Özet (TL;DR) @ 2019-02-03 08:16:05.778368: Çevirmen telaşlı telaşlı son hazırlıkları yapıyor. Sonunda salonun diğer tarafındaki kapı aralanıyor ve Nicolas Maduro içeri giriyor. Ben kendimi iri sanırdım. Maduro neredeyse benim iki katım.
Elinde benim hakk ımdaki bilgi notunun olduğu bir karton var. Elindeki
kartona şoyle bir bakıyor. "Ankaralı mısın? Ankara'ya gittim, çok severim"
diyor. "Siz bir de benim buyuduğum Ankara'yı gorseydiniz Bay
Maduro, nerede o Ankara, nerede
bugunun Ankara'sı" diyecek halim yok! Mecburen "Ben de" diye geçiştiriyorum.
Koltu ğa oturduğumuzda aramızda hala bir kopru inşa edemedik. Sesçi
mikrofonunu takarken 'Diriliş Ertuğrul' ile ilgili İspanyolca bir-iki cumle
soyluyor. O sırada çevirmen yerine doğru yuruduğu için ne dediğini
anlamıyorum. "Elbette Turkiye'de de çok sevilir" gibi bir şeyler
geveliyorum... Yine koprulerin yerinde yeller esiyor. Yapacak bir şey yok.
S oyleşi başlıyor...
İ lk sorum şu: Nasılsınız?
Bu t ur gergin soyleşilere başlarken ortamı yumuşatmak için her zaman
çalışan bir başlangıç sorusu!
Mehmet Ali Birand... Mesle ğin inceliklerini oğretip, bana şahane bir kariyer
verdi. Ondan miras bu teknik sayesinde Maduro
bana g ulumsuyor;
aram ızda gozle gorulmeyen bir kopru oluşuyor...
_
_
Venezuela 'da Guaido isimli, 35 yaşındaki bir genç politikacı kendini başkan ilan etti. Başta ABD olmak uzere onlarca ulke tarafından başkan olarak kabul edildi. Karakas'ın girişindeki gecekondu semti yani 'barrio'lar... Bu mahallelerin sosyalist lider Maduro'nun oy depoları olduğunu oğrenmek, kimse gibi beni de şaşırtmıyor. Daha şehre gelir gelmez Guaido'nun açıklama yaptığı haberi geliyor. Aynı anda Maduro'nun da saraydan yaptığı açıklama başlıyor. Her ikisi de elçiliğe yakın; hangisine gitsem? Apar topar saraya doğru yola çıkıyorum. Birazdan kendimi basın toplantısının yapıldığı odada buluyorum.
Solda dort sıraya generaller oturmuş. Sağdaysa dort sırada gazeteciler var. Sahnede Maduro. Çok şanslıyım, yalnız kuçuk bir problem var: İspanyolca bilmiyorum ve çeviri yok!
Bir buçuk saat hiçbir şey anlamadan Maduro'yu dinliyorum. Nihayet basın toplantısı bitiyor. Enformasyon bakanının yanına gidiyorum. Sempatik, guler yuzlu bir adam. Elimi sıkıyor. "Sizi bekliyorduk, soyleşiyi yarın yapacağız" diyor.
"Tamam" deyip çıkıyorum. Hedefim Guaido'yu denemek. Ama yola çıktıktan beş dakika sonra haber geliyor: Maduro soyleşiyi şimdi yapmaya karar vermiş.
Uçarak saraya geri donuyoruz! Ben bir odada beklemeye başlarken biraz otede buyuk bir salonda roportaj için set kuruluyor. Çekimi onlar yapmak istiyorlar. Canları sağ olsun.
Uzun bir bekleme sureci başlıyor. Bir, iki, uç, dort saat... Bir makyozun Maduro'nun son makyajını yapmak için odasına geçtiğini de goruyoruz. Ama 'ya olmazsa' şuphesi içimi kemiriyor. Nihayet kapı aralanıyor veeee... Enformasyon bakanı bana doğru geliyor. "Ne yazık ki bugun yapamayacağız. Başkan Maduro generallerle toplantıda. Yarın 15.00'te yapalım" diyor. "Elbette" diye karşılık veriyorum ama yıkılıyorum: İki meclis, iki başkan ve ABD'nin "Masada her turlu olasılık mevcut" dediği bir ulke... Ertesi gun Maduro aynı sarayda olur mu? Hayatımın en berbat 24 saati başlıyor.
Karakas 'taki Maduro karşıtı gosterilerde insanlar yolda ellerine ne geçirirlerse polise fırlatıyor.
