Özet (TL;DR) @ 2019-02-04 08:17:58.247763: Elele dergisi de yedi ünlü isimden kitaptan birer kelime seçmelerini ve o kelimeleri yeniden yorumlamalarını istedi.
Âşık olduğumuzda kullandığımız dil, konuştuğumuz dilden çok farklı.. Fransız felsefeci, gosterge bilimci, edebiyat eleştirmeni Roland Barthes'ın neredeyse yarım asır once kaleme aldığı "Bir Aşk Soyleminden Parçalar" kitabında da aşk onlarca kelimeyle farklı bir samimiyette.
ZEYNEP TU ĞÇE BAYAT :
BİRLİK: Sevilen varlıkla tam birlik duşu. "Birlik benim için onemli; çunku aşk ancak iki kişinin bir olmasıyla buyuk bir guce donuşebilir. Biriyle birlikte yolculuğa çıkıyorum ve başıma her şeyin gelebileceğini biliyorum. Guzel şeyler ve belki de felaketler... Yolculuk boyunca buyuyorum, buyutuyorum, kokleniyorum, guçleniyorum, oğreniyorum, oğretiyorum. Olup olabileceğim en iyi, en yaratıcı insana donuşuyorum. Ve aşkın yardımıyla yeni bir guç keşfediyorum: Sevgiyi. Benim için dunyanın nihai amacı bu."
DOKUNUMLAR: Beti, arzulanan varlığın bedenine (daha keskin olarak tenine) kaçamak dokunmanın yol açtığı her turlu iç soylemi kapsar. "Hayatımız boyunca binlerce insanla karşılaşıyoruz. Kimine bakmıyoruz bile, kimi zaten hayatımızda var olması gerekenler oluyor. Sonra bir gun karşılaştıklarımızdan bir kişiyi seçiyoruz ve ona aşık oluyoruz, seviyoruz. O insanı seçtikten sonra, hayatın sıradanlığı değişmeye başlıyor. Hayatı bambaşka algılıyoruz artık. Onu duşunuyoruz, hayatımızın her alanında o oluyor, bir coşku, bir heyecan... Vucudumuzda kimyasal bir suru şey oluyor ve tum bunların içerisinde dokunum, başlarda urkek ama bir o kadar da tutkulu bir durum... Ellerin, parmakların birbirine değmesi; hatta sadece tene değmek değil, gozlerimiz birbirine değdiğinde de onune geçilmez bir dokunum isteği ortaya çıkıyor. Ardından dokunum, tam bir dokunma haline donuştuğunde, vucutlar birleştiğinde, yani ruhlar, bedenler aracılığıyla konuştuğunda aslında bir taraftan da tukenmeye başlıyor maalesef. Ve tabii dokunduğumuzda, gerçekten karşımızdakine mi değiyoruz Sadece bedenine değil, aslında hem bedene hem ruha ve akla dokunuyoruz. Ama bir taraftan da aslında o, acaba bizim hayal ettiğimiz kişi mi? Ya da hayal ettiğimiz gibi birini mi yaratıyoruz? Shakespeare şoyle soyluyor: 'Sıradan, çirkin, çarpık şeyleri bile aşk değiştirebilir; biçimli, değerli kılabilir. Aşk, gorduğunu gozleriyle değil, hayaliyle gorur."
OSMAN SONANT :
KUSURLAR: Gunluk yaşamın birtakım çok onemsiz durumlarında, ozne sevilen varlığa karşı bir kusur işlediğini sanır ve bundan dolayı bir suçluluk duyar. "Kusurların aşkın içindeki yeri çok onemli; zira gerçek aşk, o kusurların kabul edilip, kusurların bile guzelliğedonuşmesi ile mumkun. Ama kusurları kabul ettiğinizde gerçek aşk olmuyor, gerçek aşk varsa kusurlar da kabul ediliyor... Kusurlar, bazen doğuştan gelen bazen de sonradan kazanılan dezavantajlar gibi gorunse de aslında oyle değil. İnsanların, duyguların evrilebilmesi ve daha guzele daha iyiye gidilebilmesi için yaşamsal değer taşıyan anahtar onlar. Aşk, her donemde çağın ihtiyaçları
ve aydınlanmalarıyla şekil olarak değişse de, mana olarak her daim aranan, ozlenen ve hayali kurulan bir olgu olarak karşımıza çıkıyor. Binlerce yıldır 'Gerçek aşk nedir?' uzerine duşunuluyor ve bu durum sonsuza kadar surecek. Kişiden kişiye değişebilir ama aşk hep var olacak."
