Özet (TL;DR) @ 2019-02-20T14:26:00.000Z: Avukat Fikret İlkiz, Seyr-i Sabah programında dün sonuçlanan Cumhuriyet davasında verilen cezaları ve davanın işleyişini anlattı. İlkiz, bir gazetenin yayın politikasının beğenilmediğinde dava…



Seyr-i Sabah

14:26 20.02.2019(Guncellendi 15:24 20.02.2019) URL'yi kısaltın

Avukat Fikret İlkiz, Seyr-i Sabah programında dun sonuçlanan Cumhuriyet davasında verilen cezaları ve davanın işleyişini anlattı. İlkiz, bir gazetenin yayın politikasının beğenilmediğinde dava açılacak olmasının ulkeyi otokrasiye goturebileceğini dile getirdi.

İstanbul Bolge Adliye Mahkemesi, Cumhuriyet gazetesi davasında verilen cezaları onadı. Karar uyarınca dosyaları istinaf incelemesine tabii tutulan isimlerin, kalan cezaları için tekrar cezaevine girmeleri gerekecek. Bu uzun soluklu davanın başlangıcından sonucuna kadar yaşananlar hem hukuk hem de basın camiasında oldukça ses getirdi. Cumhuriyet gazetesi avukatlarından Fikret İlkiz, Seyr-i Sabah programında dava sureçlerinde yaşananları ve bu sonuca nasıl gelindiğini anlattı. İlkiz, davanın konusu olan gazetenin genel yayın politikasının değişmesi yuzunden ceza almasının tum basın camiası ve ulke için otokrasi mi yoksa demokrasi mi sorusunu akıllara getirdiğini dile getirdi:

' BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN ÇOK ÖNEMLİ BİR DAVA'

"Bu dava aslında basın ozgurluğu için çok onemli bir davadır. Nedeni çok açık: İleri surulen suçlamaların temeli basın yayın fiilleridir. Bu fiiller bu davanın delili olması otesinde FETÖ orgutune yardım ediyorsunuz, bu yayınları yapmak suretiyle orgut uyesi olmadan orgute yardımcı oluyorsunuz dediler. Gerekçeli karara bakarsanız bu ifade ettiğimizi kanıtladıkları goruşundeler. Biz boyle bakınca butun yayınları bir araya getirmek suretiyle, bir suç varsa o yayınların sahipleriyle ilgili ceza davası açarsınız. O basın yayın fiiliyle ilgili mahkumiyet kararı verirsiniz. Ama burada Cumhuriyet gazetesinin tum geçmiş yayınlarına bakmak suretiyle 2014 yılından itibaren orgute yardım kastıyla, evvelden planlamış olmak suretiyle ortam yarattınız diye yargılandı. Boylece 15 Temmuz doğdu dendi. Siz gazeteciler haber ve koşe yazılarıyla, yayın politikanızla yardım ve yataklık fiili işlediniz. Örgut uyesi olarak cezalandırılmanız gerekiyor dediler.

31 Ekim 2016 tarihinde Cumhuriyet mensuplarının gozaltına alınmasıyla başlayan sureçte yayın politikasını değiştirmekle suçlandık. Bir yandan Fethullah Gulen şoyle bir insandır diyen başka bir gazete goremezsiniz bizden başka. Cumhuriyet 1974 yılından bu yana yapmış olduğu haberlerle yayın politikasıyla surekli anlattı bunu. Yargılananlar bunu surekli dile getirdiler ve her soyleyişlerinde susturuldular, biz bunu tartışmıyoruz dedi yargı. Siz yayın politikanızı değiştirdiğiniz için sizi yargılıyoruz dediler. Bir yayın organının yayın politikasının değiştirilip değiştirilmediği hiçbir yerde yargının, savcının gorevi değildir.

Bu soruşturma için gorevlendirilen savcı 3 Nisan 2017'de adı yazılı değil. Ama 28 Mart 2017 tarihine kadar soruşturmayı yuruttu. Ancak 2016/2 sayılı bir ceza davası var. Burada sanık savcı FETÖ'ye uye olmak dahil olmak uzere 10 ayrı suçtan yargılandı. Ama yargılanırken iddianame duzenledi. FETÖ zanlısı başkalarına siz FETÖ'cusunuz dedi. Biz HSYK'ya bir başvuru yapıp bu şekilde ilerleyen sureç ceza muhakemelerine aykırıdır dedi. Bize HSYK'dan yazı geldi, bu başvuru işleme alınmamıştır dediler. Aynı şikayete devam edip etmediğinizi bildirir misiniz dediler, biz bu şikayette ısrarcıyız dedik hala buna yanıt yok.

