Özet (TL;DR) @ 2019-02-19 08:04:46.100081: Tarihi birçok olayı ve hatıraları ölümsüzleştiren, aralarında 1896 yılında üretilen devasa fotoğraf makinesi ile savaşlarda kullanıldığı tahmin edilen "casus" kameraların da bulunduğu binin üzerinde…
Anadolu Ajansı
18.02.2019 - 13:21 18.02.2019 - 13:32 Son Guncelleme : 18.02.2019 - 13:32
İnsanoğlu tarih boyunca çizimlerin yanı sıra çeşitli anları ve nesneleri kaydederek gelecek nesillere aktarabilmek için birçok çalışma yaptı. "Optikin babası" olarak da bilinen Arap fizikçi, matematikçi ve muhendis İbn-i Heysem, ışın teorisi ile bu konudaki ilk çalışmasını 10. yuzyılın başında gerçekleştirdi. Gozun gorme olayını mercekle gerçekleştirdiğini savunan, iki gozun aynı cismi nasıl gorduğunu, ışığın kuresel ve parabolik aynalarda yansımasını inceleyen İbn-i Heysem, optikte golge oluşumu teorisiyle kamera ve fotoğraf modelini ilk deneyen isim oldu.
Sonraki yuzyıllarda çeşitli çalışmalarla dizaynı yapılarak icat edilen, gelişen teknolojiyle birlikte cep telefonlarına kadar entegre edilen kameralar, mesleki anlamda kişilerin hayatını kolaylaştırırken, diğer yandan kullanıcıları tarafından nesillere aktarılacak kalıcı hatıralar biriktirebilmek için kullanılıyor.
Geçmişte acı tatlı birçok hadiseye tanıklık etmiş çok sayıda kamera ve fotoğraf makinesi, Bakırkoy'deki Kamera Muzesi'nde sergileniyor. Fotoğraf makinesi ve kameraların tarihi gelişimine ışık tutan muze, fotoğraf meraklılarının ilgisini çekiyor.
Koruklu, filmli ve dijital fotoğraf makinelerinin yanı sıra flaş, pozometre, film, tripod ve agrandizor gibi çok sayıda aksesuar da muzenin onemli eserleri arasında yer alıyor.
Fotoğraf tutkunu iş adamı Hilmi Nakipoğlu, 1970'den sonra bir yandan satın alarak, ote yandan toplayarak oluşturduğu ozel koleksiyonunu, 1997 yılında inşa ettiği Nefus Nakipoğlu Özel Eğitim Uygulama Okulu'nun dorduncu katındaki muzede sergiye açtı. Farkındalık için muzeyi okul binasında oluşturan Nakipoğlu, filmleri çıkarmak için kullandığı ilk "karanlık odası" olan "annesinin çeyiz sandığı"nı yine bu muzede gorucuye çıkardı.
Nakipoğlu, fotoğraf merakının 1960 yılında, henuz 12 yaşında başladığını soyledi. O yaşlarda fotoğraf makinesi olmadığı için negatiflerden fotoğraf baskısı yaptığını anlatan Nakipoğlu, ilk fotoğraf makinesini okul harçlıklarını biriktirerek aldığını belirtti.
Fotoğrafla birlikte her turlu sanat faaliyetinin kendisinin hayat biçimi olduğunu aktaran Nakipoğlu, fotoğrafın anıları kayıt altına aldığını hatırlatarak, şoyle konuştu: "Fotoğraf, geçmişte tum yaşanan olayların, giyim, kuşam ne varsa butun bunların hepsinin gunumuze aktarılmasıdır. Yani 100 yıl once insanların neler kullandığını, neler yaptığını, neler giyindiğini, nasıl bir ortamda yaşadığını fotoğraflarla gorebiliyoruz. Sokaklar, caddeler, tarihi yapılar, ne var ne yoksa hep fotoğrafa dair."
Kuçuk yaşlarda arkadaşlarının boş zamanlarda maç yaptığını, okul sonrası kahvehanelere ya da oyun salonlarına takıldığını aktaran Nakipoğlu, kendisinin arkadaşlarının aksine fotoğraf çektiğini, tiyatro çalışmalarına vakit ayırdığını vurguladı.
Annesinin çeyiz sandığının kendisinin ilk karanlık odası olduğunu aktaran Nakipoğlu, şunları soyledi: "Annemin çeyiz sandığı benim ilk karanlık odam oldu. Bir orneğini buradaki muzeye koydum. İçindeki eşyaları çıkardım kenara koydum. Birinci banyoyu erittim, ikinci banyoyu erittim. Kimyasalları onceden hazırlamak lazım, biraz da bekletmek lazım ki çoksun, durulsun. 20-22 civarında da derecesi olması lazım. Karanlık odanın olmazsa olmazı da kırmızı ışıktır. Filmin ışıktan etkilenmemesi lazım. Pilli fener aldım, onune kırmızı jelatin bağladım. İşte karanlık odanın kırmızı ışığı."
