Özet (TL;DR) @ 2019-03-19T23:59:00.000Z: Prof. Hasan Ünal’a göre Yeni Zelanda’daki terör saldırısının failinin bıraktığı adeta ‘tez’ gibi manifesto şüphe yaratırken, dünyada kutuplaşmayı isteyen çevrelerin ekmeğine yağ sürmemek ve meseleye…
Prof. Hasan Ünal'a gore Yeni Zelanda'daki teror saldırısının failinin bıraktığı adeta 'tez' gibi manifesto şuphe yaratırken, dunyada kutuplaşmayı isteyen çevrelerin ekmeğine yağ surmemek ve meseleye itidalli yaklaşmak lazım. Ünal, Ankara'nın İslam ulkelerine de çağrıda bulunarak Medeniyetler İttifakı benzeri bir girişimde bulunabileceği goruşunde.
(C) Fotoğraf : Twitter
Dunya, en huzurlu ulkelerden biri sayılan Yeni Zelanda'nın Christchurch kentinde iki camiye duzenlenen teror saldırısıyla sarsıldı. Kanlı katliamda yaşları 3 ile 77 arasında değişen 50 insan hayatını yitirirken saldırısını canlı yayınladıktan sonra yakalanan 28 yaşındaki Avustralyalı fail Brenton Tarrant'ın bıraktığı manifesto uzerinden buyuk tartışma koptu. Tarrant'ın Pakistan, Yunanistan ve İsrail'in yanı sıra 43 gunluk bir ziyarette bulunduğu anlaşılan Turkiye'yi hedef alan soylemleri dikkat çekti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 31 Mart seçimleri vesilesiyle duzenlediği mitinglerde dunya çapında adeta yasaklanarak sosyal medyadan kaldırılmaya çalışılan goruntuleri kullanırken, Avustralya asıllı teroriste en çok cevap veren lider oldu. Yargılanma surecini Neonazi ideolojisi için kursuye çevirme olasılığı bulunan Tarrant'ın sayfalarca yazdığı manifestosunun arkasında başka guçler aranırken, tartışmalar da kolay dinmeyecek.
Gelişmeleri Maltepe Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bolumu oğretim uyesi Prof. Hasan Ünal ile konuştuk.
' BİR LİSTE YAPILSA, YENİ ZELANDA LİSTEDEKİ EN SON ÜLKE OLURDU'
Prof. Hasan Ünal, Yeni Zelanda'nın farklı kimliklerin entegre olmuş yapısıyla bu tur bir teror saldırısının yaşanabileceği en son yer olduğunu anımsatırken, gerek başbakan gerekse hukumet duzeyinde aldıkları insani ve kararlı tutumun altını çizdi. Ünal, diğer yandan dunyanın diğer bolgelerinde ozellikle Avrupa ve Amerika'da sığınmacı hareketleriyle oluşan yabancı duşmanlığını anımsatırken, Muslumanların bu koşullarda adeta hedef haline geldiklerini vurguladı:
"Yeni Zelanda boyle bir olayın beklenebileceği bir liste yapılsa en son ulkeydi. Çunku Yeni Zelanda'da hatta Avustralya'da da yabancı duşmanlığı çok az duzeyde. Bilhassa Yeni Zelanda'da yabancı-yerli ayrımı hemen hemen yok denecek duzeydeydi. Yeni Zelanda'nın yerli ahalisi Maoriler ile sonradan goçmuş olan ağırlığı İngiliz kokenli nufus, ondan sonra yerleşmiş olan epeyce bir nufus bunlar içinde Muslumanlar da var. Baya entegre bir toplum yapısı sergiliyorlardı. Bu olaya rağmen başta başbakan ve hukumet uyeleri olmak uzere Yeni Zelanda hukumeti gayet iyi bir sınav verdi o maksatlı olay karşısında. Gayet dikkatli ve samimi açıklamalar yaptılar. Bu olayın dunyaya kutuplaşmaya gitmesine ve ozelikle de ulkelerinde boyle bir şey yaratmasına izin vermeyeceklerine dair kararlılık sergilediler. Bu felaket olayın ardından belki sayabileceğimiz iyi şeyler. Öbur taraftan olayın bir de genel dunya boyutu var. Özellikle soğuk savaşın sona ermesinden bu yana başta kıta Avrupa'sı olmak uzere kısmen İngiltere'de zaman zaman Amerika'da ortaya çıkan değişik hareketler var. Bunların kıta Avrupa'sındaki versiyonu ağırlıklı olarak yabancı duşmanlığı tezine dayanıyor. Ve buradaki yabancıların buyuk bir bolumu Muslumanlardan oluşması onları bir tur hedef haline getiriyor."
