Özet (TL;DR) @ 2019-03-04 08:20:39.048550: Çocukluğu Bursa’da, kalecilik yaparak geçti. Futbolu çok seviyordu, çok mutluydu. Dümeni oyunculuğa kırdı, ilk kez çıktığı tiyatro sahnesini Ayşen Gruda’yla paylaştı. Bugün, Türkiye’de canlandırdığı…
Ç ocukluğunuzun başrolunde Bursa ve futbol var. Nasıl hatırlıyorsunuz o gunleri?
-Çok mutluydum. 9-17 yaş arası Bursaspor'da kalecilik yaptım. Babam belediye başkan yardımcısıydı, onun guzelleştirdiği şeyleri gorerek buyudum. Arap Şukru Sokağı'nın, Tarihi Çınar Ağacı'nın çevresinin duzenlemesini o yaptı.
Y ıllarca kalecilik yaptıktan sonra oyunculuğa nasıl geçtiniz?
-Konservatuvara girmek için uç sene uğraştım. O arada 'Yılan Hikayesi'nde figuranlık yapıyordum. Bir sure sonra reji asistanlığına geçtim.
T urkiye'de kamera arkası 'kanlı' bir yer. Uzun çalışma saatleri, sigortasızlık, odenmeyen maaşlar, olumlu kazalar. Nelere şahit oldunuz?
-Yardımcı yonetmenlik yaparken set programını ben yapıyor, onca insanın uykusuna, ne yediğine, ne içtiğine ben karar veriyordum. Yine bir gun çok uzun saatler çalışmıştık. Bir trafik kazası oldu. Arabayı gorduğumde içindeki herkesin vefat ettiğini duşundum. O gun o işi bıraktım. 'Sakarya Fırat' dizisinde oyunculuk yapmaya başladım.
Dizileri filmler takip etti; T urkiye'deki ilk internet dizisini ve kendi kısa filmlerinizi çektiniz. Oyunlar yazdınız, oyunlarda rol aldınız. Şimdi de elimde kitabınız 'Mukadderat' duruyor. Hiç durmamışsınız.
-Var olmak istiyorsan iki seçeneğin var: Ya insanlarla kavga edeceksin ya da bir şeyler ureteceksin. Kavgayı başkasıyla değil, kendimle verince butun bunları yapacak zamanım oldu. Bazen "O kadar çalışıyorum ama bir karşılığı yok" diye duşunuluyor ya; 2006'da ilk internet dizisi 'Mukadderat'ı çektiğimde pek konuşulmadı. Ama 2019'da 'Mukadderat' bugun kitap olarak elimizde. Yani işe yaramıyor değilmiş, zamanı varmış.
Kitaptaki ikinci oyku 'Vakit', huzursuzluk ve hırs uzerine. Anlattığınız Turkiye'nin hikayesi mi?
-Gerçekten o hikayeyi Turkiye'nin hikayesi olur diye duşunerek yazdım. Eski bir caminin 20 metre yanına yeni bir cami yapılıyor. O eski caminin imamı, yeni ve yerden ısıtmalı camiye atanacağını duşunuyor ama işler istediği gibi gitmiyor. Devamını anlatmayayım. Hırslarımız, husumetle yaşamak, yapmak istediğimiz şeylerin ozunu bize nasıl unutturuyor; hikaye bununla ilgili. Üstelik bu senaryo, Isparta'da bir koyde gerçek oldu.
Son d oneme damga vuran dizilerden biri 'Çukur' oldu. Canlandırdığınız Vartolu da diğer dizilerdeki 'kotu' karakterler gibi ne kadar çok sevildi.
-Son yıllarda seyircinin boyle bir eğilimi var. Turkiye'ye ozgu bir durum da değil. Pablo Escobar oldukten sonra pek çok kişi 'Narcos'u izlemeyi bıraktı. 'La Casa de Papel' dizisindeki Berlin, pek çok kişinin favorisi. Belki de insanlar iyi ve temiz kalpli olmanın, sistemin içinde duzgun davranmanın bir işe yaramadığını duşunuyor. Belki de yapmak istedikleri şeyi o karakterde goruyor ve bir oh çekiyorlar.
