Özet (TL;DR) @ 2019-03-16T04:38:54.000Z: Macerasever ile adrenalinin en yüksek seviyede olduğu sporlar eşliğinde Türkiye’nin keşfedilmemiş güzelliklerini NTV'de ekrana getirecek olan Orkun Olgar, hakkında merak edilenleri anlattı...
"Öncelikle kendimi tanıtmam gerekirse; ben uzun zamandır iş hayatındayım. SPX mağazalarının genel muduru ve kurucu ortaklarından biriyim ama kendimi oncelikle 'sporcu' olarak tanımlıyorum. Babadan oyle gorduk. Öğrenciden once, iş adamından once sporcusun. Ruhumuz da oyle... Bu zamana kadar yaptığımız her şeyi başarı odaklı yaptık. Çunku sporculukta o da var; kazanmak da kaybetmek de... Genellikle dışarıda vakit geçirmeyi seven bir insanım. Bu zamana kadar hep boyleydim.
Mesela ben lisanslı milli tenisciyim. Deli bir tempo ve deli bir çalışma disiplinim var. Tenis, tamamen motivasyon ve maddi şeylere dayanmayan, tamamen kendinizle mucadele ettiğiniz bir yer aslında. Dışardan baktığınız zaman da benim ve kardeşimin hayat hikayesi tamamen bundan ibaret. Benim sporla tanışmam da aslında babam sayesinde oldu çunku babam eski ordu milli voleybolcu ve çılgın sporcu bir adam. Bizim butun bu spor geçmişimiz ve merakımız da babama dayanıyor. Babam, 1984 yılında Murat 131 ile İstanbul sokaklarında arabanın tepesinde sorf tahtasıyla sorf yapmak için yer arayan bir adamdı. Bugun oyle bir şey geçse bile şaşırırsınız çunku zamanın çok otesindeydi. Yuzmeye başladığım zamanı hatırlamıyorum bile... Ben 2,5 yaşındayken beni yuzdurmuş. İlk kayak yaptığım zamanı hatırlamıyorum. Nasıl kayak yaptığımı ve nasıl slalom yaptığımı hatırlamıyorum. Bunların hepsi yurume gibi kayıtlıydı beynimde. Benim tenise başlamam da gene babam sayesinde gerçekleşti. Tenise 10 yaşındayken başladım ve babam gerçekten tenis hastası bir adamdı."
"AKADEMİK ZEKA ANNEMDEN, SPOR TARAFI İSE BABAMDAN" "Annem, babamla evlendikten sonra sportif ve maceracı tarafa geçiyor. Annem çok iyi ayak uyduran bir kadın. Annemin de iş zekası inanılmazdır. Ben Alman liseliyim, kardeşim de Robert'li ve bizim bu spor harici olan ilgimiz merakımızın hepsi anneden, gerisi babadan kaynaklı. Benim 10 yaşından 23 yaşına kadar tenis kariyerim vardı ve milli takıma seçildiğim donem de her sabah babam benimle birlikte sabah 05.00'te kalkıp 7 km. koşuyordu. Benim sporcu olmama gibi bir durumum yoktu çunku başka şansım yoktu. Tam bir proje adamı oldum."
"ANA SPORUM TENİS VE KAYAK"
"Benim ana sporum aslında tenis ve kayak ama onun dışında doğada yapılan her şey -yurume, koşma, crossfit, gym- kaçınılmazdır çunku bu sporları yaparken vucudun dayanıklı ve esnek olması gerekiyor. Mutlaka antrenmanlı olmalısınız yoksa sakatlanırsınız. Baktığınız zaman bugun bir tenisçi; koşmak, ip atlamak, bacak ve kol çalışmak zorunda. Bu 360 derece bir pakettir."
"İÇİNDE RİSK OLAN SPORLARI EXTREME SPOR OLARAK ADLANDIRIYORUM"
"Şimdi şoyle diyebilirim ki adrenalin sporları ve extreme sporları birbirinden çok farklı. Bunlar gittikçe uçlaşıyor ve yeni yeni şeyler çıkıyor ama ben şoyle tanımlıyorum; İçinde duşme olan ve dolayısıyla riskli olan sporlara ben extreme sporlar diyorum. Mesela dalga sorfu neden bir extreme spor olarak geçiyor? Çunku içinde dalgaya yakalandığın zaman olebilirsin, sakat kalabilirsin. Her yıl olen bir suru dalga sorfçusu var. Aslında baktığınız zaman adam sorfun ustunde duruyor ve çok dostane duruyor. Ne kadar extreme olabilir ki diyorsunuz… Ama o dalgaya yakalandığınız zaman seni alıyor ve bırakmıyor. Yani kısacası risk varsa, 'Extreme sporlar' diyoruz. Basketbol ve futbol da riskli sporlar olarak adlandırılıyor ama aynı şey değil. En fazla kendi rakibinle çarpışabilirsin."
