. Bugunku 1 milyon 100 bin sayısı da Ankara halkının boyle şeylere ne kadar ihtiyaç duyduğunu gosteriyor. Yoksa herkese alışveriş merkezlerinde tur atmaktan ibaret bir hayat kalacak.

- Mehmet Özhaseki "Ankaralılar başlangıçta benim için "Tanımıyoruz" diyordu, şimdi tanınma oranım yuzde 90'a vardı" diyor. Peki Mehmet Özhaseki kimdir? Nasıl bir hayatı var? Siyaset dışında nelerle ilgileniyor? Sorularıma ilginç yanıtlar verdi:

' MEMUR ÇOCUKLARINA İMRENİRDİM'

1957'de, Anadolu'nun tam ortasında Kayseri'de doğdum. Babam, dedem esnaftı. Soylediklerine gore onların babaları da esnafmış. Ailemizde, akrabalar arasında maaşlı memur kimse yoktu. O memur çocuklarına çok imrenirdim, çunku okuldan gelince babamızın dukkanına gitmek zorunda kalırdık. Arkadaşlarım top oynar, ben oynayamam. İlkokuldayken, "Ne olur benim babam da memur olsaydı" diye anneme ağladığımı hatırlıyorum. İlkokuldan başlayarak babamızın dukkanında geçen bir hayat… Manifaturacı dukkanımız vardı.

Üç erkek kardeşiz. Ben ortancayım. Aile şirketimizde ortaklığımız var. Ağabeyim Ali benden iki yaş buyuk, kardeşim Mustafa da beş yaş kuçuk. Mustafa ile ikimiz ortağız. Babamızdan kalan tekstil, manifatura, ev tekstili, yurt içi ticaret, ihracat işlerimiz devam ediyor. Devletle hiçbir işimiz yok. Muteahhitlik, belediye işlerimiz yok. Zaten babadan da vasiyetliyiz, benim dışımda ne kimse siyaset yapar ne de devletin kapısından içeriye girer."

' ÜLKÜCÜ GENÇLİK HAREKETİNE KATILDIĞIM İÇİN HACETTEPE'DEN ATILDIM'

Üniversiteyi bitiriyordum, ikinci universiteden dort dersim var. Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Muhendisliği bolumune girdim, oradan atıldım. Ülkucu grubu içerisinde yer aldım, saklamıyorum. Ocak başkanlıklarımız var. O donemde bunu isteyerek, severek yaptık. Ülkeyi buyuk bir badireden kurtardığımıza inandık ve hala da buna inanıyorum, çunku Rusya istediklerini bizim uzerimizde gerçekleştiremedi. Bugun Turkiye bağımsız bir şekilde devam ediyorsa, herhangi bir şekilde işgale uğramadıysa bizim çabalarımız neticesindedir diye duşunuyorum, çunku 1960'lı yıllarda devleti hedeflemiş olan sol, ortaya çıkmamızla birlikte hedefini şaşırdı. Yoksa Rusya, nereden gireceğini dahi hesaplamış, Turkiye'nin uzerine çokmek için bekliyordu. O mucadele içerisinde yerimizi aldık, okullardan atıldık. Vatan için her turlu hakkım helal olsun.

' BERABER OKULU BİTİRDİK, BİR SENE SONRA İLK ÇOCUĞUMUZ OLDU'

Ardından devam mecburiyeti olmayan bir universiteye gideyim diye duşundum. Tabii bir de "bizimkiler"in elinde olması gerekiyordu, yoksa okutmazlar. İstanbul Hukuk'u yazdım, girdiğim sene orası da karıştı, solun eline geçti. Bu arada ders notu aldığım Neşe adında bir kız vardı, aşık oldum. Nişanlandık ve evlendik. Zaten ara ara eşime "Hacettepe'den atılmam bende travma oluşturdu ama neyse hayırlı bir işe vesile olmuş, seni nasıl bulacaktım" diyorum.