BUKET AYDIN :
GECE: Öznede içinde çırpındığı ya da yatıştığı (duygusal, duşunsel, varoluşsal) karanlık eğretilemesini uyandıran her durum. "Çok hasta olduğunuzda ağrı, sızı veya ateş sizi en çok gece rahatsız eder. Birçok hastalık geceleri artar. Bunun bilimsel açıklaması var elbette ama bana geceyi seçtiren en onemli unsur, aşkın olmazsa olmazı tutkunun aslında bir hastalık olması. Ve birçok hastalık gibi tutku da geceleri artar. Tutku adeta beyninizi kemirir geceleri. Bir de korku... Aşkınız, sevgiliniz hep yanınızda bile olsa, sizi içten içe tuketen bir korku hissedebilirsiniz. Bir gun gidecek ve elbet bitecek diye en çok geceleri korkarız belki de. O zaman aşkın yakın arkadaşlarından olan korku, yine geceyi hatırlatır. Ay tutulması gibi akıl tutulması yaşarız bazen, hatta mantık tutulması... İşte bu da aşkın bir başka karanlık tarafı. O yuzden aşk denilince aklıma ilk gece gelir. Ve bence butun guzel aşk şiirleri gece yazılmıştır. Bir aşık için en değerli şey, sevdiğinin mutluluğudur. Madde dunyasında yaşamaz aşkını. Bence dunyayı kotu yapan, bizim sevgiyi kaybedişimiz. Aslında her şeyi sevebilirsiniz; yaşlıları, çocukları, hayvanları, çiçekleri... Ama biz genellikle sevmemeyi seçiyor, sevgiyi bir zayıflık ve bizi yavaşlatan bir duygu olarak goruyoruz. Seven, sevgisi arttıkça sevdiğine benzer. O yuzden nasıl sevdiğimiz kadar, kimi sevdiğimiz de onemli."
HAZER AMAN İ :
DOLULUK: Özne, inatla, aşk ilişkisinde arzunun tumuyle karşılanması, bu ilişkinin kusursuz ve sanki surekli başarısı dileğini ve olasılığını one çıkarır: Verilecek ve alınacak en yuce iyiliğin cennetsi imgesi. "Aşk dediğimizde yaşamla iç içe olmaktan soz ediyoruz. Tutkudan, vazgeçilmezlikten, butunlukten ve tabii ki dolu dolu mutluluktan bahsediyoruz aslında. Ben yaşamımda yemeklerimle ve tariflerimle her an iç içeyim, onlarla yaşıyorum. Tariflerime, yemeklerime tutkularımı yansıtırken kendi yaşamımı, aklımı, hislerimi aktarıyorum, butunleşiyorum onlarla. Bu nedenle de benim dolu dolu mutluluğumun en onemli ve en besleyici kaynaklarından biri yemeklerim oluyor. Yaşama çocukça, saf ve çıkarsız bir aşık gibi bakabildiğimizde dunya çok daha guzel bir yer olacak. Yaptığım yemeğe alacağım en guzel iltifat bir çocuktan aldığımdır, belki bundan dolayı içimdeki çocuk buyumesin diye elimden geleni yapacağım."
ENG İN HEPİLERİ :
KARŞILAŞMA: Beti ilk tutulmadan hemen sonra, daha aşk ilişkisinin
guçluklerinin doğmasından once yaşanan mutlu doneme gonderir. "Karşılaşmalar
hayattaki en onemli zaman dilimlerimiz. Doğumda ailenle karşılaştığın ilk
andan, hayatının işiyle karşılaşmana ve hayatını birleştireceğin aşkınla ilk
goz temasına kadar, hepsi de tarif edilmez hatta belki de bilincinde bile
olmadığın ama içten içe sıcacık hissettiğin bir duygu barındırıyor. O anların
bilinçle alakalı olmadığının ve keyfine varmanın onemine inanıyorum. Hayatımın
şu evresinde yepyeni bir aşka yelken açtım. Oğlum Can'la aşkın yepyeni bir
şeklini yaşıyorum. Hele de super kahraman annesi, gozumun
onundeki gucu ile hayatımın kadınına aşkımın katlanarak buyumesini sağlıyor.
Bu hayata ne kadar teşekkur etsem az."
ONUR G ÖKHAN GÖKÇEK :
BAĞIMLILIK: İnsanların, sevilen nesneye tutsak olmuş aşık oznenin durumunun ta
kendisi olarak gorduğu beti. "Yaşım ilerleyip farkındalığım arttığından beri
hiçbir şeye ya da kimseye bağımlı olmamaya gayret ediyorum. Öncelerde aşıkken
hissettiğim
bağımlı olma durumunun, çok da sağlıklı bir his olmadığını gordum. Diğer
yandan sanata bakacak olursak en guzel besteler, şiirler ve masallar
bağımlılığın aşkından yaratılmıştır. Her zaman negatif olmuyor aslında bağımlı
olma durumu, bazen çok guzel sonuçlar da doğabiliyor. Elbette modern çağla
birlikte aşk ve aşkı yaşama biçimimiz de değişti. İnsanlar artık
aplikasyonlardan tanışıp birbirlerini hiç gormeden aşk yaşayabiliyor.
Teknolojinin negatif yonlerinden kendimi korumaya çabalasam da bazen kendimi
içinde bulabiliyorum. Romantik bir insanım ve dolaysıyla hala romantik olan
aşklardan yanayım."

Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.