Buradaki esas mesele, 2017'de daha iddianame yazılmadan once Cumhuriyet mensupları gozaltına alındığı tarihten itibaren bir ayda yapmış olduğumuz başvuruya dikkate alınıp alınmadığı bize bildirilmedi. Dava bitmesinin hemen ardından istinaftan karar çıktı, bu savcı hakkında henuz bir işlem yapılmadı dendi. Bu savcı hakkında karar verildi mi verilmedi mi konusu kamuoyuna açıklansa iyi olur. Bu, adil yargılanma hakkının ihlalidir, yargının yeniden yapılması gerektiğini gosterir. Bırakın hukuku tekniği, şimdi ne olacak sorusu ortada.
Herhangi bir şekilde bir yargı kararıyla mahkumiyet kesinleşmesi değil sorun: Bir savcı bu suçtan yargılanıyorsa aynı savcıya boyle bir gorev verip bu soruşturmayı yap diyemezsiniz. Bu iddianameyi bu savcıya emanet edemezsiniz. O zaman kim sorumlu?

' BİLGİSAYAR UZMANI BASIN KONUSUNDA BİLİRKİŞİ OLDU'

(C) AA /

Soruşturma 31 Ağustos 2016 tarihinde başladı. Savcının goreve başlamasıyla bir bilirkişi çıktı. Bu kişi gazetenin yayın politikasının değişip değişmediğini, sozunu ettiğimiz iddialarla açılan davanın ozunu teşkil eden basın yayın ilkelerini anlatan bir goruş verdi. Savcı bu goruşu yeterli bulmadı. Bu kişi bir bilgisayar muhendisi. Bu bilgisayar muhendisi yayınları incelemek suretiyle FETÖ'ye yardımcı olup olmadığını, atılan başlıklarla aradaki ilişkilerden dolayı yardım ve yataklık olup olmadığı konusunda goruş bildirdi. Bu anlamda baktığınızda bu kişinin bilirkişi olma ozelliği ve uzmanlığı yok. Bu kişinin vereceği rapor hukuken geçerli değil dedik. Ne savcılık aşamasında dinlendi ne de dikkate alınıp alınmayacağı konusunda cevap verildi.

Bu nitelikte bilirkişi olmayan, tutanağı dahi olmayan, kendisine teslim edildiğinde yeterli gorulmeyen rapordan sonra bir goruş daha alınması istendi. CMUK hukumlerine gore bilirkişi raporlarının dikkate alınmaması gerekiyor. Ancak Cumhuriyet mensuplarına o dikkate alınmadığı soylenen rapordaki konular soru olarak yoneltildi. Boyle baktığınızda bu yargılama baştan sona adil yargılanma hakkının ihlali niteliğindedir. Ben Cumhuriyet davasından hareketle şunu soylemek istiyorum: Herhangi bir şekilde bir yayın politikası siyasal iktidar tarafından beğenilmediğinde bir ceza davasına konu olabileceği konusu bu ulkede her an yaşanabilir. Basın yayın fiilleri yoluyla basın ozgurluğu ihlali başka bir ulkede gorulmemiştir. İfade ozgurluğu var diyorsanız bu tur davalar açılmamalı. Soruşturma açılması bile basın ozgurluğunun ihlali anlamına gelir. Bundan boyle yayın politikası beğenilmediği için ceza davaları açabilir. Bu buyuk bir tehlikedir. Bu sorundan hareketle yayın fiillerinin izin verilen sınırlar içinde yapılması, aksi takdirde cezalandırılması tehdidi, tehlike altındaki gazeteciliğin bugun ulaştığı noktadır. Bu sadece gazetecileri değil herkesin sorunudur. Bilgisiz, cahil ve fakir bir ulke haline donuşursunuz. Açılan davalar ustunden demokrasi tartışmaları yapılıyor. Burada demokrasi mi yoksa otokrasi mi tercihinin konuşulduğu bir konudur. Herkesin haber alma hakkının ortadan kaldırılması ve izin verilen sınırlar içinde yapılması gibi otokratik bir duzenin gelmesidir."