(C) Fotoğraf : İHA

Beraber okulu bitirdik, bir sene sonra ilk çocuğumuz oldu. Ben kaymakamlığa girecektim, o da hakimlik yapmak istiyordu. Fakat aile esnaf olunca, "Oğlum deli misin, ne işin var? Şurada dukkan var, gel otur bakalım" dediler. Biz de "Haklısınız" dedik. Babamızın dukkanının başına geçince eşim de çalışmadı.

Daha sonra ben belediye başkanlığına başladım. Eşim stajını yaptığı için avukatlık yapmayı çok istiyordu. Bu konuda da uzunca bir tereddut geçirdik. "Avukatlık yaparsan dava sayın, bırak yuzleri, binleri bulur; belediye ile ihtilaflı herkes seni bulur, acayip iş yapan bir avukat haline gelirsin ama bu haksız bir kazanç olur ve dedikodudan duramayız" dedim. "Ben mesleğimi yapamayacak mıyım?" diye sorunca, "Ya ben belediye başkanlığını bırakacağım ya da sen avukatlığı bırakacaksın" dedim. Hala zaman zaman sitem ediyor. Hatta çocuklarla aramızda gırgır konusu bile oluyor. İkide bir "Baba senin yuzunden" diye başlarlar. İkimiz de avukatlık yapamadık.

' REFAH PARTİSİ'NDEN TEKLİF GELİNCE BABAM 'OĞLUM ÜLKÜCÜ, İŞİMİZ GÜCÜMÜZ VAR' DEDİ'

Okul bittikten sonra 12-13 yıl kadar baba mesleğimizi yaptık. 1994'te Sayın Abdullah Gul ve ekibi Refah Partisi adına gelip, "Mehmet Bey'i başkan yapalım" dediklerinde, rahmetli babam "Oğlum, bizim işimiz var gucumuz var, bize ilişmeyin. Zaten bu oğlan da ulkucu" diye cevap verdi. Ama benim çizgim belli olduğu için onlar da beni çok seviyordu. "Hacı amca, bu siyaset değil, hizmet. Gelip şehre hizmet edecek" dediklerinde, "Baba, bir donem yapayım" dedim. Bir donem yaptık ama vatandaş oyumuzu artırınca anketler de coşuyor, hoşumuza gitti. "İkinci donem kesin bırakayım" derken yuzde 70 oy aldım.

' 6 TORUNUM VAR'

Üç kızım, bir oğlum var. En buyuk kızım Şukran Elif, oğlum Enes, onun kuçuğu Merve, en kuçukleri de Zeynep. Hepsi universiteyi bitirdi. Buyuk kızım eczacı oldu, onun eşi universitede doktor. Diğer uç çocuğum da babadan kalma mesleğimizin başında.

Dordu de evli. En son geçtiğimiz yaz en kuçuk kızım evlendi. Altı torunum var. En buyuk kızımın bir kızı bir oğlu var, isimleri Berra ve Mehmet Kayra. Oğlumun uç çocuğu var. Birisi Ecrin Duru, birisi Mehmet, bir de en kuçukleri Ömer. Ortanca kızımdan da Osman isimli bir oğlumuz var. Onlar benim stres topum. Sağ olsunlar, her hafta birisi gelip çocuklarla beraber kalıyor, ben de onlarla adeta butun yorgunluğumu atarak deşarj oluyorum.

' YEMEKTE MAHARETLİYİM, GÜVEÇ, SAC KEBABI VE KAYSERİ KATMERİ'Nİ İYİ YAPARIM'

Yemek yapma noktasında biraz maharetliyim. Aklınıza hangi tur Kayseri yemeği geliyorsa onu yapma konusunda hunerim var. Guveç, sac kebap, Kayseri katmeri… Genelde hanım yapar ama pazar gunleri de ben ozellikle çocukların istediği yemekleri yaptıkça rahatlıyorum. O yuzden ev işlerinde yemek hususunda hanıma yardımcıyım.

