Özet (TL;DR) @ 2019-03-04 08:20:13.517883: Dışarıdan sessiz, çok sakin biri gibi görünüyor. Tanıyınca bu izlenimin çok da yanlış olmadığını anlıyorsunuz. O da kendisi için, “Ruh durumum öyle çok dalgalanmıyor” diyor, küçüklükten beri derdini…
*Son bir senede hayat ınızdaki en buyuk değişimlerden biri evlilik oldu. Nasıl gidiyor?
- Muthiş.
- Hayat ınızda neler değişti?
- Çok bir şey değişmedi, zaten beraber yaşıyorduk. Sanki bir gece arkadaşlarımızla, ailelerimizle toplaşıp eğlenmişiz de tekrar devam ediyormuşuz gibi oldu.
- Nas ıl tanıştınız?�
- Sanatçı bir arkadaşımızın lansman gecesinde.
- NeydiCan Bonomo'da sizi çeken?
- Can'ın zor bir hayatı olmuş. Butun o zorluklardan bu kadar olgunca çıkabilen bir erkek her zaman çok çekici tabii.
- Neydi o zorluklar?
- O başka bir roportajın konusu bence. Ama şimdi şunu soyleyebilirim; o zorluklar onu çirkinleştirebilirdi, kimse de "Niye boylesin" diyemezdi. Ama o diğer turlu olmayı tercih etmiş ve bunu başarmış da. İnsan onun gibi birini merak ediyor.
Bir anda kay ışları koparıp beklenmedik bir şey yapmıyorum
- Y ılbaşı gecesi evlilik teklifi almışsınız. Romantik miydi?
- Epey romantikti. Hayatta bu kadar romantizmden hoşlanacağımı duşunmezdim. Meğer bayılıyormuşum.
- Biriniz m uzisyen, biriniz oyuncu... Evde sohbetler hep sanat odaklı mı?
- Tabii ki değil (guluyor). İşlerimizle ilgili konuştuğumuz oluyor ama her muhabbetimiz Çaykovski aşağı Aronofsky yukarı değil.
- Çocuk istiyor musunuz?
- Zamanı gelince tabii...
- Çok sakin duruyorsunuz. Neler bozar bu sakin ritmi?
- Ruh durumum biraz stabil. Öyle çok dalgalanmıyor, bir anda kayışları koparıp beklenmedik bir şey yapmıyorum.
- Bir çok yerde sizin için roportaj vermenin sıkıntı olduğunu okudum.
- Evet. Çok hoşlanmıyorum.
- Neden?
- İnsanın surekli kendinden bahsetmesi bana tuhaf geliyor. "Ben şoyleyimdir, boyleyimdir, asla şunu şunu yapmam" gibi kendimizle ilgili edindiğimiz belki de yanlış fikirleri soylemek zorunda kalıyormuşuz gibi hissediyorum. İnsanlar gerçekten beni tanımak istiyorsa, o zaman gazete ya da dergilerin benim en yakın arkadaşımla filan roportaj yapması gerekir.
- Konu şmaya karşı mesafeniz eskiden de mi boyleydi?�
- Neden konuşuyoruz; duygularımızı ya da duşuncelerimizi ifade etmek için. Aslında bunları çok konuşmadan da ifade edebiliyoruz. Hatta yer yer konuşarak anlatınca ifade etmek istediğimiz şeyi bir kılıfa sokuyoruz, ozunden biraz uzaklaştırıyoruz, azıcık değiştiriyoruz, susluyoruz, buyutuyoruz... Ya da tam tersi, kelimeler yetersiz kalıyor. Eskiden de aynı boyle hissediyordum, evet.
- Ailenize kar şı da mı boyleydiniz?
- Evet. Daha çok kızdığım, uzulduğum durumlar karşısında kendimi ifade etmekte sıkıntı çekiyordum.
- İçinizi bir donem mektuplara doktuğunuz doğru mu?
- Evet, o durumlarda da onlara mektup bırakıyordum. Çunku yazmak konuşmak gibi değil. Konuşmak daha fevri bir şey. Yazarken insan yuzleşmek zorunda kalıyor.
- İçinize atmak, sessiz kalmak hayatta nasıl sorunlar yarattı?
- İlişkileri aşırı yıpratan bir durum. Bir şekilde oyle ya da boyle kendimizi ifade etmek zorundayız. Hem kendimizin hem karşımızdakinin ruh sağlığı için. İnsan biraz yaş aldıkça onun yolunu da kendine gore buluyormuş bir şekilde.
E ğlenmeyi dayılarımızdan oğrendik
-
Ailecek koyu Galatasaraylıyız. Çocukluğumdan beri maça giderim. Önemli maçlarda butun aile evde toplaşıp kıymalı makarna eşliğinde maç izleriz.
-
Dort dayıyla buyudum. Onlardan oğrendik biraz eğlenmeyi biz de. PlayStation oynardık. Hala aynı alışkanlıklarım devam ediyor. Can da bir PlayStation hastası şukur.
-
Oyunda pembe bir peruk kullanıyorum. Bu bana çok uzak bir stil. O yuzden hoşuma gidiyor. Dış gorunuşumle ilgili pek cesur kararlar veremem, fazla iddialı şeylerden uzak dururum.
İ htiyaç duyduğum zamanlarda terapiye giderim
* Yeni oyununuz 'Terk' ne anlatıyor'?
- Psikologda, bir seansta geçiyor ve terk etme meselesini anlatıyor. Ama konuya pek alışık olduğumuz bir yerden yaklaşmıyor. İyiyle kotuyu, doğruyla yanlışı baştan sorgulatıyor.
