Özet (TL;DR) @ 2019-02-04 08:17:46.522902: Biraz paramız kalmıştı. Bir adam yanımıza geldi. Sizi otele götüreyim dedi. Mecburduk, çare yoktu kabul ettik. Sirkeci'de bir otel. O yılların otellerini siz düşünün. Bir odada üç yatak, banyo yok,…



NAZAN MENGÜ\ [email protected]

Gozyaşları Boğaz'ın sularına aktı: Acı dolu bir masal ve gelinliksiz
kadınlar

Gazeteci- yazar Vercihan Ziflioğlu, kısa bir sure once piyasaya çıkan beşinci kitabı Yuz Yıllık Surgun- Beni Unutma Rusyam'da, doğup buyudukleri toprakları, oradaki hayatlarını bırakıp gemilere doluşarak ulkelerinden kaçan Beyaz Ruslar'ın hikayesini anlatıyor. Üstelik de birinci elden tanıklıklarla...

Ziflioğlu'nun Yuz Yıllık Surgun- Beni Unutma Rusyam adlı kitabı, Kuzey Işığı Yayınları tarafından okura sunuluyor. Kitapta, Çarlık Rusyası'nın yıkılmasına yol açan Ekim Devrimi'nden sonra ulkelerinden kaçıp İstanbul'a gelen Beyaz Ruslardan bugun hala hayatta kalanlar ile onların çocukları ve torunları yaşadıklarını anlatıyor.

Bugune kadar dort tane kitabı yayınlanan Vercihan Ziflioğlu ile kitabının, 2013'ten başlayıp gunumuze uzanan seruvenini, kitapta yer alan tanıklıkları, Beyaz Ruslar'ın Turkiye'de ozellikle İstanbul'da yaşadıklarını konuştuk.

BU K İTAP ASLINDA KENDİNİ YAZDI

**

Gozyaşları Boğazın sularına aktı: Acı dolu bir masal ve gelinliksiz
kadınlar

**

- Asl ında kitabın seruvenine tanıklık ettim sayılır. Ama kaçırdığım noktalar da olduğunu duşunuyorum. Ülkelerinden kaçıp alıştıkları rahat hayattan çok farklı bir yaşama tutunmaya çalışan Beyaz Ruslar'ın o ykusunu anlatmaya nasıl karar verdin.

-Hayatta bu tipten soruların yanıtlarını tam olarak veremediğiniz zamanlar vardır aslında. Bu soru da tam onlardan biri. Kitabın girişinde bir yerlerde diyorum ki "Her kitap yazan kişinin yaşamından kesitler taşır. Hayatı bir gazeteci ustalığıyla ses bandı deşifre eder gibi etmek gerek." İşte bu kitapta benim hayatımdan izler taşıyor. Baba tarafından buyukannemin babasını gorme şansına eriştim. Açık mavi (çivit mavisi) gozleri olan, yaşlı olmasına karşın upuzun boylu Slav fizik yapısına sahip biriydi. Babannem de kardeşleri de aynı fiziksel ozellikleri taşıyordu. Artenoğlu ailesinin lakabı "Sarılar ailesiymiş". Bu yuzden ben onların gerçekte Ermeni kokenlere sahip olup olmadığını kendimi bildim bileli sorguladım. Sadece ben değil pek çoğumuz sorgular haldeyiz. Üçuncu dorduncu kuşağa kadar aktarılan bir genetikten bahsediyoruz.

Bunun otesinde Babam Sarkis'in en yakın dostu Beyaz Ordu'ya dahil olan ust rutbeli bir askerin oğluydu. Adı Pavel Artuskov. Artuskov bizim ailemizin adeta bir parçasıydı. Ben ve kardeşim onunla buyuduk. Dolayısıyla 2013 yılında Beyaz Ruslarla tesadufen buluşana kadar sanki çocuk yaşlarımdan itibaren aslında bu kitap kendini yazmaya başlamış. Pavel'in Rus olduğunu biliyordum ama
onun gerçek hikayesini ancak yıllar sonra, bu kitabı yazmaya başlarken babamdan oğrendim.

  • Kitapta tan ıklıkları yer alanları, hayatlarının belki de unutmak istedikleri bir bolumunu anlatmaya nasıl ikna ettin? Çunku yaşamlarının boylesine etkileyici ayrıntılarını anlatmak hatta bazı aile sırlarını a çmak çok da kolay değil diye duşunuyorum.
    - Benim için kolay değildi o soruları onlara sormak. Onlar için de cevaplamak kolay değildi. Ben onların gozbebeklerinin ta derinlerinde, inkar etseler de buyuk derin, karşı konulamaz bir aşk' gordum. Can yakan bir aşk. Bir insana aşık olsanız bir sure sonra biter. Fakat onların aşkı kokleriydi.