' ERCİYES DAĞI'NIN ETEKLERİNDE İNZİVAYA ÇEKİLİYORDUM'

(C) AA / Arşiv

Erciyes Dağı'nın eteklerinde sessiz yerler vardı. Belediye başkanlığım doneminde oralara çıkıp bir iki saat oturuyordum. Radyoyu açıyordum, dertli turku bulursam dinliyordum. Sigara içmem ama gerekirse orada bir iki tane de sigara içiyordum. Sonra abdest alıp iki rekat namaz kılıyordum. Dua ediyordum. İki saat sonra kendime geliyordum. Benim rahatlama metodum bu. Kimseyi kırmamak, uzmemek adına kendi kendime bir rehabilite metodu; dağlarda kimsenin olmadığı yerlerde sessizce oturmak, iç alemine yonelip orada vakit geçirmek. Sonra işimin başına geçip devam ediyordum.

Musikiye merakım var, oğrencilikte ut çalmak için kurslara da yazıldım. Fakat o gunku siyasi ortamda bizim muzik kursu da basıldı, bir daha da devam edemedik. Turk sanat muziğine yatkınlık var. Şu an TRT Muzik karşımda açık, Mustafa Keser dinliyorum. (Guluyor) Melihat Gulses'in muthiş bir sesi var. Erkeklerden de Alp Arslan'ı dinliyorum. Son donemlerde de Kızılderili muziği dinliyorum. Sizi tabiata, doğaya goturuyor, butun insanlardan kotuluklerden uzaklaştırıyor, orada kendi kendinize kalmanızı sağlıyor. Doğa sesleriyle iç içe olabilecek muzik turunun en guzel melodileri oradan çıkıyor. YouTube'a Kızılderili muzikleri diye girin, onu orkestra olarak değişik yerlerde terennum edenler de var. Ama aslı itibarıyla elbette Kızılderili sanatçıların icra ettikleridir. Genellikle sozsuz bir muzik ve insanı muthiş şekilde dinlendiriyor.

Haftada uç dort gun spor yapmaya çalışıyorum. Bu son on gune kadar haftada mutlaka iki uç gun spor yaptım ama şimdi muthiş tempodan dolayı herhalde bir hafta daha yapamam. Hava iyi olduğunda dışarıda yuruyuş yapıyorum ama genellikle spor salonuna gidiyorum. Orada hocalar eşliğinde çalışıyorum. Bu ikisi beni muthiş rahatlatıyor. Spordan sonra da insanlar gerçekten mutluluk hormonu salgılıyorlar ki rahatlıyorlar.

(C) AA /

' BAŞUCUMDA MUTLAKA BİR ROMAN, BİRİ FİKİR KİTABI, BİR DE TASAVVUFİ BİR ESER OLUR'

Başucumda mutlaka uç dort tane kitap olur; biri heyecanlı bir roman, biri fikir kitabı, bir de tasavvufi bir eser. Tasavvufi eser olmadan içim rahat etmez, çunku onların dunyaya bakışı, dunyayı algılayışı beni etkiliyor. Dine yaklaşımım ve sempatimin artması da onların bakış açılarını benimseyerek oldu. Son okuduğum kitaplardan biri Amin Maalouf'un "Ölumcul Kimlikler"iydi. O kitabı aslında roman diye almıştım. Amin Maalouf'un diğer kitapları da hoşuma gidiyordu. Meğerse bir fikir-deneme kitabıymış. Bu kitabını da sevdim. Değişik kimlikleri olan insanların duygu dunyalarını dehşet derecede irdeleyen bir kitap. Tasavvufi eser olarak da elimde Osman Nuri Topbaş Efendi'nin "Son Nefes" kitabı vardı.

