Özet (TL;DR) @ 2019-02-09 08:18:48.835587: Bu hafta ülkemizde de vizyona giren ‘Sarayın Gözdesi’nin (‘The Favourite’) yardımcı yönetmeni bizden biri; Atilla Salih Yücer... Bugüne kadar izlediğimiz birçok önemli filmde çalıştı, artık yavaş…
Karşımda kendi çapında bir tarih oturuyor... İsmi Atilla Salih Yucer ve kadrajımıza yeni yeni giriyor. 1978 Guney Afrika (Bloemfontein) doğumlu. Halihazırda Amerika'da yaşıyor ve son donem izlediğimiz birçok 'hatırı sayılır' filmin perde arkası ekibinde yer aldı. Mesleki dildeki kimliği 'yardımcı yonetmen'. Kariyerindeki çok onemli bir adım için (ilk filmini çekmek) Turkiye'ye geldiğinde buluştuk, hasbihal eyledik ve bize hayat oykusunu anlatmasını istedik.Atilla'nın babası Dunya Bankası'nda çalışıyormuş, doğumu sırasında gorev yeri Lesotho'ymuş. Lakin çevredeki en uygun hastane sınırın obur yanındaki Guney Afrika'da olunca, kutuğe orada yazılmış! Washington, Kenya, Zambiya, Sierra Leone, Pakistan, Yemen derken adeta 'Dunya vatandaşı' bir kimliğin eşliğinde buyumuş. Yerleşik (!) hayatı ise orta-lise yıllarında yatılı okuduğu İngiltere'de tatmış. Üniversiteye ise Paris'te İngiliz Dili ve Edebiyatı okuyarak başlamış ama iki yıl sonra eğitimini çocukluktan beri en sevdiği şeyde surdurmeye karar vermiş ve New York Üniversitesi'nde sinema okumuş. Peki ya bu topraklarla ilgisi? "Yazları anneannemleri, amcamları gormeye Turkiye'ye geliyorduk. Uzaktan sevdalandığım bir yerdi burası. Hiç Turkçe okumadım ama Turkçeyi ailemden konuşarak oğrendim."
' Atilla The Turk'Mezuniyet sonrası mesleğe adım atmayı duşunurken '11 Eylul faciası'yla birlikte dengeler değişmiş. "Turk pasaportum var, yani 'Yabancı' konumundayım, kısa sureli oturma izinleriyle idare ediyorum. İşsizlik ve depresyon ortamından kurtulmak için Turkiye'ye geldim, Lakin burada çaldığım kapılarda 'Tamam, biz seni ararız' diyorlar ama ne ilgilenen ne arayan var." Birkaç kuçuk hamle derken Bulgar yapımı, kadrosunda Nejat İşler'in de yer aldığı 'Çalıntı Gozler'le macera başlıyor. "Sonrası gelmedi. Üç yıl yine boşluk. Tekrar Amerika'ya dondum. Kaliforniya'da mermer sattım, New York'ta bahçıvanlık yaptım. Derken kuçuk butçeli (mesela 50 bin dolarlık) kimi filmlerle sektorde ısınma turlarıma başladım. Bana da, atıyorum 800 dolar falan veriyorlar. O sırada Yonetmenler Birliği'ne uye oluyorum, boylece hem bir tur 'resmi' kimlik kazanıyorum hem de haklarımı koruyacak bir oluşuma dahil ediliyorum."
Yavaş yavaş tanınıyor, hatta 'Atilla The Turk' lakabıyla one çıkıyor. İlk buyuk işi ise bağımsız sinemanın bir donem çok sevilen ismi Todd Solondz. 'Dark Horse' adlı bu filmde yardımcı yonetmen. Kadroda iki buyuk oyuncuya rastlıyoruz; Christopher Walken ve Mia Farrow.
