Özet (TL;DR) @ 2019-02-09 08:18:52.669700: TV8’de başlayan ‘Survivor’ artık tamamen bir kondisyon yarışmasına döndü. Zayıflarıyla, az ünlülerinin entrikalarıyla, hayatın her alanından insanıyla zenginleşen müthiş sosyal deneyin ruhu şimdi…



Survivor'ın gelişi kışın bitişinin, yaza heveslenmenin, içimizin Dominik sahillerinde Camila Cabello'lar eşliğinde ısınmasının mujdesi. Geçen hafta başlayan Turkiye-Yunanistan maratonuysa artık sahilde ateş yakıp 'Akdeniz Akşamları' soylemenin çok uzağına duşuyor.Yıldızı sonuk unluler sayesinde neşeli bir şeydi'Survivor' bir suredir robotik bir kondisyon musabakasına donuşme yolundaydı. Yine de Semih gibi sev/nefret et karakterleri, Yılmaz Morgul, Tuğba Özay gibi doğal habitatından koparılıp sudan çıkmış balığa donen yıldızı sonuk unluleriyle neşeli bir şey olmaya devam edebiliyordu. Birbirinin aynısı parkurlarda Ogeday'ın muthiş performansını izlemektense Adem'le Sabriye ilişkisinin dinamiklerini, Nagehan usulu fitneyi izlemenin mahcup zevki bizi ekrana bağladı.'Survivor'ı dunyanın en enteresan yarışmalarından biri yapan şey, muthiş bir sosyal deney olması. Farklı dunyalardan gelen turlu insanın hem zor tabiat koşullarına hem de birbirlerine dayanma sınırlarını test etmesi. Burada 'survive' etmenin anlamı, atışı iyi olanın ayakta kalması değil. Fantastik sosyal şartların altından kalkabilen başarılı yarışmacıların butun bu rasgeleliği doğru okumasının hayranlık uyandırması. Mesela Turabi'yi ilgi çekici yapan şey hızlı koşması değil, çokboyutlu bir psikolojik savaşı soğukkanlı bir general gibi çozumlemesi. Yeni sezonda ağır milliyetçi bir ark var. Bu, bir sure izleyiciyi gaza getirecektir. Ama bu rekabete bile renksiz bir milli takım kadrosuyla çıkıyor gibiyiz. Sporculuk dışında tek farklı bir iş yapan aşçı Hakan bile 'bench press'lerin fatihi. Aksi gibi karşı taraf da Yunan tanrıları/tanrıçalarının yakınından geçemeyecek kadar kurak.

'Survivor'ın esas samimiyetini kaybettiğini hissettiren biyonik adamlar ve kadınlarla dolu bu kadro bir sure sonra tekduzeliğe mahkum edecek. Elbette Acun Ilıcalı gibi izleyici reflekslerini çok iyi okuyan bir yapımcı sıradanlığa izin vermeyecek numaraları çoktan duşunmuştur. Yarışmayı renklendiren zayıflar, 'Hayim yine duştu' anları yaşatacak sakarlar, alınganlar, sonradan açılanlar umarım yine az da olsa temsil bulur. Yoksa yıllarını gunde uç kilo tavuk yemekle geçirmiş, burnundan protein tozu akan adamların gofrete sevinmesini izlemenin bir heyecanı yok.