Dizilere çarpık ilişki veya opuşme cezası veriliyor, içki, sigara buzlanıyor, ote yandan bol bol silah goruyoruz. Ne duşunuyorsunuz?
-Hayatın içinde var olan her şey yasaklanınca herhalde geriye bir tek o kalıyor. Bence de ekrandaki şiddet tartışılmalı. Dunyadaki ilk uzun metraj film 1906 yılında yapılmış. Gangster Kelly'nin hikayesini anlatıyor; filmde 60 dakika boyunca o ona sıkıyor, bu buna sıkıyor. Gaspar Noe'nin 2002 yapımı 'Donuş Yok' filmi de benzer tartışmalara vesile oldu. Noe, "Filmdeki altgeçit sahnesi, tam tersine, insanların içinde bir tecavuz etme durtusu varsa o durtuyu yok ediyor" diyor. Kimileri, "Bu tur şeyleri seyretmek deşarj ediyor, insanların bunu yapma enerjilerini elinden alıyor" derken kimileri de "Çocuklar etkilenip yanlış davranış biçimleri gosteriyor" diyor. Bu çocukların ellerinde oyuncak silahlar var, oynadıkları bilgisayar oyunları belli. İş once ailelerde, sonra da sektorun başındakiler pedagog ve psikologlarla oturup tartışsa ne ala.
Diziyi çektiğiniz Balat'taki çocuklarla çekilmiş çok şirin bir fotoğrafınız var. Onlara bakınca içinizden ne geçiyor?
-Dunyada çocuklar için endişelendiğim bir suru şey yaşanıyor. Ama onları gorduğumde endişem kalmıyor. Biz de çocuktuk ve kendimizi zeki zannediyorduk. Ama bu çocuklar çok acayip. Bizim yaşadığımızdan daha guzel bir dunya kurabileceklerine inanıyorum. Trabzon'daki bir soyleşide "Karadeniz'in doğasına sahip çıkmazsak…" falan derken 5-6 yaşında bir kız, "Sen rahat ol. Biz burada olduğumuz surece bir şey yapamazlar" dedi. Ondan ozur diledim. İçinde bulunduğumuz donem, bende bir Shakespeare oyununun son perdesindeymişiz hissi yaratıyor. Perde kapanacak ve bugunun çocukları bu, modası geçmiş, saçma politik kavgaların olduğu dunyada kendi oyunlarını yazacak. Geçen hafta iklim değişikliğine karşı ders bırakma eylemi yapan çocuklar gibi…
Kendinize dair korkular ınız var mı?
-Var tabii, korkmak guzel şey. Korku olmasa ortada yenmek için uğraşacağınız bir şey de olmaz. Bu aynı zamanda yaratıcılığı ve sanatı da beliyor. Dunya sinemasındaki en başarılı yonetmenler, İranlı kadınlardan çıkıyor. Bir bizim kendi sinemamızda uğraştığımız dertlere bak, bir de onların urettiği şeylere... İşte oradaki sinemacı, sinemacı! Halkına yalan soylemenin, onları kandırmanın peşinde değiller. Bu mesleği toplum yararına yapıyorlar. Bu işe zaten bu yuzden başlanmaz mı? Anlatabilmenin, derdini dile getirmenin oyle ya da boyle bir yolunu buluyorlar. Her şeyden once kendileri umutlu olup bunu insanlara yaymaya uğraşıyorlar. Her donem, ne olursa olsun, bir çıkış kapısı bulmak, umutlu olup umut yaymak zorundayız.
Umut diyerek g osterimdeki filminiz 'Sibel'e de pas attınız.
-Bugune kadar pek çok kez otekileştirilmiş karakterlerin ne acılar yaşadığını gorduk. 'Sibel'in bir farkı var. Basit ama geçerli bir çozum yolu oneriyor: Dik durmak bazen her şeyi çozer.
Filmdeki karakteriniz Ali 'nin bir sozu var: "Eğer savaşılacaksa, kendim için savaşırım."