"KÜÇÜKLÜĞÜMDEN BERİ RİSK ALIYORUM"
"7-8 yaşlarında kayak kaydığımı hatırlıyorum. O donemden beri risk alıyorum. Hayatımda yaşadığım en adrenalinli ve en uca geldiğim an, yani olumle burun buruna kaldığım an ise Denver Üniversitesi'ne okumaya gittiğim zaman 21 yaşında yaşamıştım. Gunu birlik Aspen'e gitmiştik ve orada akşam 16.00'yı yani herkesin dağılmasını ve pistlerin kapanmasını beklemiştik. Kardeşimle birlikte en zirveye çıktık ve aşağıda 5-6 km'lik bir mesafe vardı. Orada gorev yapan herkes gitmişti ve bir kaza olsa bizi oradan kurtaracak kimse yoktu. Biz, hız denemesi yapmaya gitmiştik ve o tepeden aşağıya kendimizi bıraktık. Daha once kaymadığım bir pist olduğu için de nasıl bir yol var bilmiyorum. Bu bahsettiğim hatıra ise 1995 veya 1996 yılları arasında gerçekleşiyor ve o donemlerde kask takılmıyordu. Ben kayaklarla viraja girerken kendimi motosiklet gibi sağa yatırınca ayaklarım havalandı ve kendimi boşlukta buldum. Kafamı yere çarptıktan sonra yaklaşık 300 metre kadar suruklendim. Orada olebilirdim ve oradan kurtulmam tamamen bir mucize diye duşunuyorum. Suratım buz çizikleriyle dolu, boynum da komple morarmıştı. Tamamen delikanlılığın verdiği cahillikle dolu bir hikayemdir."
" EVDE OTURMA, KAFEDE OTURMA, YAZIN DA PLAJDA YATMA!"
"Ben oncelikle bir macera ve doğa tutkunuyum. Benim ana felsefem şu; 'Evde oturma, kafede oturma, yazın da plajda yatma. Kaldır vucudunu!' Evden dışarı kendinizi attığınızda elbet yapacak bir şey bulursunuz. Ben buna inanıyorum. Ben, macera ruhumu adrenaline bağlıyorum. Kısacası seviyorum. Mesela geçen uç gun once bir fırtına çıktı ve ben o gun motoruma binip Karadeniz sahiline gittim. Hava 5 derece, 40km/h ile ruzgar esiyor ve butun vapur seferleri durduruldu. Gittim sahile ama sahil uçuyor resmen. Motorla kumlara kadar girdim bu sefer motor kuma saplandı ama bir şekilde onu oradan çıkarmayı başardım. Kafamda kask, uzerimde montum ve ekipmanlarımla birlikte bir kayanın ucuna çıktım ama nasıl ruzgar esiyor anlatamam. Dalgalar kayaya vuruyor ve ben o kayanın ucunda yarım saat durdum. O an bana o kadar iyi geldi ki anlatamam… Bu arada, bunu benim 150. yapışım herhalde. Genelde bu tip yerlere motorla giderim. Arabayı sevmiyorum çunku araba daha kapalı ve orada bir meydan okuma goremiyorum. Bu, gunluk hayatımda yakaladığım kuçuk şeylerden biri. Fırsatım olduğu zaman yapıyorum."
"HER MEVSİMİ AYRI SEVİYORUM" "Mesela ben; ormanı kar yağdığında ayrı, sonbaharda yaprakları dokulurken ayrı, ilkbaharda ise dallarının çiçek açtığı zaman da ayrı ayrı seviyorum. Mesela tek başıma motor ile birlikte Karadeniz sahillerine gidiyorum ve sadece bu anları gormeye gidiyorum. Benim için inanılmaz guzel bir duygu. Sabah çıkıyorum, koy yollarından gidiyorum ve bir bakıyorum ki keçiler, koyunlar yavrulamış onume çıkıyorlar yollarda… Bunları seyretmek bana inanılmaz pozitif enerji veriyor."