' DÜNYADA KUTUPLAŞTIRMAYI İSTEYENLERİN EKMEĞİNE YAĞ SÜRMEMEK LAZIM'
ABD'de 11 Eylul saldırıları sonrası başlayan bir İslamofobi'ye ve 2011 surecinde IŞİD olgusunun ortaya çıkmasına atıf yapan Ünal, henuz Yeni Zelanda'daki son saldırının arkasında dunyayı kutuplaştırmaya çalışan bazı çevrelerin bulunup bulunmadığını bilmediğimize dikkat çekerken, meseleye itidalli yaklaşmak gerektiğini vurguladı:
"Amerika'da ise doğrudan bir İslamofobi var, 11 Eylul olaylarıyla başlayan ve giderek artan. Bunların hepsinin topluma bir şekilde belli servisler tarafından enjekte edilmeye çalışılması da ihtimaller dahilinde. Mesela IŞİD'in tamamen herkesten bağımsız ortaya çıkması, ikide bir Fransa ve Belçika'da saldırılar duzenlemesi, bunlar tesaduf olamaz. Trump'ın dediği gibi belki de IŞİD, Obama ile Hillary Clinton'ın kurduğu ve yonettiği bir orguttu herhalde. Çunku hiçbir Musluman ulkeyle bir alakası olmadığına gore bu orgut nereden çıktı diye duşunduğunuzde Trump'ın vardığı bu sonuçlara katılmamak pek de mumkun değil. Şimdi sebepleri ve içeriği itibariyle birbirinden farklı ozellikler gosterse de dunyada boyle bir kampanya var. Bu zaman zaman teror eylemleri şeklinde kendini gosteriyor. Şimdi buradaki bu katil de yaptıklarıyla aslında boyle bir dunya kutuplaşmasını arzu ettiğini gosteriyor. Bunun bireysel bir eylem mi yoksa arkasında başka çevrelerin olduğu ya da o çevrelerin yonlendirdiği ya da doğrudan onlarla bağlantılı bir eylem mi olduğunu bilemiyoruz. Bunu Yeni Zelanda otoriteleri ne kadar derine inebilirler, ne yapabilirler, ondan sonra oğreneceğiz. Ama bireysel bir eylem olduğundan bire hareket edecek olsak, bu işi dunyada bir kutuplaşmaya goturmek isteyen çevrelerin ekmeğine yağ surduğune şuphe yok. Dolayısıyla başta Turkiye gibi ulkeler olmak uzere herkese dikkatli olmak gorevi duşuyor. Dikkatli ve metaneti elden bırakmadan ve dunyanın boyle bir kutuplaşmasına izin vermeyecek mesajlarla konuya yaklaşmak lazım. Aksi takdirde bu tur teroristleri ortaya surenlerin yapmak istediklerine ya da onların değirmenine su taşımış oluruz diye duşunuyorum.
