Özet (TL;DR) @ 2019-02-12 08:20:58.927292: Bu yıl 7-17 Şubat arasında 69. kez düzenlenen Berlin Film Festivali’nde Fatih Akın’ın şiddet kullanımıyla iddialı yeni filmi “The Golden Glove” da yarışıyor. Film, Cumartesi gecesi galasını…
Fatih Akın, gurbetçi yonetmenlerimiz arasında yeni milenyumda en başarılısı. 2004'te "Duvara Karşı" ("Gegen Die Wand") ile Altın Ayı aldı, Alman yonetmenlerle de yarışma şansı yakaladı. Almanya'da yaşanan kulturel kimlik problemini yansıtmasıyla bilindi. Özellikle 1998'de çektiği "Kısa ve Acısız"da ("Kurz und Schmerlos") aslında kendi "Arka Sokaklar"ını ("Mean Streets", 1973) çekip Scorsese'ye oykunmuştu.Kulturel kimlik problemi "Duvara Karşı"da şiddetli bir aşk hikayesine malzeme olurken, surekli bir saykodelik dunya da alkol ve uyuşturucunun katkısıyla gerçekçi bir şekilde servis edildi. Ama yonetmen, Cannes'da yarışan ve iki odul alan "Yaşamın Kıyısında"dan (2007) bu yana onlenemez bir duşuş içinde. Fark yaratmak isterken sinema duygusu içermeyen, yarıdan fazlası uyurken çekilmiş izlenimi yaratan tuhaf projelerle karşımıza çıktı.
Fatih Akın'ın 10. kurmaca filmi "The Golden Glove" ("Der Goldene Handschuh", 2019) adını Hamburg'taki bir bardan alıyor. O barın ust katında yaşayan meşhur seri katil Fritz Honka'nın gerçek hikayesini perdeye aktarıyor. Heinz Strunk'ın romanından uyarlanan film, aslında 70'ler Almanya'sına bakıyor. Jonas Dassler'in hafif karikaturize bir çizgi roman tiplemesi gibi duran muthiş Honka performansıyla da etkisi altına alıyor.
Ama Akın, "Paramparça"daki ("In the Fade") gibi başrol performansıyla sınırlı kalmamış. Aksine karakterin hayallerine de girerken, onun 'kadın katili' olarak temsilini Michael Powell'ın "Kadın Katili" ("Peeping Tom", 1960), Alfred Hitchcock'un "Sapık"ı ("Pyscho", 1960) ve sayısız Karındeşen Jack uyarlamasıyla akrabalık kurar hale getiriyor. Film, 19. yuzyılın sonunda İngiltere'de ortaya çıkan Karındeşen Jack'in 1970'ler Hamburg'undan Alman kardeşinin izini suruyor.
Bolca Scorsese etkisiyle uretilmiş, kan oranı yuksek bir seri katil filmi "The Golden Glove". Cinayetleri, tecavuzleri resmederken ayağını korkak alıştırmıyor, ama kamerayı genele koyarak her şeyi de gozumuze sokmuyor. Akın'ın uzun suredir ilk kez bu kadar her sahnesiyle derli toplu filmi izlediğimiz. Belki onun Scorsese gibi isimlerle anılmasını sağlayarak eseri denebilir.
'Karındeşen Jack'i 1976'da Jess Franco çektiğinde başrolde kult oyuncu Klaus Kinski vardı, belki de tarihe en akılda kalıcı 'Alman seri katil tiplemesi' olarak yazılmıştı. Jonas Dassler de ondan aşağı kalmıyor, Quasimodo tipiyle de hayalleriyle ve çizgi romansı tadıyla iz bırakıyor. Şiddet atmosferini alkolikliğin getirdiği 'kabus sahneleri' olarak tasarlıyor ve 'kontrolden çıkma'yı tasvir ediyor.
Açıkçası da Tykwer, "Koku: Bir Katilin Hikayesi" ("Perfurme: The Story of a Murderer", 2006) adlı başyapıt seviyesindeki 'kostumlu slasher filmi (kesme biçme filmi)' çekmemiş olsa belki 'tarihi seri katil' atmosferi ile daha kalıcı olacaktı. Ama buradaki 'sağlam çekilmiş Alman seri katil filmi' de renklerinden kamera hareketlerine kadar gayet duzgun tasarlanmış.
"The Golden Glove", sanki istismar filmlerinin kult yonetmeni Jess Franco ile Martin Scorsese'nin bir araya gelip 'Alman Karındeşen Jack'i çektiğini duşundurtuyor. Finaldeki plan sekans ise her daim akıldan çıkmayacak.

Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.