Özet (TL;DR) @ 2019-02-05 08:03:06.885923: Akla ilk sisle kaplı dağlar, sık ormanlar, Orta Çağ’dan kalma şatolar ve ürkütücü Drakula efsanesi gelse de Transilvanya size bunlardan çok daha fazlasını sunacak. Brandlifemag.com yazarı Cemre…
05.02.2019 - 09:37 05.02.2019 - 09:37
Romanya 'ya ilk kez gidişimin oncesinde, zihnimin bir tarafında Transilvanya'nın tuyler urperten şatoları, diğer tarafında ise komunizm doneminden kalma soğuk yapılar vardı. Transilvanya'ya varınca anladım ki, hemen hemen her on yargı gibi benimki de kısmen doğru olmasına rağmen epey bir eksikti.
Transilvanya , Romanya'nın uç bolgesinden en buyuğu ve kelime anlamı 'Ormanın ardındaki topraklar. Karpat Da ğları'nın bir hilal gibi çevrelediği bu bolge, uç farklı kulture yuzyıllardır ev sahipliği yapıyor: Rumenler, Macarlar ve Saksonlar yani Almanlar. Özellikle, bolgeye 12. yuzyılda yerleşen ve İkinci Dunya Savaşı sonrasına kadar burada yaşayan Sakson topluluklarının imzası olan, saldırılara karşı koruma amacı taşıyan surlar içine inşa edilmiş şehirler ve kiliseler Transilvanya'da karşınıza sıkça çıkacak.
Transilvanya gezimizin konaklama noktası olarak, gormek istediğimiz yerlerin merkezinde sayılabilecek Braşov'u seçtik. Bukreş'ten bindiğimiz trenle Bra şov garına vardığımızda, konaklayacağımız Airbnb'ye varmamız yaklaşık on dakika surdu. Gardaki taksicilere, hatta taksicilerin geneline dikkat etmenizi oneririm, ne yazık ki turistlerin bilgisizliğinden faydalanıp normal ucretin 4 hatta 5 katını talep edebiliyorlar.
Braşov'un, şimdi yerinde olmayan surların içinde kalan eski kent merkezi, rengarenk boyalı evlerle dolu şirin ve buyuleyici sokaklara, hava guzelse dışarıda oturup keyif yapabileceğiniz birçok kafe ve restoran bulunan Piata Sfatului adlı ana meydana ve şehirde 1689'de yaşanan buyuk yangının ardından Biserica Neagra yani Kara Kilise adını alan kocaman bir Gotik kiliseye ev sahipliği yapıyor. Kilise artık bir muze ve muzede sizi Topkapı Sarayı'ndakinden sonra dunyanın ikinci en buyuk Osmanlı halı ve kilim koleksiyonu bekliyor. Dilerseniz Tampa Da ğı'na yuruyerek ya da funikulerle tırmanıp şehri kuş bakışı da izleyebilirsiniz.
Braşov'un meydanına açılan sokaklarda tatlı kafeler, yerel lezzetleri tadacağınız restoranlar ve barlar bulabilirsiniz. Transilvanya mutfağı genelde et ağırlıklı, Macar mutfağından da izler taşıyan yemekleri arasında en fazla, kış soğuğunda sizi ısıtacak yahnilere rastlayabilirsiniz.
Etlere genellikle mısır unundan yapılmış bir çeşit pure olan Polenta eşlik ediyor. Geleneksel lezzetleri modern bir dekorda sunan La Ceaun ve kitsch bir dekora sahip Rumen restoranı Sergiana bizim favorilerimiz oldu. Kahve ve kokteyl için eski bir eczane gibi dekore edilmiş Dr. Jekelius - Pharmacy Cafe , Romanya'nın şaraplarını tatmak içinse yuzlerce çeşidi sunan Terroirs Boutique du Vin mutlaka uğramanızı onerdiğim diğer iki mekan. Kahvaltı konusunda beklentinizi yuksek tutmayın, ancak eğer saat 11:30'dan once uğrarsanız, aynı zamanda oğle ve akşam yemekleri de sunan Bistro de l 'Arte, şehrin en eski yapılarından birinin içinde, nefis organik lezzetleriyle sizi ağırlayacak. Braşov'da ayrıca birçok İtalyan restoranına da rastlayabilirsiniz.
Transilvanya'daki ikinci durağımız, Bram Stoker'ın Dracula kitabını yazarken ilham aldığına inanılan Bran Kalesi oldu. Aslında araba kiralayarak gitmeyi duşunuyorduk ancak bir aksilik sonucu kendimizi kohne bir Rumen otobusunde bulduk. Braşov'dan Bran'a yolculuk, bu eski otobuse rağmen sadece 40 dakika kadar suruyor. Bran kasabasında, gorulmesi gereken en onemli yer elbette kale. Bunun haricinde Drakula, yani Vlad Tepes figurlu hediyelik eşyalar satan sayısız minik standın dışında pek de bir şey yok. Kalenin labirent gibi koridorlarında dolaştıktan sonra ise kalenin inşa edildiği tepenin eteklerinde bulunan Casa de Ceai 'da ufak bir mola verebilirsiniz.
Eğer vaktiniz kalırsa Braşov'la Bran arasında, bir tepenin zirvesine konumlanmış Ra şnov'u da ziyaret edebilirsiniz. Burası da yine surların içine inşa edilmiş ve o gunden bugune eski dokusunu koruyabilmiş bir başka kasaba.
İkinci gunku gezimiz ise Braşov'dan bindiğimiz trenle yaklaşık 3 saat suren bir yolculuk sonunda ulaştığımız Sighişoara'ya oldu. Avrupa'nın en iyi korunmuş kasabalarından biri olan ve UNESCO D unya Miras Listesi'nde yer alan Sighi şoara aynı zamanda Vlad Tepes'in doğduğu yer olarak biliniyor. Arnavut kaldırımlı sokakları, rengarenk evleri ve saat kulesiyle sizi Orta Çağ'a ışınlayacak kadar masalsı bir yer burası. Eski kent bolgesi birkaç saatte gezilip bitirildikten sonra meydandaki birkaç kafeden birine oturup buranın yuzyıllar once nasıl gorunduğunu hayal etmek çok keyifli. Hatta bir anda karşınıza Orta Çağ'a ozgu kostumler giymiş bir grup insan bile çıkabilir!
Aslında planımızda Pele ş Kalesi'ne gitmek de vardı ancak her yıl Kasım ayı boyunca kapalı olduğu için maalesef başka bir Romanya tatiline kaldı. Aynı şekilde Braşov'dan arabayla 2,5, trenle ise yaklaşık 3 saat uzaklıkta olan, 150 bin nufuslu Sibiu 'ya da zamanımız yetmedi. Sibiu'ya arabayla gidecekseniz, Top Gear ekibi tarafından dunyanın en guzel yolu seçilen bol virajlı ancak muhteşem goruntuler sunan Transfagara şan adlı yoldan da mutlaka geçmenizi oneririm.
Drakula'nın ana vatanı diyerek gittiğimiz Transilvanya, akşama doğru sis bastığında vampirlere dair korkunç hikayelerinin gerçekleşebileceği bir yere benzese de, kentlerinin ve kasabalarının rengarenk yuzleriyle sizi başka şekillerde de etkileyecek, mutlaka gezilmesi gereken bir bolge.










Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.