' TÜRKİYE, YENİ ZELANDA OLAYINDA KİLİT KONUMDA'
Ünal'a gore, Yeni Zelanda saldırısını duzenleyen Brenton Tarrant'ın manifestosunda sergilediği altyapının bugun Avrupa'da temeli yok. Avrupalıların zaman zaman Hıristiyanlık ve Musevilik uzerinden okuma yapmalarına rağmen benimsenmiş medeniyetin Hıristiyanlık ve kilise baskılarına karşı yukseldiğini anımsatan Ünal, teroristin adeta doktora tezi gibi yazılmış manifestosunun başka yerlere işaret ettiği kanısında. Tarrant'ın seçtiği isimler, tarihler ve sembollere dikkat çeken Ünal, adeta Haçlı seferlerine donme mesajlarının beyhude bir çaba olduğunun da altını çizdi:
"Hakikaten bunun bilgi ve belgelerle desteklenen bir analizini yaptığımızda maddi bir altyapı olmadığı açık. Mesele birincisi Avrupa Hristiyan bir coğrafya değil. Hristiyanlığın temsilcisi bir medeniyet de değil. Bazen Avrupalılık kimliğini Turkiye'nin AB'ye girmemesi için savunan çevreler Avrupalılık kimliğinin neticede altyapısında Hristiyanlık ve Musevilik olduğunu, Turklerin bu medeniyetin bir parçası sayılamayacağını, tersine bu medeniyetin oteki tarafı olması gerektiğini soyleseler de biz biliyoruz ki Avrupa'da ortaya çıkan ve butun dunyanın katman katman benimsediği medeniyet, insanlığın ortak medeniyeti ve 1600'lerden itibaren Hristiyanlığın ve kilisenin baskısına karşı gelişmiş bir medeniyet. Burada kilisenin hemen hemen belirleyici hiçbir ozelliği yok. Zaten kıta Avrupa'da olsun, İngiltere'de olsun, kilisenin gunluk hayatta hiçbir rolu olmadığını hepimiz biliriz. Dolayısıyla boyle bir altyapı yok. Nasıl bir terorist ise boyle bir teror eylemini sanki doktora tezi yaparmış gibi hazırlamış. Mesela isimler, tarihler, seçtiği semboller, 'fevkalade'. O yuzden zaten onun tek başına 28 yaşındaki bir terorist tarafından iki yıl çalışılarak gerçekleştirilemeyeceği intibası doğuyor insanda. Ben yıllarca Balkan tarihi okudum, okuttum universitelerde. Mesela 1389'da Sultan Murat Hudavendigar'ı şehit eden Sırpın ismini Miloş olarak biliyorum. Ama soyadının Obiliç olduğunu ilk anda hatırlayamayabilirim. Çunku Sırp tarihinde meşhur Miloşlar vardır. Bunlardan hangisi diye duşunurum ilk anda. Ama Obiliç olduğunu biliyor, onları yazıyor, alt alta getiriyor. İstanbul'un fethinden onceki adına referanslar veriyor. Tarihler semboller seçerek nefret soylemi oluşturuyor. Mesela Balkanlara bakalım yakın zamanlarda. Yugoslavya'nın dağılması sırasında meydana gelen savaşlarda 1995'te Boşnakların yok olmaktan kurtaran kimdi, Amerikan'ın onculuğunde gerçekleştirilen Turkiye'nin hem diplomatik hem de askeri katkıları olan NATO hava operasyonları sayesinde oldu. NATO, Sırp Ortodokslarını bombalayarak durdurdu. 1999'da Kosovalı Muslumanları yine Miloseviç liderliğindeki fanatik Sırp yonetiminin saldırılarından kim korudu? Amerika Birleşik Devletleri'nin onculuğunde girişilen NATO hava harekatı. Amerika'nın Ortadoğu'daki buyuk Kurdistan merkezli ve Turkiye'ye de olabildiğince zarar veren dış politikasını surekli eleştiren biri olduğum için bu ornekleri kolaylıkla verebiliyorum. O katilin aslında vermeye çalıştığı mesajların olgusal altyapısının olmadığına dair. Çunku bugunku dunyada 20.yy, 19.yy ve 18. yy'da belirleyici olan şey devletlerin çıkarlarıydı, bugun de boyledir. Bugunun dunyasını bir orta çağ Haçlı seferi donemine goturmeye çalışmak hemen hemen beyhude bir çabadır. Ama bu çabada çok sayıda insanların olumune sebep olabilir, bu tur teror eylemlerine gerekçe olarak gosterilebilir. Bunlar uzucudur."
