Özet (TL;DR) @ 2019-03-04 08:20:30.925939: Mario Levi’nin yeni romanı ‘Bir Cuma Rüzgârı’nda sahne yine İstanbul. Bu kez Kadıköy sokaklarında yüklü geçmişleri, pişmanlıkları, kayıpları, yalnızlıklarıyla dolaşan insanlarla tanıştırıyor bizi.…
* Kad ıkoy sizin için ne ifade ediyor?
- İstanbulluluk kimliği içinde ayrıca bir Kadıkoyluluk kimliği olduğunu ve bunu sadece Kadıkoylulerin hissedebildiğini duşunuyorum. Ahmet Haşim uzun yıllar Bahariye Caddesi'nde yaşadı. Bir yazısında "Kadıkoy vapuruna bindiğimde pijamalarımı giymiş, terliğimi ayağıma geçirmiş hissederim kendimi" der. Biz Kadıkoyluler için İstanbul'un başka bir yerinden semte donmesi, yuvaya donmek gibidir.
- Bu semtte insana b oyle hissettiren nedir sizce?
- Valla belki havasıdır, belki insanlarıdır. Kadıkoy insanı daha aydındır. Beşiktaş'ta, Şişli'de yaşayanlara benzetirim. Çunku kozmopolit, birçok farklı kulturun bir araya geldiği yerdir. Bir de son 7-8 yılda belirgin biçimde gençleşen bir nufusu var. Bu genç nufus cıvıl cıvıl. Onların arasında olmaktan mutluluk duyuyorum.
Kitaba semtin kokusunu da eklemek m umkun olsaydı, taze balık, turşu ve kavrulmuş kahve, deniz ile ona eşlik eden anason kokusunu seçerdim.
_
_
Buras ı yeni gelene çok çabuk uyum sağlatır
- Özellikle 2013'ten sonra İstanbul'un içinden hayli goç oldu Kadıkoy'e. Aradan altı yıl geçmiş. O nufus şimdi Kadıkoylu oldu mu sizce? �
- Bakın, bir yerde yıllarca yaşarsınız, sonra yaşadığınız yere başka birileri taşınır ve yeni gelenleri mutlaka yadırgarsınız. Dunyanın neresinde olursanız olun geçerlidir bu psikoloji. Tomris Uyar'ın trende geçen bir hikayesi vardır. Birbirini hiç tanımayan yolcular, bir istasyondan trene binerler. Yol boyu sohbet edip yemeklerini paylaşırlar. Birkaç saat sonra başka bir istasyondan başka bir yolcu biner ve onu hemen yabancılarlar. Oysa kendileri de birkaç saattir tanışıktır. Ben de 45 yıllık bir Kadıkoylu olarak yeni birilerini gorduğumde ister istemez yadırgıyorum. Ama Kadıkoy'un İstanbul gibi yeni gelene çok çabuk uyum sağlattığını duşunuyorum. Pazar gunleri Moda çok kalabalık oluyor ya, semtin yaşlıları "Ay her yerden geliyorlar buraya" demeye başlıyor. Ayrımcılığın her turlusu beni rahatsız eder. Bu konuda kendimi eğitmeye çalışıyorum. Engelleyemediğim durumlar oluyor bazen, kendimi yakalıyorum ve yaşlılık emareleri diyorum.
- Kitapta Tacettin ile Maria 'nın kabul gormeyen aşkından bahsederken, "Kadıkoy'un havasını solumuş, suyunu içmiş birinin uzun sure karşı çıkması mumkun değildi" diyorsunuz. Semtin havası, suyu insana ne yapıyor?�
- Az once dediğim gibi; farklı kulturlerin bir arada var olmasının verdiği hoşgoruyu kazandırıyor.
- Buna inanmak benim de ho şuma gidiyor ama dediğiniz uzak bir hafızaya ait değil mi? Kadıkoy eskisi kadar kozmopolit mi?
- Doğru, bu bilgi, yaşı 30'un altında olanlarda yok. Ama hikayeyi anlatan kişide var. Bir de Tacettin'in Maria'ya aşık olduğu gunlerde Kadıkoy boyle bir yerdi. Bu iki insan bugun birbirine aşık olsa, belki bu cumleleri kuramam. Bu kulturun kaybolması bana huzun vermiyor değil. Galiba bu yuzden yazıyorum.
- Kahraman ınız Şefik, biraz da çevresindekilere hava atmak için hafıza oyunları oynuyor. Gorduğu bir dukkanın yerinde eskiden ne olduğunu soruyor yanındakilere. Bugun değişim daha hızlı. Siz kendinizi boyle hafıza oyunları oynarken buluyor musunuz?
- Elbette, ben de yavaş yavaş Şefikleşmeye başladım. Bunlar hoş şeyler. Ama bazı dukkanlarla birlikte bazı insanların da hayatımdan butunuyle çıktığını hatırlayınca huzunleniyorum.
Kaybetmenin ihti şamı
Kitapta "Size kaybetmenin ihtişamını anlatacağım" diyorsunuz...
- Hepimiz ideolojik bir saldırı altındayız: Mutlu olun! Her sabah kalkınca aynanın karşısına geçip gulumsersek gunumuz çok iyi geçecek! Mutsuz olmaya da hakkımız var. Ben mesela geçen yaz kanserle mucadele ettim. Ne yapsaydım, gulup oynasa mıydım? Ben mutluluğa değil, mutluluk anlarına inanıyorum. O mutluluk anları hayatı anlamlandırır ve onların hakkını en iyi buyuk mutsuzluklar yaşayanlar verir. Çunku kıymetini bilirler.