' FETÖ'YE 1 METREKARE ARSA VERDİĞİMİ GÖSTEREN VARSA ADAYLIĞI BIRAKIRIM'

- Ge çmişte FETÖ'ye destek verdiğinize dair iddialar ortaya atılıyor, Pensilvanya'ya ziyarete gittiğiniz soyleniyor. Bu iddialara kamuoyunu ikna eden yanıtlar verebildiniz mi?

İki uç ay kadar once adaylığımız ortaya çıkınca karşı taraf Kayseri'ye adamlar gonderdi. Oradaki muhalif gazetecilere tek tek gidip, "Elinizde bilgi, fotoğraf ne varsa bize verin" dediler. Ardından Mansur Yavaş, gerek TV programlarında gerekse de Polatlı'daki konuşmasında "Amerika'ya 40 kişi gittiniz, bunların 39'u tutuklu. Senin belediyenden 220 kişi atıldı" dedi. Ömrumde birçok yalancı gordum ama bu kadar net yalan soyleyenini de ilk defa goruyorum. Evet, Amerika'ya kalabalık bir heyet gittik. İçinde Ticaret Odası Başkan Vekili, Sanayi Odası Meclis Başkanı ve birkaç kişinin olduğu ortamda uç dort tane tutuklu veya firari var, hepsi o kadar. Butun kardeş şehir ilişkilerinde, biz yurtdışında giderken butun odalara yazarız. Ticaret Odası, Sanayi Odası gibi odalar da gelir, orada ticari ilişkileri geliştirmek isterler. Amerika'da Kuzey Karolina eyaletiyle 2011'de başlayan bir ilişkimiz var. Daha o zaman 17-25'ler falan yok. 2012 yılında Meclis'in aldığı kararla ben ve yardımcım olan arkadaşlar kalabalık bir heyet olarak gittik. Evet, içlerinde uç beş tane de FETÖ'cu vardı. Orada Kuzey Karolina Meclisi'nde konuşma yaptım. Ticaret Bakanı'yla da karşılıklı protokoller imzaladık. Her şey resmiydi. Nasıl oluyor da yaptığımız bu seyahatte 40 kişi gidiyor da 39'u tutuklanıyor. Aleni yalan soyluyorlar.

- O gidi şinizde Fethullah Gulen'i ziyaret ettiniz mi?

Bunlar sistemli olarak beni iliştirme çabası içinde olunca ben de dava açmaya başladım. Kim FETÖ damgasını yapıştırmaya çalışıyorsa dava açtım. Mahkeme de, "Suçladığınız adama dair bir tek belge veya medya goruntusu varsa getirin" dedi. Hiçbiri yok. Niye suçladıklarına dair cevap da yok. Hepsine 1 sene 2'şer ay hapis cezası verildi.

21 yıl belediye başkanlığı yaptım, diz kırıp da oturup onların sohbetlerini dinlemiş değilim. Bu konuda geçmişim, tavrım belli. Ayrıca 21 yıl boyunca bir metrekare arsa vermedim. Geçenlerde CHP'nin Genel Başkan Yardımcısı "50 kusur tane" diye yalan soylemiş, onu da mahkemeye verdim. Belgeleri gotursun. Eğer 1 metrekare arsa verdiğimi gosteren varsa adaylığı bırakırım. FETÖ soruşturmalarında Emniyet'in kayıtlarına geçen bir şey var. İçeri girerken başlarındaki abileri, imamları her girene, "Haseki'nin adını verin" diyor. Kayseri'deki en muhalif gazeteciler bile, "Mansur'un adamları bize geldiler, belge istediler. Herkesi arıyorlar. Yahu utanın, olsa biz yazardık" diye yazdılar.