Ç ikolata karşılığında bir depo benzin
Akşam saatlerinde diyerek Karakas sokaklarını turluyoruz. Sokaklar, eğlence yerleri boş. Yemek için Las Mercedes Meydanı'nda, şehrin en havalı lokantalarından biri olan Coco Thai isimli suşiciye gidiyoruz. Sadece birkaç masa dolu. Sabah rehberim Yusuf Can ile Karakas turuna çıkıyoruz. Can, yedi yıldır Venezuela'da. Mesleği, 'ne iş olsa yaparım abi'... Gecekondu mahallelerine gidiyoruz. "İçeri girmeyelim, tehlikeli" diyor: "İlk kez bu eylemlerde bu mahalleler sokağa çıktı, operasyon var içeride" diyor. Bu arada sokakta telefonla konuşmamam için beni uyarıyor. Sonra zengin mahallelerine gidiyoruz. Bazı sokaklar ozel guvenlikçiler tarafından kapatılmış; onlardan birindeki kakao fabrikasına gidip sıcak çikolata içiyoruz. Hayatımda içtiğim en guzel tatlı şey. 1 doların (şimdilik) 1800 Bolivar, asgari ucretin 25 bin Bolivar (13 dolar) olduğu bir ulkede 30 bin Bolivar'a çikolata dolu raflara hayretle bakıyorum. Karakas'ı dort donuyoruz. Yine Guaido'nun eylemi var. Meydan iki-uç saate doluyor. Doluyor derken 500-600 kişi... Guaido normalde saklanıyor. Kısa bir sureliğine geliyor; konuşmasını yapıyor ve pırrr! Can, bir bufede durup çikolata alıyor. "Ne yapacağız bunu?" diye soruyorum; "Bir depo benzin alacağız" diyor. Bir benzincide duruyoruz. Çikolataya karşılık 54 litre benzin alıyoruz! Önce şen bir kahkaha patlatıyorum. Sonra bir huzun çokuyor omuzlarıma... Petrol bedava, elektrik (eğer bakır kablolar hurdacıya satmak için) çalınmamışsa bedava, su (eğer akıyorsa ve evde filtre varsa) bedava... Boyle bir ulkedeyiz!Varlık içinde yokluğun hukum surduğu, boylesine bir zenginliğin yonetilemediği, organize edilemediği; enflasyonunun yuzde milyonlarda gezindiği bir ulke...
' İnşallah' dediği bolumu net duyalım lutfen
24 saat sonra yine Maduro'nun sarayı... Yine aynı salon, yine beklemeye başlıyoruz: Bir, iki, uç saat... Benim içimde yine aynı 'ya olmazsa' şuphesi... Nihayet kapı açılıyor ve Maduro salona giriyor.Soyleşi sırasında ABD Dışişleri Bakanı Pompeo'nun yaptığı konuşmadan başlayıp lafı, Maduro hakkında attığı bir tweet'e getiriyorum. Bu tweet'te Maduro'nun Kuba ve İranlı liderlerle fotoğrafı var. "Diktatorler değişse de yontemler değişmez" demiş. "Ne diyorsunuz?" diye soruyorum. Birden "Bitti" diye bir ses duyuluyor. Bizim o sempatik enformasyon bakanı, bir hışım bize doğru yuruyor. Sorduğum sorudan rahatsız olduğu kesin! Bu hışımdan Maduro da şaşkın. "Soruların bitti mi?" diye soruyor. "Bitmedi" diyorum. Maduro, "Ama çok iyi sorular.. Bırakın uç soru daha sorsun. Accion! (Devam)" diyor. Soyleşiye yeniden başlıyoruz. Soyleşi bittiğinde iki eski dost gibi el sıkışıyoruz. Çıkışta çevirmenimiz Jeanneizy Garcia'nın mesajı geliyor: Maduro biraz once CNN Turk roportajının dort saat sonra Venezuela televizyonunda yayımlanacağını soylemiş. Bu kadar kısa surede goruntuleri Turkiye'ye yetiştirmemiz imkansız. Uzun suren pazarlıklar sonrasında belki Venezuela tarihinde ilk kez Maduro'nun soylediği bir şey, bir gunluğune erteleniyor! Omuzlarımdan tonlarca ağırlıkta bir yuk kalkıyor.
Otele gittiğimde uyumadan once ekip arkadaşlarıma son bir not atıyorum: "Maduro'nun soyleşi sırasında, 'İnşallah' dediği bolumu televizyonda net duyalım lutfen!"
Konjonkt urel olarak en talihsiz isim
Venezuela, kuruluşundan bu yana bir turlu ne olduğuna karar verememenin
sancısını yaşıyor. Ülkeyi bağımsızlığa kavuşturan Simon Bolivar'dan 1998'de
sosyalizmi getirme iddiasıyla iktidara gelen Chavez'e kadar hep bir deneme-
yanılma durumu... Sosyalizm testine, 300 milyar varil petrol rezervinin
uzerinde oturan bir ulkede, varil başı 140 dolarken başlayıp bugun 50 dolar
civarında giren Maduro ise konjokturel olarak kuşkusuz en talihsiz isim.
Siyasi kararsızlığın ikiz kardeşi ekonomik istikrarsızlık Venezuela'yı kasıp
kavuruyor. Generallerin elini atmadığı sektor kalmamış gibi... Venezuela'nın,
Chavez ile başlayan 'direksiyonunu sola kırma' operasyonunun perde arkasındaki
başrol oyuncusuysa Kuba. İstihbarattan, ordunun ust yonetimine kadar, Kuba
kendi rejiminin tecrubelerini Venezuela'ya ihraç etmiş. ABD'nin Maduro
alerjisinin arkasında biraz da bu yatıyor.

Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.