- En son ne zaman bir mutluluk an ı yaşadınız?
- Birkaç gun once. Tahlillerim çok olumlu sonuç verdi. Ölumun kendisinden çok korkmuyorum. Anestezi alır gibi derin bir uykuya dalıyorsun ama uyanamıyorsun. Fakat beş yaşında bir kızım var ve buyumesini gormek istiyorum. 30 yaşında iki kızım var, onlarla uzun yıllar geçirmek istiyorum, genç bir karım ve yazacağım çok kitap var. 2029'a kadar butun kitaplar kafamda hazır. Yapabildiğim kadarını yaparım.
Ç ağın hızı hayatları mahvediyor
- Kitab ın altbaşlığı, 'Gorduklerimiz goremediklerimiz'. Gorduklerimiz mi daha fazla, goremediklerimiz mi?
- Okurun tam da bu soruyu sormasını bekliyorum. Bence goremediklerimiz daha çok. Ama zaten yazı yazmanın temel sebebi de bu, daha fazlasını gorebilmek. Hem gorduklerimizin arkasında da gorulmesi gereken başka şeyler vardır. Kahramanların hikayeleri kesişiyor ama farkında olmuyorlar. Fark etseler hayatları değişecek.
- Sokakta giderek a ğırlaşan empati yoksunluğunun ilacı da budur belki; gorunmeyeni gormek. Herkesin bir hikayesi olduğunu fark etmek...
- Doğru. Bence çağın hızı, birçok hayatı mahvediyor. Size bir şey soyleyeyim mi? Ben 21. yuzyılı hiç sevmedim. Hızını, insan ilişkilerinin çok çabuk tuketilmesini, teknolojiyi, teknoloji yuzunden yuzeyselleşen alışkanlıkları sevmedim. 20. yuzyılda ilerici sayılan bazı değerler şimdi muhafazakar kabul ediliyor. Ben bu açıdan muhafazakarım. Eski değerleri muhafaza etmekten dolayı da hiç şikayetçi değilim.
' Bir Cuma Ruzgarı Kadıkoy', Everest Yayınları'ndan çıktı.
T urkiye'de edebiyat okuru 10 binden fazla değil
* 'Berbat edebiyat' olarak tanımlanan kitapların sayısındaki artışa ne diyorsunuz?
- Umurumda bile değil o kitapların çok satması ama mesele bu değil. Mesele bu kitapların emsal teşkil etmesi, ornek alınması. Edebiyat okuru ile okur arasında bir fark var. Has edebiyat okuru Turkiye'de 10 binden fazla değil bence.
Yeni İstanbul'la işim yok
* 'Bir Cuma Ruzgarı Kadıkoy', yedi kitaplık serinin ilki. Haftanın diğer gunleri de gelecek mi ardından?
- Evet. Serinin temel kaynağı, Gazete Kadıkoy'de iki yıldır yazdığım yazılar. Sokakta, tramvayda yaptığım gozlemler neticesinde yarattığım karakterleri kaleme alıyorum. Bir yonuyle beni etkileyen insanlar. Yedi kitabın her biri haftanın farklı gunlerinde, İstanbul'un farklı bir semtinde geçecek.
- Hangi semtler bunlar?
- Şişli, Eminonu, Beyoğlu, Adalar, Haliç ve Boğaziçi.
- Eski İstanbul semtleri...
- Okurlarım arasında yeni İstanbul'da yaşayanlar varsa gucenmesinler ama yeni İstanbul'la işim yok.
- Son y ıllarda yeni İstanbul eskisini İstanbul'u yutmaya başlamadı mı sizce?
- Biraz oyle maalesef. Benim kuşağım iki onemli donuşum gordu İstanbul'da, bilhassa Anadolu Yakası'nda. İlkinde mustakil, bahçeli evler yıkılıp yerine 5-6 katlı apartmanlar yapıldı. Son 6-7 yıldır da alçak apartmanlar yıkılıp yerine 20-25 katlı 'rezidanslar' yapılıyor. Bu donuşumu kabul edenlerin onemlice bir kısmı aslında fevkalade memnun, rant elde ediyorlar. Annemle babamın Goztepe'de oturduğu apartman da yıkıldı. Toplantılarda herkes gayet heyecanlı gorunuyordu. Annemle babam ise çok mutsuzdu, 43 yıllık hatıraları vardı o evde. Birçok yaşlı insanın uzerinden buldozer gibi geçti yıkımlar. Bilimsel bir açıklamam yok ama annemin bu yuzden unutuşu seçip alzheimer olduğunu duşunmuyor değilim.
- Size şu an biri Goztepe'de, diğeri Ataşehir'de çekilmiş iki fotoğraf gostersem, hangisinin neresi olduğunu anlamayabilirsiniz...
- Evet ama yine de içinde olduğunuz surece bazı şeylerin hala direndiğini gorebilirsiniz. Bazı şeyler kolay kolay değişmiyor.
- Ö rneğin?
- Moda'nın, Kadıkoy'un ara sokaklarında hala eskinin direndiği yerler var.
- Bahsetti ğiniz turden direniş bana romantik bir tahayyul gibi geliyor. Oralar hala varsa sermaye henuz oralarla ilgili planlar yapmadığı, yeterince karlı bulmadığı için sanki.
- Haklı olabilirsiniz. Moda'da kentsel donuşum şu anda pek yok. Sebebi de altı kattan fazlasına imar planının izin vermemesi. Moda'yı koruyan bu. Ama dediğiniz gibi her şey bir yasanın değişmesine bağlı.

Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.