' Christopher Walken'a komut veriyorum,
bu ger çek mi?'"İnanamıyorum; sette Christopher Walken var. Ona 'Şoyle
yapacaksın, boyle yapacaksın' diye komutlar veriyorum, sozde 'cool'
takılıyorum ama heyecandan oluyorum. Bir koşeye gidip kendimi tokatlıyorum 'Bu
gerçek mi?' diye."Ya Todd Solondz? "Garip adam Todd. O kimseye, kimse de ona
pek ısınamıyor. Mesafeli, tabii bu durumda ben ortada kalıyorum. Ve
istediklerini de benim uzerimden soyletiyor. Örneğin Christopher Walken'a
gidip her şeyi ben soyluyorum, o da itiraz ediyor tabii, mesal beşinci
tekrardan sonra 'Ee, yeter' diyor, nedenini soruyor. Ben de gidiyorum Todd'un
yanına, sonra gelip 'Ortada gorunmuyorsun, kenara fazla kaymışsın' falan turu
gerekçeler soyluyorum. 12. tekrardan sonra Christopher başlıyor bağırmaya.
İşin garibi adam çekimler oncesi sete aslan yelesi gibi saçlarıyla geldi, Todd
da karaktere uygun olmadığı için o guzelim saçları kestirtti. Ama çekimlerde
peruk takması gerekti, yine kızdı tabii, 'Madem peruk taktıracaktınız, niye
saçlarımı kestirdiniz?' diye. 'Gozlerinin rengine uymadı' falan filan, boylesi
gerekçelerle o durumu da atlattık." Ya Mia Farrow? "Çok tatlı, sevimli bir
kişilik. Herkesle iyi geçindi, ben de her fırsatta yanına gidip eski
filmlerini, eski gunleri soruyorum."
Jarmusch 'un
setinden geldi Kariyerindeki sonraki film Steve McQueen'in 'Shame'i oldu. "Artık sektorde tutunmak istiyorum ama bir yandan da 'Olmadı doner tekrar bahçıvanlık yaparım' diyorum. Bir yerlerde Steve McQueen'in Amerika'da film çekeceğini okudum. 'Hunger'ı seyretmiş, çok etkilenmiştim. 'Bu yeni projede yer almalıyım' diye kafama koydum. Kim McQueen'i tanıyorsa ona musallat oldum, herkesi arıyorum. Tam bu sırada ilginç bir şey gelişme yaşandı, birinci asistanı aradım, dedi ki 'Ben karımdan boşanıyorum, başım dertte, memlekete donup bu meseleyi halletmem lazım. Sen gel benim yerime çalış ama sakın bana laf getirme.' Boylece işe dahil oldum."Atilla Salih Yucer'in yolu, sonrasında David Gordon Green'le kesişiyor. Hem yardımcı yonetmenliğini yapıyor, hem de bazı projelerde 'yurutucu yapımcı' oluyor. 'Prince Avalanche'la başlayan bu birliktelikte 'Joe', 'Manglehorn' ve son olarak 'Halloween' var...'Kutsal Geyiğin Ölumu'nde birlikte çalıştığı Yorgos Lantimos'la ise yolları 'Sarayın Gozdesi'nde bir kez daha kesişti. 10 dalda Oscar'a aday olan film, bu hafta Turkiye'de de vizyona girdi.Atilla'yla buluştuğumuzda İstanbul'a, Jim Jarmusch'un son filmi 'The Dead Don't Die'yı tamamlayıp gelmişti. Kadrosu itibariyle tam bir 'Yıldızlar geçidi' olan bu yapımın ardından da unlu dizi 'Sopranolar'ın sinema filminin çekimlerine yollandı. Ona bundan sonraki yolculuğunda içeride ve dışarıda başarılar diyoruz...
**Bir Yunanla bir T urk...
**Gelelim 'Kutsal Geyiğin Ölumu' ve sonra da 'Sarayın Gozdesi'nde Lanthimos'la çalışmana... "Valla 'You Were Never Really Here' oncesi Lynne Ramsay'le goruşuyordum. O sırada Lanthimos'un Amerika'da film çekeceğini duydum, İrlanda'daki şirketini aradım. Dediler ki 'Daha Amerika kesin değil, Kanada da olabilir'. Neyse, Ramsay'la goruşmeler iyi gitti ama iş olmadı, tam o sıralarda bir telefon, 'Lanthimos New York'a geliyor uç gunluğune, orada goruşebilirsin.' Sundance'teydim, koştum gittim hemen. Goruşme o kadar iyi geçti ki, birbirimize hemen ısındık. Sonrasında 'Kutsal Geyiğin Ölumu'nu çektik. Bir Yunanla bir Turk; Amerika'nın ortasında. O tam Yunan sayılmaz, Londra'da yaşıyor, ben de dışarıda buyumuşum ama kulturel kokenler, tarihi meseleler derken çabuk kaynaştık."
