Özet (TL;DR) @ 2019-02-03 08:16:10.977457: Orhan Pamuk’un evinin balkonundan Aralık 2012-Nisan 2013 tarihleri arasında çektiği fotoğraflar, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık’ta sergilenecek. Küratörlüğünü, bu fotoğraflardan yola çıkarak geçen…
2012 Aralık'ı ile 2013 Nisan'ı arasında hem yaşadığım hem de yazı yazdığım
İstanbul Cihangir'deki evimin balkonundan 8 bin 500 manzara fotoğrafı çektim.
Bu fotoğrafları hep aynı noktadan, aynı balkondan çekerken heyecanla ve
inançla yaptığım şeyin içinde bulunduğum bir ruh hali ile ilişkili olduğunu
hissediyor, anlıyordum. Ama aklımın bir başka yanı yaptığım şeye bir anlam
vermeyi reddediyor, bu fotoğrafları niye çektiğimi duşunmek istemiyordum bile.
Bu yazı o zamanki ruh halimi anlamak ve fotoğraf ile 'ruh hali' arasındaki
ilişkiyi araştırmak için kaleme alındı.
Uzun zamandır hayal ettiğim şeyi en sonunda yapmış, İstanbul'a donmeden once
Kasım 2012'de New York'un 9. Cadde'deki unlu fotoğraf malzemesi dukkanı B ve
H'den kendime bir makine ve teleobjektif almıştım. 10 yaşımdan beri fotoğraf
çekiyordum; çeşit çeşit fotoğraf makinem olmuştu ama hiçbir zaman bu kadar
marifetli ve çok şeyi aynı anda yapan bu Canon 5D gibi bir makinem olmamıştı.
Profesyonel fotoğrafçılar gibi bir de tripod almıştım ve onu da uçaklarda
elimde taşıyarak İstanbul'a getirmiş, Cihangir'deki balkonuma hevesle
kurmuştum. Vucudum, kolum ve en çok da parmaklarım bu harika aletle karşımdaki
manzarayı kayda geçirmek için sabırsızlanıyordu. Evet, balkonuma
teleobjektifli ve guçlu bir fotoğraf makinesi kurarken aklımda once kaydetmek
vardı. Romanımı yazmak için her gun oturduğum çalışma masam ve bitişiğindeki
balkon çok geniş ve zengin bir manzaraya bakıyordu.
Bu kaydetme iste ğinde bir İstanbul yazarı olarak şehre ilişkin her şeyi saptamak, oğrenmek merakı kadar, Boğaz'dan geçen gemileri 'sayma' takıntımın etkisi vardı.
Raslant ısal guzellik yok olmakdan
Bu manzarayı ve bazı ayrıntılarını iki temel duygu sayesinde kaydetme isteği duyuyordum:
1 Bazen, ozellikle kış gunleri, manzara aşırı 'guzel' gozukuyordu bana. Gorduğum şeyi 'idealize' ediyordum. Bu guzellik geçiciydi ve ben onu hemen saptamalıydım. Özellikle ocak-şubat aylarında İstanbul'un uzerinde biriken ve hızla yer değiştiren bulut kumeleri ile kubbeler arasında bir belirip bir yok olan ışık huzmeleri, bu geçicilik ve guzellik duygusunu kafamda birleştiriyordu. Geçici olması bu guzelliğe karşı bana ayrıca bir sorumluluk yukluyor, rastlantısal guzellik yok olmadan once onu yakalamak için acele etmem gerekiyordu.
2 Beni fotoğraf çekmeye çağıran diğer duygu, balkonumdan 'her şeyin' gozuktuğu inancıydı. Cihangir Camii'nin hemen arkasındaki evimin balkonu çok geniş bir panoramaya, Boğaz'ın ve Haliç'in girişinin çok zengin bir manzarasına bakar. Gun boyunca yuk gemileri, kuçuk kayıklar, Şehir Hatları vapurları, balıkçı tekneleri, uluslararası yolcu gemileri, yatlar, yelkenliler onumden geçer gider. Bu buyuk faaliyet de, yıllar boyunca zaman zaman bana tıpkı bulut kumeleri ve ışık huzmeleri gibi bunu kaçırmadan kaydetmeliyim duygusu veriyordu. Bu kaydetme isteğinde bir İstanbul yazarı olarak şehre ilişkin her şeyi saptamak, oğrenmek merakı kadar, Boğaz'dan geçen gemileri 'sayma' takıntımın etkisi vardı. Özellikle çocukluğumda bazen Boğaz'dan geçen butun gemilerin duzeni, sayısı benim sorumluluğumdaymış gibi hissederdim kendimi. Bu fotoğrafları bazen de kapısının onunden geçen her şeyi saptamak ve kayda geçirmek isteyen bir burokratın dikkatiyle çekiyordum.