' TÜRKİYE, İSLAM ÜLKELERİNİ TOPLAMALI, İTİDAL ÇAĞRISINDA BULUNMALI'
Ünal'a gore bu gelişmeler karşısında Turkiye kilit ulke konumunda. Saldırganın kullandığı tarihsel semboller ve soylemler itibarıyla hedef tahtasına oturttuğu Turkiye'nin sorumlu davranan bir ulke olarak kendisini ortaya koyması gerektiğini belirten Ünal, Ankara'nın İslam ulkelerini de bir araya getirecek Medeniyetler İttifakı'na benzer bir proje ile barış ve istikrara hizmet edebileceği goruşunu dile getirdi:
"Turkiye temsil ettiği değerler itibariyle kilit bir konuda. Saldırganın kullandığı tarihsel semboller ve soylemler itibariyle hedefinde olan bir ulke olarak Turkiye tam sorumlu davranan bir ulke olarak kendisini ortaya koymalı. Bu seçimler sırasında maalesef Turkiye'de birçok konu seçimlere malzeme oluyor. Onu bir kenara koyarsak, mesela Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarının son bolumunde şoyle bir şey var. 'Siz buraya iyi niyetle gelirseniz Çanakkale'ye, bizim misafirimiz olursunuz, ama kotu niyetle gelirseniz, sonunuzun ne olacağını biliyorsunuz' diyor. Oradaki iyi niyetle gelirseniz cumlesi uzerine odaklanmak lazım. Çunku Avustralya halkıyla, Yeni Zelanda halkının buraya kotu niyetli gelmesini gerektirecek bir kavgamız yok, olamaz da zaten. Onlarca yıldır Avustralya, Yeni Zelanda halkıyla bu Anzak gunu kutlamaları vesilesiyle Çok iyi ilişkiler kuran bir milletiz. Rahmetli Ataturk'un 1934'te verdiği mesaj zaten butun Avustralya ve Yeni Zelanda halkının tarihsel hafızasına kazanmış durumda. Ataturk ki ırada savaşmış bir komutan olarak, orada hayatını da kaybedebilirdi. Askerlerinden çok sayıda şehit ve yararlı verdiğini bilen bir komutan olarak ne kadar guzel mesajlar vermişti. Bu ikisini birleştirerek bizim Turkiye olarak yapmamız gereken şey, bu teroristlerin istediği gibi dunyada bir kutuplaşmaya doğru gidişatı hızlandırmalarına izin vermemek olmalı. Turkiye geçmiş yıllarda o zamanlar değeri çok iyi anlaşılmayan Medeniyetler İttifakı projesini yurutmuştu. Belki ona benzer bir isimle yeni bir girişimde bulunabilir. Mesela İslam ulkelerini çağırabilir toplantıya. Onlara itidal tavsiyesinde bulunabilir. İyi mesajlar verilmesini, dunyanın boyle bir kutuplaşmaya değil barış ve istikrara ihtiyacı olduğunu soyleyebilir Turkiye. Turkiye'nin buna ihtiyacı var ve İslam dunyasının da buna ihtiyacı var. Ayrıca içinde bulunduğumuz dunyanın zaten boyle Muslumanlar ve Musluman olmayanlar diye bir kavgaya suruklenmesi boylece kutuplaşması ihtimali hemen hemen sıfır. Bunu koruklemek, boyle uç beş tane teroristi ya a sağda solda boyle teror eylemleri duzenlemek isteyen grupların daha fazla hevesli hale gelmesine neden olmanın otesinde bir şey sağlamaz. O yuzden benim goruşum Turkiye kendisini boyle bir noktada konumlandırmalı. İkinci bir şey de Yeni Zelanda hukumetinin çok olumlu bir tavır sergiliyor olması. Yeni Zelanda'da zaten boyle bir ırkçılık, yabancı duşmanlığı, İslamofobi gibi yaygın bir altyapı, kulturel bir birikim olmadığı için Yeni Zelanda yonetimi tam manasıyla şaşırmış durumda. Bunu Yeni Zelanda'da gerçekleştirilmesinin ne anlamı var, bu nedir diye, çok yerinde mesajlarla karşılık veriyorlar. Oradaki Musluman ahali de buyuk olçude Yeni Zelanda'ya entegre olmuş bir ahali, hukumet içinde birçoğu. Üst duzey gorevlerde olan Musluman asıllı insanlar var. Onların bu birlikteliğine de desek verecek açıklamalarla ve politikalarla devam ettirmek lazım. Mesela 25 Nisan tarihi bu açıdan iyi bir fırsat sunabilir Turkiye'ye. O zaman seçimler de sona ermiş olur. Turkiye 25 Nisan'a giden gunlerde hakikaten ortamı yatıştırmak, yumuşatmak ve olması gerektiği noktaya çekmek için projeler uretebilir."
Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.