-Doğadaki herhangi bir canlının yaşam felsefesi de budur. Ali, filmin en bilinmeyen karakteri. Aradıkları Ali mi, değil mi? O kişi gerçekte Ali mi, değil mi? Film bize bir ipucu vermiyor ama şunu net gosteriyor: Bilmediğimiz şeyi anlamak yerine ondan korkup yaftalıyoruz.
' Sibel', bir ozgurleşme hikayesi. Sizde durum nedir, kuşlar kadar ozgur olduğunuzu iddia edebilir misiniz mesela?
-Bugun kimse "İstediğimi ozgurce yapabiliyorum" diyemez ama oyle hissetmenin bir yolunu bulmalıyız. Ben bunu yazarken hissediyorum, bazen de yazdıklarımı kendime saklarken. Mesleğimizin ozu, insanlara sanatla korkusuzca bir şey anlatmak. Şimdilerde korkusuz olduğumuzu gostermek ya da ozgur olduğumuzu hissetmek için ani tepkiler gostermemiz gerekiyormuş gibi bir algı var. Hemen bir tweet atmayı ornek gosterebilirim buna. Bu bizi biraz tembelleştirdi sanki. Daha yararlı, duşunce suzgecinden daha çok geçirilmiş, samimi ve duzgun şeyler soylemek gerekiyor. Bu dunyayı kurtarmaz belki ama en azından insanı ozgur hissettirir. Belki bir kuş kadar olmasa da insana yakışır bir biçimde ozgur...
Kimi gazeteye yaz ı yazar, kimi oyun, kimi şiir
" Bana kufretmek, o kişiyi sokağa çıktığında bir kediye tekme atmaktan alıkoyacaksa, lutfen bana sosyal medyadan gece gunduz kufretsinler" demişsiniz. Neler oluyor?
-Turkiye'ye internetin geldiği zaman, MSN'de herkes birbirine karşısında olsa soyleyemeyeceği sozler ediyordu. Bugun de durum aynı. Yorumları okumayıp ciddiye almazsan sorun yaşamazsın. Ciddiye alanlara şaşırıyorum. Senin hiç işin gucun yok mu ki yorumları okuyor ve kendine dert ediyorsun? Kitap oku, bilimle, sanatla ilgilen. Oradan kufretmek sağlıklı bir insanın yapacağı şey değil. Evet, bir insana, bir hayvana bir şey yapmaktan alıkoyacaksa buyursun kufretsin. Kimi gazeteye yazı yazar, kimi oyun, kimi şiir… Garibimin de demek ki kelime dağarcığı o kadar!
Sevdi ği ben miyim yoksa kendi Instagram hesabı mı?
"Bu mesleğe başladığımda telefonlarda kamera yoktu, yanımıza gelip sohbet ederlerdi. Şimdilerde bu iş sohbetten, merhabadan, bir tatlı tebessumden uzak bir hale geldi. Geçenlerde havalimanında, uçağa yetişmeye çalışıyorum. Biri kolumdan tuttu, "Bir fotoğraf çekinebilir miyiz" dedi. Fotoğrafı çekti ve "Sen ne yapıyordun" dedi. Beni şarkı soylerken mi gordu, dizide mi gordu ya da futbolcu mu sanıyor? Kim olduğumla ilgili bir fikri yok ama kolumdan tutup çekmeye hakkı var. Hastanede, cenazede, havalimanında bu işi kenara bırakabiliriz ama bunu karşımdakine soyleyemiyorum, "Ya sevdiğinden yapıyorsa" diye duşunuyorum. Sevdiği ben miyim, oynadığım karakter mi, yoksa kendi Instagram hesabı mı? Bilemiyorum."
Erkan Kol çakkostendil, 2006'da internet dizisi olarak senaryosunu yazdığı 'Mukadderat'ı oykuleştirerek kitap haline getirdi.
�
_ Ailesi d ort kuşak once, Bulgaristan Kostendil'den Bursa'ya goç etti. Nasıl ve neden olduğunu bilmiyor ama iki soyadları var. Bu konu nufus memurunun da kafasını karıştırmış olacak ki kimlikler dijital sisteme aktarılırken ikisini birleştirmiş, 'Kolçakkostendil' yapıvermiş._

Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.