Siz hiç koklerinden sokulen bir ağacın, en iyi koşullarda bile başka bir toprağa gomulduğunde dal dal, kok kok buyuyup serpildiğini gordunuz mu? Mumkun mu? Onlar da buyuyemedi!

Kitapta da anlatıyorum, bu zorunlu terk edişin en buyuk travmasını her zaman olduğu gibi kadınlar yaşamış. Kimileri adeta yas tutar gibi gelinlik giymemiş. Kimileriyse ne kadar istese de evlenememiş, hayallerini kalplerine gommuşler.

Ve ozellikle altını çizmemiz gerekiyor DNA'lara işlemiş bir çeşit huzun mu gerekçe bilmem fakat bu insanların buyuk bir çoğunluğu çok erken denilebilecek yaşta hayatlarını yitiriyor. Size o aile fotoğraflarını açtıkları zamanki duygularını nasıl aktarayım. Bu mumkun değil ki.

Velhasıl ben bir kitap yazmadım, yazamazdım. Ben sonu acıyla biten bir masalın izduşumlerini anlattım. Bu kitabı yazarken bir şey daha oğrendim. Hiç kimse servetine sırtını dayamasın. Saraylardan çıkan bu insanlar, varoluşun en dehşetli yuzuyle karşılaşmış. Kitapta zaten ayrıntılarıyla okuyacaksınız.

BEN İM AİLEM GİBİ OLDULAR

**

Gozyaşları Boğazın sularına aktı: Acı dolu bir masal ve gelinliksiz
kadınlar

**

Bu proje ne kadar zamanda tamamland ı? Yani roportajlar, kitabın hazırlık aşaması ne kadar surdu. Yayıncıların boylesi bir araştırmayı basma konusunda yaklaşımları nasıldı?

-Ben bir gazeteciyim. Haber yapmam için bana gelen kişi Galataport Projesi kapsamında tarihi kiliselerinin yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu aktardı. Yıl 2013'un ilk aylarıydı. Hristiyan olan ben o kiliselerin varlığından habersizdim. İşte o gun Bay Nikifor Bilak'a ettiğimiz 10 dk'lık sohbet ilk başlangıç noktam oldu. Sonra birkaç kez Rusya'ya gitmem gerekti. Sonra kendimi tamamıyla Beyaz Rusların arasında buldum. Benim ailem gibi olmaya başladılar.

Buyuk zorlukla, bin bir emekle bu kitap oluşmaya başladı. Ben sandım ki, bu kitap Turkiye'deki oncu yayınevleri tarafından hemen kabul gorur. O da ne, kulaklarıma inanamadım. Kitabın iyi bir çalışma olduğu fakat ideolojik goruşlerine ters geldiğini soyleyenler oldu.

Umudumu yitirmedim, çunku İstanbul'daki Beyaz Rus ailemin yaşadığı haksızlıklar ve huzunleri vardı. Ben onlar için mucadele vermeli, onların da bizim aramızda var olduğunu anlatmalıydım.

Bir iki yayınevi haricinde İstanbul'daki yayınevlerini rafa kaldırdım. Daha fazla ideolojiyle ve onyargıyla savaşamazdım. Çunku yaptığım çalışmaya sonuna kadar inanıyordum.

İkinci aşamaya geçtim, Allahtan teknoloji diye bir şey var. Istanbullulardan fayda yok başkente bir goz atayım dedim. Bilgisayarı elime aldım ve Ankara- yayınevi ibaresini yazdım. Bir anda onume "Kuzey Işığı" isimli yeni kurulan bir yayınevi çıktı. İsmi bana çok anlamlı geldi. Hemen dosyamı gonderdim.

Aradan daha birkaç gun geçmişti yayınevinin sahibi Mustafa Şimşek, kitabı okuduğunu, yazım stili açısından çok iyi olduğunu ve yayımlamak istediğini soyledi. Ve gorduğunuz gibi kitap doğdu. Sozleşmeyi imzaladık ve kağıtların bu kadar pahalandığı donemde bir ay gibi kısa bir zamanda kitap çıktı.

HAZIRLIK S ÜRECİNDE MANEVİ BABAMI YİTİRDİM

**

Gozyaşları Boğazın sularına aktı: Acı dolu bir masal ve gelinliksiz
kadınlar

**

-Bu kitab ın hazırlık aşamasındaki duygularını merak ediyorum? Çunku tanıklıklarına yer verdiğin Beyaz Ruslar, hayatlarının en zor donemlerini, ailelerinin acılı miraslarını senin gozlerine bakarak anlattı. Bu sende nasıl bir ruh hali yarattı?