"KIZIM 2 YAŞINDA YÜZMEYE BAŞLADI"
"Benim ve kardeşimin spordan kaçamadığı gibi onun da pek kaçışı olmuyor. Pek seçim hakkı yokken, benim sırt çantamda henuz 1 yaşındayken kayak kaydı. Ağzında emzik, bacakları çantanın altından çıkıyordu ve sırtımda benimle beraber kaydı. 2 yaşındayken ona yuzmeyi oğrettim. 3,5 yaşında hala ağzında emziği varken onu Fransa'da kayak okuluna verdim. Tenis oynadı kendi isteğiyle ama ben tenisçi olsun istemedim çunku kendim de zorluklarını gorduğum için o da o tur sıkıntıları çeksin istemedim. Şu anda Eczacıbaşı'nda altyapıda ve 11 yaşında. İnşallah ileride iyi bir tenisçi olacak. Ben bazı şeylerin kuçukken oğrenilmesinin daha iyi olduğunu duşunuyorum çunku kuçukken oğrenilen her şey, beyine bir kod misali yazılıyor. Tıpkı babamın da bana yaptığı gibi…"
"HAYATIN KENDİSİ BİR MACERA" "Baktığınız zaman illa işin ucunda bir olum olması gerekmiyor. Gidilmeyecek bir yere yuruyerek gittiğiniz zaman bile bu bir macera olur. Macerasever'de ise izleyiciler şunu gorecek; pek gormeye alışık olmadığınız şeyleri goreceksiniz, daha once yapılmamış ve denenmemiş sıra dışı şeyler olacak. Bazen bir bakacaksınız hiç medeniyetin olmadığı ve hiçbir yolun olmadığı yerlerden bizleri geçerken goreceksiniz. Dediğim gibi ya hiç yapılmamış ya da bugune kadar kimsenin yapmaya cesaret edemediği şeyleri yaparken goreceksiniz."
"TÜRKİYE CENNET GİBİ BİR ÜLKE"
"Aslında şoyle bir şey de diyebiliriz; Turkiye cennet gibi bir ulke ve bu tartışmaya kapalı bir konu. Bazı şeyler başka bir perspektiften bakılabilir ama Turkiye'nin her anlamda cennet bir ulke olduğu tartışmaya açık bir konu olamaz. Şoyle ki; her turlu spor konusunda -extreme sporlar dahil- Turkiye bir cennet! Çunku Turkiye'nin sahip olamadığı hiçbir mevsim veya alan yok. Dolayısıyla Turkiye'de, Avusturya standartlarında kış sporu yapabilirsin, Kaliforniya seviyelerinde deniz sporları yapabilirsin, doğa/çadır ve outdoor dediğimiz olayların hepsini yapabilirsin ve takım sporları gibi birtakım sporların hepsini yapabilirsin. Bundan dolayı, Turkiye'de sınırsız bir imkan ve olanak var.
"YETERLİ MOTİVASYONUMUZ YOK" "Ben aslında bu yola bir YouTube kanalı ile çıktım. Onla başlama sebebim aslında insanları bilgilendirmekti. Sonra baktım ki insanlar bilgileniyor ama insanımızda çok ciddi bir motivasyon kaybı var. İnsanların hayatları oturmakla geçiyor. Evde oturuyorlar, çıkıyorlar bir kafeye oturuyorlar, oradan çıkıp başka bir restorana oturuyorlar sonra eve gelip tekrar oturuyorlar. Sonra, hafta içi gelip iş yerinde oturuyorlar, evlerine geldiklerinde gene oturuyorlar. Fark ettiyseniz hepsinin sonu oturmakla bitiyor. Bu dediklerim entelektuel çıtası yuksek kesim için de geçerli. Bir kitle var hakikaten bu konuları bilmeyen bir kitle ve onlara daha az kızabiliyorum kendimce ama bir de bilen, bunun farkında olan ve yapmayan bir kitle var. Kendimce kızıyorum ama bu sinirle olan bir kızma değil, uzuluyorum. Çunku diyorum ki; 'Ya arkadaşım, evinden çıkıp en azından 20 dakika yurumenin parayla pulla ne alakası var?' Benim kendimce sloganım da 'Dışarı çık!'. Turkiye'de spor yapan kitle çok az. 80 milyonun içerisinde 8 milyon spor yapan insan maalesef yok."
"ERCİYES'İN KAYAK PİSTİ FAVORİM"
"Turkiye'deki kayak merkezlerinden bahsedersek eğer, benim favorim; Erciyes. Gerçekten benim için bir numara. Son yatırımlardan sonra Avrupa'dan hiçbir farkı kalmadı ve insanların keyif alabileceği bir tesise donuştu. Karların kalitesi ve pistlerin kalitesi gerçekten çok iyi."
Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.