Daha sonra okulda fotoğraf kulubu ile karanlık oda kurduğuna ve bu durumun kendisini belli bir olgunluğa eriştirdiğine işaret eden Nakipoğlu, evliliğinin ardından bir karanlık oda da evine kurduğunu dile getirdi.
"Benim hayatımda çok hatıralarım var. Her makineyi lensiyle bir insanın gozu, arkasındaki film yuvasıyla da hafızası kabul edin" diyen Nakipoğlu, fotoğraf karesinin tek karede dunya olduğunu ifade etti.
Kendisindeki makinelerin yanı sıra satın aldığı makinelerle muzeyi açtığına, 900 makinenin zaman içinde bin 250'ye ulaştığına dikkati çeken Nakipoğlu, şoyle devam etti: "900 makineyi ben satın alma yoluyla temin etmiştim. Burayı kurdum ama daha sonra ilaveler yaptım. Muzenin kurulmasının ardından dukkanını kapamış, 'Ben bu makineleri ne yapacağım.' diyenlerin makinelerini buraya koyduk. Sahibi rahmete ermiş, vasiyet etmiş, 45 yıl once dukkan sattığım bir fotoğraf studyosu makineleri muzeye getirildi. Bu şekilde çok sayıda kişi makinelerini buraya getirdi. Boyle boyle bin 250 fotoğraf makinesi oldu. Burada şu anda 70 farklı olçude vitrinim var. Makineler bu vitrinlerde ozenle sergileniyor."
Nakipoğlu, muzeyi İstanbul'un tarihi yarımadasında satın alacağı bir binaya taşımaya niyetli olduğunu ancak muzenin bir bolumunu yine okulda bırakacağını kaydetti.
Nakipoğlu, muzedeki makinelere ilişkin şu bilgileri verdi: "En yaşlı makinem 123 yaşında. 1896 yılının kocaman makinesi. O donemlerde ne kadar buyuk makineniz var, o kadar buyuk fotoğraf baskısı yapabiliyorsunuz. Çunku o yıllarda buyutme tekniği yok. Şimdi 1890'lı yıllarda dunyada yaşanan ozellikle kendi bolgemizde yaşanan, ne başladı; Balkan Savaşları başladı, 1897 yılında Balkanlar'dan Turkiye'ye goçler başladı. İnsanın aklında hep savaşlar kalır, barışların hiçbiri kalmamıştır. Balkan Savaşları sonra Çanakkale, Birinci Dunya Savaşı, Cumhuriyetin kazanımı için verilen mucadeleler ve Cumhuriyetin kazanımı, İkinci Dunya Savaşı. Gunumuze kadar bu makineler bu anlamda butun anıları dokunduğunuz zaman anlatmak zorunda. Çunku kesinlikle bu makinelerin her birisi çok olaylara şahitlik yapmışlardır. Tabii içinde barışlar da vardır."
Casus kameraların, muzedeki en dikkati çeken makinelerin başında geldiğini dile getiren Nakipoğlu, sozlerini şoyle surdurdu: "8 milimetrelik çok ince ve kuçuk filmlere fotoğraf çeken, o donemlerde de casusların kullandığı makineler muzemde var. Mesela, çakmak gibi duran makineler var, dolma kalem turunde olan var, soğuk içecek kutuları gibi o tur kutular var. Ancak bunların her biri fotoğraf makinesi. Karşıdaki şuphelenmeden o anda fotoğraf çekebilmek için yapılmış. Fotoğraf makineleri nasıl ihtiyaçtan dolayı icat edilmişse, casus kameralar da ihtiyaçtan dolayı kuçultulmuştur."
Nakiboğlu, muzeye kendisinden sonra da sahip çıkılmasını istediğini, çocukları ve torunlarının da muzeye ilgi gosterdiğini belirterek, "Ben buraya nasıl sahip çıkıyorsam çocuklarım da oyle sahip çıkacak. Oğluma bir gun 'Oğlum, benden sonra ne yapacaksınız muzeyi?' diye sordum. Oğlum, şaka amaçlı, 'Baba ya paylaşırız, ağabeyimle paylaşırız.' dedi. O laf bile beni tedirgin etti" dedi.
Maddiyat bir yana 30 yıl emek harcayarak muzeyi oluşturduğunu kaydeden Nakiboğlu, sozlerini şoyle tamamladı: "Bu makineleri ben almış olabilirim ama gelirseniz sizin, gelmezseniz benim. Buraya sahip çıkılması gerekiyor. Buraya servet verseler vermem. Çocuklarımın hangisini verebilirim, benim gibi kim bakabilir? Arabaya taş, ben bu yola baş koydum."
Bakırkoy'deki Nefus Nakipoğlu Özel Eğitim Uygulama Okulu'nun dorduncu katındaki Kamera Muzesi, hafta içi 09.00-17.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor.
İşte muzeden yansıyan diğer kareler...





























Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.