Sonrasında 'Sarayın Gozdesi'yle devcam etti ortak çalışmalarınız. "Bu kez film Londra'da çekilecek, çevresinde o kadar İngiliz asistan varken Yorgos beni istedi. Gittim, bana Yorgos'un mahallesi Islington'da bir ev tuttular, orada kaldım. Sonrasında da çekimlere başlandı. Ben zaten hikayeyi biliyordum, 10 yıldır bu filmi çekmeyi duşunuyordu ama hikayeyi beğenmiş, senaryoyu gozu tutmamıştı. Avustralyalı bir yazara (Tony McNamara) verdi, o elden geçirdi, Kraliçe rolunde Olivia Colman baştan beri aklındaydı, diğer roller değişti, derken nihayetinde farklı bir işe imza attık. Benim için de çok değişikti, ilk kez tarihi bir yapımda yer aldım. Provalar çok ilginçti; Yorgos oyuncuların ezberlerini bozmaya, adeta uzerlerindeki eski giysileri çıkarıp yeni kıyafetlere, yorumlara soyundu. Kadroda Shakespeare oyuncuları var, ekipteki İngilizler bize işte 'Kraliçe bir yere girdiğinde şunu yapar, bunu yapar, şurdan çıkar vs.' diye hatırlatmalarda bulunuyorlar, Yorgos ise 'Boşverin saray kurallarını, hangi açı daha iyiyse, neresi daha iyi gozukuyorsa oyle yapalım' diyordu. Gayet neşeli, zevkli geçti çekimler ve film sonuçta 10 dalda Oscar'a aday." Gidecek misin Oscar torenine? "Gideceğim ama aslında derdim toren gecesi değil, bir hafta boyunca orada olmak, ortamın havasını solumak ama bakalım bu mumkun olacak mı, meraktayım."
**' Filmimde Nejat İşler ve Haluk Bilginer oynayacak'
**Haluk Bilginer, 'Halloween'de 'Dr. Sartain' karakterinicanlandırmıştı.
Sanki bugune kadar hep bençte teknik kadronun parçasıydın, artık teknik direktorluğu ustlenmenin zamanı gelmedi mi? "Geldi. Bu senenin sonuna doğru harekete geçmek istiyorum. Senaryoyu İngilizce yazdım, şimdi sıra geldi diyalogların Turkçeleştirilmesi ve doğru vurgulara sahip olması konusuna. Proje şimdilik bu aşamada." Konu? "80'lerde geçiyor. İki kişi şehir dışında, çiftlik falan geziyorlar. Bir tapu kadastro işinin peşindeler, takım elbiseleriyle çiftçilere, çobanlara, koylulere dertlerini anlatmaya çabalıyorlar. Kokenlere ilişkin, basit ve sade bir oyku anlatmayı hedefliyorum."Ya oyuncular? "Sevdiğim oyuncular belli; Nejat İşler ve Haluk Bilginer. İkisinden de soz aldım, Nejat senaryoyu biliyor zaten. Haluk Abi'yle de daha once uç kez çalıştım." Bilginer'in 'Halloween'de oynaması da senin sayende olmuştu galiba. "Evet, Haluk Abi'yi 'New York'ta Beş Minare'den tanıyorum, orada birlikte çalıştık. Sonra 'Rosewater'da da yollarımız kesişti. 'Halloween'de bir doktor karakteri vardı ve David Gordon Green once Irrfan Khan'ın oynamasını istiyordu. Ama onun bir durumu çıktı; ya başka bir çalışması vardı ya da hastalanmıştı, tam hatırlamıyorum. Neyse bu rol ('Dr. Sartain') için aklıma hemen Haluk Abi geldi, hemen goruşme ayarladık, David çok beğendi, sadece Haluk abi o sıralar 'Şahsiyet' dizisinde çalışıyordu, arada gidip geldi ve boylece 'Halloween'de oynamış oldu."