- Sizce g unumuzde terapiye ne kadar ihtiyacımız var?
- İnsan kompleks bir varlık. Aslında bildiğimiz ya da hissettiğimiz şeyleri unutmaya veya yok saymaya eğilimliyiz. Ancak farkındalığımızı artırmak bizi daha huzurlu bir insan haline getirir. Bunu da her zaman tek başımıza başaramayız. Terapi bu farkındalığı kazandırmak için var zaten. O yuzden insan var oldukça her zaman terapiye de ihtiyaç duyulur.
- Siz terapi g ordunuz mu?
- Tabii ki. Bu bahsettiğim gerekliliğin annem de babam da farkında olan insanlardı. Eskilerin o 'deli doktoru' algısını yıkarak kardeşimi de beni de ergenlik zamanlarımızda psikoloğa goturduler. Şimdi de ara ara ihtiyaç duyduğumda giderim. Kendisini geliştirmek isteyen herkesin gitmesi gerek.
- Oyunun tan ıtımlarında "Gerçek boyle buruşturur işte yuzunu. Sonra iyi gelir ama. Bir daha istersin" diye bir soz var. Gerçekler insanın yuzunu buruşturup canını acıtır mı?
- Acıtır tabii. Ama belki yuzumuzu buruşturan o gerçeği sindirdiğimiz, kendi gerçeğimizle barıştığımız zaman daha mutlu olabiliriz. Oyun kendini kırbaçlamaktan vazgeç ve gerçekleri karşılayabilecek kadar 'ol' diyor biraz.
Bir ikizin olunca s urekli bir birey olduğunu kanıtlama çabasıyla boğuşuyorsun
- Çocukluğunuza dair aklınıza ilk gelen ne?
- Eğlenceli bir çocukluk geçirdim. İkiz olmanın tek avantajı bu galiba. Surekli bir oyun arkadaşınız var. Çocukluğum deyince aklıma ilk, Ezgi'yle uydurduğumuz oyunlar geliyor.
- İnsanın kendine tıpatıp benzeyen bir ikizi olması nasıl bir his?
- Gerçekten tek iyi tarafı var, o da kendini hiç yalnız hissetmiyorsun. Onun dışında surekli bir birey olduğunu kanıtlama çabasıyla boğuşuyorsun. Surekli ikizliğin nasıl bir şey olduğunu anlatmak zorundasın.
- Çemberlitaş Kız Meslek Lisesi'nde okumuşsunuz. Neden bir kız lisesi?
- Çok da istemeyerek okuduk aslında. Ezgi de ben de pek çalışkan çocuklar değildik. O yuzden bir Anadolu lisesini kazanamadık. Çemberlitaş Kız Lisesi, duz liseler arasında universite puanı en yuksek olandı. Annem de oraya yazdırdı.
- K ız liseli olmayı nasıl anlatırsınız?�
- Pek hoş şekilde anlatmam.
- Neden?
- Yanlış bir eğitim sistemi. Okul dediğimiz şey bizi her bakımdan hayata hazırlayan bir yer. Çalışma hayatımız, universite hayatımız tek cinsiyetli mi? Hayır. O yuzden kız lisesi hep anlamsız gelmişti.
- Oyunculuk, hik ayenizin neresinde başlıyor?
- Dayım oyuncuydu. Onun bulunduğu ortam, yaptığı iş o zamandan beri bana çok ilginç geliyordu. Lise zamanı en sevdiğim tiyatro olan Kenter Tiyatrosu bir kurs açmıştı. Oraya seçilmem, orada eğitim almam işleri daha ciddileştirmiş oldu.
- Nas ıl keşfedildiniz?
- Konservatuvarın uçuncu yılında Berkun Oya, Krek'in yeni oyunu için seçme yapıyordu. Biz de okuldan birkaç arkadaş gittik. Seçildim, oyun başladı. Şu anda hala menajerim olan Şermin (Ekinci) bir akşam oyunu izledi. Tanıştık, konuştuk, beraber çalışmaya başladık. Hemen oyuna Kerem Çatay ve Ece Yorenç'i getirmiş. Onlar da 'Kuzey Guney' için benimle çalışmak istediler.
- Önce tiyatroyla tanındınız. 'Kuzey Guney' dizisiyle adınızı geniş kitlelere ulaştırdınız. Şohret size ne ifade ediyor?
- Gerçekten bilmiyorum. Ünlu olduğumu da duşunmuyorum. Ne ki unlu, kime unlu diyoruz? 2019'da bence herkes unlu.
- Yine de tan ınmak hayatta bir şeyleri değiştirmedi mi? Mesela maddi olarak?
- Çalışmaya başladığımdan beri kendi ayaklarım ustunde durabiliyorum, tek değişen şey bu oldu. Tanınma mevzuuna gelirsek, ona çok takılmamaya çalışıyorum. Kendimi eskiden gittiğim yerlere gitmekten, eskiden sevdiğim şeyleri yapmaktan alıkoymuyorum. Aksi takdirde hayat çok sıkıcı ve anlamsız olur.
- Televizyon d ışında yaptığınız işlerde genelde festival filmlerini tercih ediyorsunuz. Sinema ve tiyatro sizin nefes alma alanınız mı?
- Evet çunku sinema ve tiyatro bana bu işi neden sevdiğimi hatırlatıyor. Çunku oyunculuk insani çalışma koşullarında, hikaye ve karakterin nereye gideceğini kesin biliyorken, işi yapanların sizden beklentisi sadece senaryonun veya tekstin yonlendirdiği olçude bir karakter inşa etmeniz olduğunda yapılabilecek bir şey.

Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.