- Bir insan olarak nasıl etkilenmem ki. Roksana Umarov'un yaklaşık bir asırlık anılarını anlatırken 'ışığı yakın' diye yardımcısını çağrışındaki o haykırışı ben size nasıl anlatayım. Bana, "Jini benim hayatım mucizelerle dolu" deyişini nasıl kulaklarımdan sileyim ki!

Onlar benim ailem oldu, acılarını ve huzunlerini bende paylaşır oldum. Onlarsız bir zaman dilimini duşunmek istemiyorum. Onlarsız bir İstanbul'da varolmayı da istemiyorum.

- Bildi ğim kadarıyla kitabın yazım aşamasında hayata veda edenler oldu. Onlarla bu kadar yakınlaştıktan sonra bu tur olaylar seni nasıl etkilemeye başladı.

- Sanki doğarken DNA'larına ve kalplerine buyuk dermansız bir huzun şifrelenmiş. Yedi senelik sure zarfında karşılaştığım pek çok kişiyi bir daha gorme şansım olmadı. Pek çoğu hayatını yitirdi. Son olarak geçtiğimiz ay bu kitaba fotoğraf arşivini açan Kotik Bilak genç denebilecek bir yaşta ani bir şekilde aramızdan ayrıldı. Kotik Bey'le daha bir gun once konuşmuştuk, duşunun. Ertesi sabah uyandığımda oğulları sosyal medya hesabında 'Kotik Bilak'ı ani bir şekilde kaybettik cenazesi şu gun' diye bir not duşmuşlerdi. Cumartesi sabahıydı, o kadar kendimi kaybetmişim ki, başka bir Kotik Bilak olmalı diye telefona sarıldım Kotik Bilak'ı arıyorum. Onu toprağa verirken ve sonrasında yaşadığım derin acıyı size aktaramam. Ben bir manevi babayı yitirdim.

-Bundan sonra nas ıl bir proje gelecek?

-Fantastik turde bir çocuk kitabı ve yine tarihi oneme sahip olduğunu duşunduğum bir kitap uzerine çalışıyorum. Farklı turlerde ve disiplinlerde yazıyorum. Bu da benim yazım yeteneğimi guçlendiriyor.

Ulusal basında gazeteciliğe ilk başladığım yıllarda halihazırda yayımlanmış bir kitabım vardı. Gazeteciliğin edebi yeteneğimi zehirleyeceğini duşunuyordum. Çunku politika yazmak hele bir de sanatçı duyarlılığına sahipseniz çok zor. Fakat gordum ki gazetecilik yonum 'benim edebi yonumu zehirleyeceğine' daha da zenginleştirdi. Yazım seruvenimde bir kulvar daha açıldı.

- Gen ç ama kısacık zamanda beş tane kitabı yayımlanan bir yazar olarak, yayıncıların populer olmayan konularda hazırlanan projelere yaklaşımı hakkında neler soylemek istersin.
-Turkiye'deki yayıncıları anlamakta çok buyuk zorluk yaşıyorum. Ülkede çok buyuk yetenekler var. Ancak yabancılar bu ulkedeki değerleri keşfettiklerinde kişilere onem yukluyorlar. Hayır efendim biz Anadoluyuz ve bu topraklarda acısıyla tatlısıyla bir suru olayla beslendik ve aramızda bu harmanla beslenen çok cevherler var. Eğer bu ulkenin aydınlık geleceğe sahip olması isteniyorsa

yayıncıların da uzerine duşen gorevi yerine getirmesi, genç yeteneklere inanması gerekiyor. Aksi nasıl mumkun olur ki? Bizim batıdakilerden daha mı az beynimiz var? Neden kendimize inanmakta bu kadar guçluk çekiyoruz. 90 milyonluk nufustan ne buyuk dehalar çıkar, bize toplum olarak yazık değil mi? Neden kendimize sahip çıkmıyoruz!

VERC İHAN ZİFLİOĞLU KİMDİR?

İstanbul doğumlu Ziflioğlu, uzun sure Hurriyet Gazetesi ve Hurriyet Daily News'te uzman muhabir olarak çalıştı. Ardından Aljazeera Turk, Sputnik ve Yeni Yuzyıl gazetelerinde gorev yaptı.

Ulusal ve uluslararası alanda çok sayıda haber odulunun sahibi olan Ziflioğlu, kariyerinin ilk yıllarında Jamanag, Marmara ve Agos gazetelerinde de çalıştı. Ziflioğlu'nun yayınlanmış beş tane kitabı bulunuyor.

FOTO ĞRAFLAR: KOTİK BİLAK VE VERCİHAN ZİFLİOĞLU ARŞİVİ