'Al Pacino çok mutevazı ve kibardı' Yucer, 'Manglehorn'da Al Pacino'yla çalıştı. "Nasıldı efsane?" diyoruz. "Bazıları çok meşhur olunca bir takım insani değerlerini kaybediyorlar, sanki normal hayattan uzaklaşıyor ve bir garip oluyorlar. Pacino ise sanki hep eskiden neyse şimdi de oyleymiş gibi bir yapıda. Ben onun kadar duygusal biri gormedim, adeta setteki herkesi gozleriyle kesiyor, enerjisini emiyor, anlıyor, empati kurmaya çalışıyordu. Acayip mutevazı, çok kibardı… Onunla çalıştığımızda (bunu problem anlamında soylemiyorum ama) tek bir dezavantajı vardı, yaşından dolayı çabuk yoruluyordu. O zamanlar galiba 73'tu, bazen "Atilla yeter, bittim, bugunluk bu kadar yeter" diyordu. Film bittikten sonra da dostluğumuz surdu, zaman zaman mailleşiyoruz, bazen rol aldığı tiyatro oyununa gidiyorum, kulise girip dertleşiyorum."
' Eleştirmenlere gelince'…
Bir sinema yazarı olarak madem 'Karşı cephe'den birini bulmuşum, şu soruyu sorayım: Filmlere ilişkin eleştiri yazılarını birlikte çalıştığın yonetmenler okuyordur mutlaka, nasıl karşılıyorlar yazılanları? "Her yonetmen farklı... Yorgos orneğin, komik buluyor her zaman." Takıntıya donuşuyor mu mesela? "Yok, bence Yorgos bu tavırda değil ama mesela bizim David Gordon; bazen okuyor bazen okumuyor ama Hollywood'la bağlantıları kuvvetli olduğu için daha hassas bu konuda. Sonuçta 'Halloween'ı çekiyor, filmi milyonlarca dolar gişe yapıyor tum dunyada. Tabii bu durum onu heyecanlandırıyor, 'Keşke benim karamsar dramlarıma ve sanat filmlerime de boyle ilgi olsa' diye hayıflanıyor. Genel olarak konuşursak eleştirmenlerin bazıları beğeniyor, bazıları beğenmiyor; ama yonetmenler şunu çok iyi biliyorlar, bir filmi bir kişi bile sevse insan mutlu olur, bu çok guzel bir duygu. Bence de bir filmi bir kişi bile beğense bu başarıdır ve guzel bir şeydir."Peki sen okuyor musun eleştirileri? "Okuyorum tabii." O zaman şunu da sorayım, sonuçta film senin değil ama emeğin çok, sen nasıl karşılıyorsun yazılanları? "Kotuyse yazılanlar tabii ki ben de uzuluyorum. Bazen arkadaşlarım çıkan eleştirileri bana gonderiyorlar, sanki onlar yazmış gibi kızıyor, tartışıyorum. Ama sonuçta on planda olan ben değilim, iş kotuyse kimse beni suçlamayacak, fatura yonetmene yazılacak, ote yandan biliyorum ki bu projede ben çalıştım, emeğimi, gunlerimi verdim, bir şekilde iyi ya da kotu, ben de yazıların bir şekilde muhatabıyım."
Yucer, Yunan yonetmen Lanthimos'la once 'Kutsal Geyiğin Ölumu'nde, ardından da
'Sarayın Gozdesi'nde çalıştı.
Hangi oyuncularla çalıştı?
Christopher Walken, Mia Farrow, Al Pacino, Michael Fassbender, Carey Mulligan,
Nicolas Cage, Kristen Stewart, Haluk Bilginer, Benicio Del Toro, Gael Garcia
Bernal, Nicholas Hoult, David Oyelowo, Lupita Nyong'o, Colin Farrell, Nicole
Kidman, Jamie Lee Curtis, Rachel Weisz, Emma Stone, Olivia Colman, Adam
Driver, Tilda Swinton,
Bill Murray, Steve Buscemi, Tom Waits, Iggy Pop, Danny Glover.
Hangi y onetmenlerin asistanı oldu?
Todd Solondz, Steve McQueen, Arnaud Desclechin, Mahsun Kırmızıgul, David Gordon Green, Drake Doremus, Mira Nair, Yorgos Lanthimos, Errol Morris, Jim Jarmusch.

Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.