Beni b ukunete çağıran balkonun manzarası
Evime gelen misafirlerin en çok sorduğu "Bu manzaraya bakarken nasıl yazabiliyorsunuz?" sorusunu, "Artık alıştım!" diye cevaplarken çok fazla yalan soylemiyordum. Bu fotoğrafları çekerken, manzaranın guzelliği yuzunden romanımı istediğim gibi yazamadığım duygusuna hiç kapılmadım. Tam tersi, romanımı istediğim gibi yazamadığım için manzaraya yeniden yeniden bakmak, ya da daha doğrusu onun fotoğrafını çekmek istediğimi hissediyordum. İçimdeki derin sıkıntı romanımı istediğim gibi yazamamak ile ilgili olmalıydı. Bu da benim için, yazmak istediğim romanı istediğim gibi yazabilecek mutlu kişiye bir turlu donuşememek anlamına gelir. Buna gayret ediyor, masama oturuyor ve kendimi başka bir Orhan, mutlu bir Orhan olmaya zorluyordum. Ama bir sure sonra Boğaz'dan, masamın hemen onumden geçen eski ve paslı bir yuk gemisine gozum takılıyor ve bu goruntudeki bir guzelliği kaçırmamam gerektiğini kuvvetle hissederek, romanı ve elimdeki kalemi bırakıp fotoğraf makinesine, balkona doğru koşuyordum. Roman yazarken başımı onumdeki kağıttan ve elimdeki dolmakalemin ucundan kaldırıp uzaktaki manzaraya bakmak her zaman yaptığım bir şey, bir alışkanlıktı. Yazarlığımın daha ilk yıllarında, uzaktan denize, dağlara, adalara bakmamın hayal gucumu geliştirdiğini, duşuncelerime şekil vermemi kolaylaştırdığını gormuştum. Balkonun manzarası beni sukunete, içe donmeye, dunyevi ayrıntılardan kopup duşunsel olmaya çağırıyordu.
Bu bir g orev duygusuydu
Balkonumdan gorduğum panoramanın ayrıntılarına girip gorduklerimi kaydetmek, çok zevk ve heyecan veriyordu bana. Ama şimdi içimde gitgide buyuyen, keşfettiğim guzelliğe karşı duyduğum bir sorumluluk vardı; hatta bir gorev duygusuydu bu. Fotoğraf makinemin duğmesine basınca çıkardığı sesten, govdesini tutmaktan, masamdan kalkıp onu ayarlamaktan zevk alıyordum. Vizorden bakıp çerçeveyi belirlemeyi, sol elimin parmaklarının ucu ve bazen de avcumun içiyle 'zoom'u hafifçe ioynatmayı seviyordum.
Renk renk konteynerler ta şıyan yuk gemileri
Özellikle ilk başlarda fotoğraf çektikçe manzara tukenmiyor, tam tersi hiç tuketilemeyecek, fotoğrafladıkça buyuyen bir şeye donuşuyordu. Kafam yavaş yavaş çektiğim fotoğrafları sınıflamaya, listeler yapmaya başlamıştı: Buyuk ve renk renk konteynerler taşıyan yuk gemileri; Beşiktaş, Eminonu, Üskudar, Kadıkoy arasında gidip gelen şehir hatları gemileri; Topkapı Sarayı, Ayasofya, Sultanahmet ve civarında beliren ozel ışık; denizin değişen dokusu ya da Cihangir Camii'nin kubbesiyle minaresi arasından geçen gemiler gibi.
Ortalama 70 foto ğraf
Basit bir hesap: Aralık ortasından nisan ortasına 8 bin 500 fotoğraf çektiğime gore dort ayda, gunde ortalama 70 fotoğraf çekmiştim. Masamın başında, balkonun yanında her gun aşağı yukarı 10 saat geçiriyordum. Demek ki, saatte ortalama yedi kere fotoğraf çekiyordum. Ya da sekiz dakikada bir yeni bir fotoğraf için masamdan kalkıyordum. Tabii bazen çok ve ust uste fotoğraf çekiyor, bazen makineyi biraz unutuyordum. Bazı gunler manzaradaki bulutlar, ışık huzmeleri, tuhaf golgeler, denizin uzerindeki ışık oyunları çok meşgul ediyordu beni. Masamdan kalkıp fotoğraf makinesinin başına geçince, beni oraya çağıran goruntuyu kayda geçirdikten sonra, artık hemen yazı masama geri donmuyor, kafamdaki konular dizisine uygun olarak uzak dağları, Karadeniz'e çıkan kırmızı renkli bir gemiyi ya da Haydarpaşa Limanı'ndaki buyuk dev vinçlerin tuhaf goruntusunu bir kere daha çekiyordum.
' O kadar fotoğrafı ne yapacaksın?'