Boyle bir iftira kampanyasıyla karşı karşıyayız. Duşunun, Ankara seçimlerine gidiliyor, birisi projeleriyle çıkmış, muthiş şekilde de atak halinde ve her yerde de itibar goruyor. Ne diyecekler? Önce, "Ankaralı değil" dediler. Doğru, doğacağım yeri ben belirlemiyorum. 1950'lerden itibaren de Ankara'da Ankara doğumlu hiç kimse belediye başkanlığı yapmamış. Arkasından bu FETÖ işini başlattılar. Rakip Mansur Efendi Kayseri belediyesinde çalışan "220 adam içeri atıldı" dedi. İş başına geldiğim gunden itibaren çalışan belediye elemanlarından ust duzey olarak başlayan yuzlerce insan atadım. Bir kişi KHK ile FETÖ'den dolayı işten atılmamış.

- Bu se çimde HDP tabanının oyları ve Kurt seçmen çok konuşuluyor. Ankara'da Kurt seçmen ne yapar, size oy verir mi?

Elbette ki PKK gibi eli kanlı, lanet bir orgutun oylarını istemem. Ancak, Ankara'da yaşayan tum Kurt kardeşlerimizin oylarına talibim, çunku onlar masum insanlar, normal vatandaşlar. Guneydoğu'da yaptıklarımı goruyorlar, biliyorlar ve ondan dolayı da bana oy vereceklerini duşunuyorum. Ömrumde ilk defa Sur'a ve Şırnak'ın Cizre, İdlib, Silopi gibi ilçelerine gittim. Nusaybin'e ve Yuksekova'ya da gidip oradaki tum ilçeleri gezdim. Buralarda teroristlerin yakıp yıktığı yerlerdeki gariban insanların evlerini yaptırdım. On beş gunde bir su akan Silopi, Cizre, İdlib gibi yerlerde suları devamlı akar hale getirdim. Yuksekova'nın hiç kanalı yoktu, oraya 400 kilometre civarında kanal yaptırdım. Sur'un içerisinde tahrip olmuş, yıkılmış geleneksel Diyarbakır evleri vardı. Aynı o dokuyu koruyarak, dunya kultur mirasındaki Sur'u açığa çıkaracak şekilde yuzlerce Diyarbakır evini ayağa kaldırdım. Gittiğimde de bu emeklerimden dolayı orada Kurt anneler, amcalar beni bağırlarına basıyor. Oradaki insanların bu duaları da beni diri tutuyordu ve oraya daha sık gitmemi, şevkle çalışmamı sağlıyordu. Bunların hepsi duyuluyor. Oradaki Diyarbakırlılar da, Şırnaklılar da buradaki hemşehrilerine soyluyor. Hatta telefon açıp, "Eğer Haseki'ye oy vermezseniz vebalimiz ustunuzde olsun" diye yeminler veriyorlar. O yuzden, buradaki Kurt kardeşlerimizin hepsinin oyunu alacağımı duşunuyorum.

- DSP Ankara aday ı Haydar Yılmaz sizin için "Cambaz, gizli ulkucu, şehirleri betonlaştıran kişi" gibi ifadeler kullandı. Ne dersiniz?

"Şehirleri betonlaştıran kişi" değilim, nereyi kastettiğini bilmiyorum. İstanbul'da da, Ankara'da da betonlaştırma tarafında bir gunahım yok. Kayseri'de belediye başkanlığım var, o donemde de halihazırda 1985'te yapılmış planlar uygulamadaydı, herkes o planı uyguladı. Ancak, Çay Bağları, Erciyes etekleri gibi yeni planladığım yerler vardı. Oralarda bahçe içerisinde, iki katlı planlamalar yaptım. İkincisi, bir emsalden fazla kolay kolay yoğunluk vermedim. Halbuki İstanbul'da 20, 25, hatta 30 emsaller verilmesi gibi gariplikler oluyor. O yuzden, o sozleri uzerime almadım. Ancak, "cambazlık" lafı, hakikaten bir siyasetçi için talihsiz bir soz. Kendimi oldum olası doğru, durust siyaset yapmaya adamış bir insanım. Onun nezaketsizliğine veriyorum.