Çocukluğumda fotoğraf çekerken film almak, mahalledeki fotoğrafçı (KODAK) dukkanına gidip filmi banyo ettirmek pahalı ve zahmetliydi. Fotoğraf pahalı olduğu için makinenin duğmesine basmadan once konuyu, ışığı, kameranın yerini uzun uzun hazırlamam, hiç hata yapmamam gerekirdi. Beceriksizce çekilmiş kotu bir fotoğraf, boşuna harcanmış para anlamına gelirdi. Balkondaki yeni makinem bu eski alışkanlıktan ve tutukluktan beni kurtardı. Üstelik bu yeni manzara fotoğraflarını, çocukluğumda ve gençliğimde yaptığım gibi dikkatle, istekle, manzaraya yoğunlaşarak çekiyordum. Sonra bir tane daha, bir tane daha çekiyordum. Çektiğim fotoğrafların sayısından ve aslında birbirlerine çok benzemelerinden ve bu amatorce işe o kadar çok vakit veriyor olmamdan hafifçe utandığım için, onları başkalarına gittikçe daha az gosteriyordum. İlk dijital makinemle bol bol fotoğraf çekerken karşılaştığım soruyu, balkondan çektiğim fotoğrafları gorenler de soruyorlardı elbette: "Ne kadar çok fotoğraf çekmişsin! Sonra ne yapacaksın onları?"
_ ORHAN PAMUK BALKON
FOTOĞRAFLAR
_ Tarih: 6 Şubat - 27 Nisan 2019
_ Adres: Yap ı Kredi Kultur Sanat Yayıncılık_
Uzaktan yakla şan yalnız gemi
Çektiğim fotoğrafları ne yapacağım konusunda bir fikrim yoktu, ama onların 'eksiksiz', 'kusursuz' ve tamam olmasını istiyordum. Bazen masamdan koşarak gittiğim kameranın pilinin bittiğini, şu paslı, kederli geminin bu kara bulut altındaki çok gerekli goruntusunu ne yazık ki saptayamayacağımı, evet, kaçırdığımı gorunce bir acı hissederdim. Ocak sonundan itibaren geliştirdiğim pişmanlık benzeri bu duygu, neden topladığını bilmeyen ama gittikçe daha çok toplayan hakiki bir koleksiyoncunun bir parçayı kaçırınca hissettiklerine çok benziyordu: 'Butun Şehir Hatları gemileri resimleri' dizisini; 'bacasından kara duman çıkan paslı gemiler' dizisini ve kafamdaki diğer tum hayali dizileri tamamlamak için harekete geçiyordum artık. Bu hırslı ansiklopedik fotoğraf projesinin gerçekleştirilemeyecek kadar sınırsız olması hızımı kesmiş olabilir.
Gerekli ve guzel butun goruntulerin saptanmasının imkansızlığını yavaşça kavrıyordum. Artık çektiğim fotoğrafların guzelliği, gerekliliği, onları saptamış olmanın gururu da içimdeki kederi bastırmıyordu. Yani romanımı istediğim gibi neden yazamadığım sorusunu kendimden saklamama fotoğraf çekmek bile tam olarak yardım edemiyordu artık. İlk haftalarda kendime sormadığım bir soruyu, yeniden sormaya başladım: "Niye çekiyordum bu fotoğrafları?" "Önumden geçen kara bacalı, kara dumanlı butun gemileri fotoğraflamak istiyorum!" diye cevap veremiyordum bu soruya. Bu yuzden içimden gelen soru da bir sure sonra nitelik değiştirdi: "Ufuk çizgisinin kaybolduğu manzarada uzaktan yaklaşan bu yalnız geminin fotoğrafını niye çekiyorum?" Cevabımı daha onceden bir fikir olarak biliyordum. Ama şimdi, bildiğim bu fikri yaşayarak ve boylece daha derinden yeniden ifade ediyordum kendime: "Çunku bu goruntude kendi ruh halimi yansıtan ve hissettiğim anlaşılmaz ama yoğun şeyleri ortaya çıkaran bir yan var!"
Ruh halimi de g ostermem gerekiyordu...
Ama o gunlerde fark edemediğim başka şeyleri de bu fotoğraflara bakarken keşfettim: Fotoğrafları birbirine bağlayan ortak ruh haline rağmen, saptayıp kaydettiğim gunlerin her biri bir başka renkteydi. Manzara ile birlikte bu kadar çok kuş fotoğrafı çektiğimi, bazı komşuların evlerinin ve gemilerin içlerini gormeye çalıştığımı, gece yarısı ve sabah guneş doğarken de uykuda gezer gibi fotoğraf çekmeye devam ettiğimi unutmuştum. Bu kitap için fotoğraf seçerken, aslında fotoğrafların çoğundan vazgeçmenin benim için zor olduğunu gordum. Bir sure sonra bu kitapta yalnızca en iyi fotoğrafları değil, o sıradaki ruh halimi, beni aynı manzarayı bağlayan şeyi, tekrarları, hareketi gostermem gerektiğine karar verdim.
Gerhard Steidl 'a teşekkurlerimle...
Hala surekli fotoğraf çekmeme rağmen, çoğunu arşivimde unuttuğum bu fotoğraflarla ilgilenen Gerhard Steidl'a teşekkur ederim. Onun gozu ve merakı olmasaydı ne benim ne de başka kimsenin sormadığı, ilgilenmediği bu fotoğrafları kağıt uzerinde, bir kitapta gormek kimsenin aklına gelmezdi. Şimdi artık bu fotoğrafları niye çektiğimi soranlara şu cevabı gonul rahatlığıyla verebilirim: Bunun gibi bir kitaba koyup bakmak için.

Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.