Özet (TL;DR) @ 2019-01-27 08:17:12.014095: Geleceğin İstanbul’unu nasıl alırdınız? Bütün suların çekildiği, kupkuru bir İstanbul... Müminlerin suya batmış Ortaköy Camii’nde kaçak namazlar kıldığı bir İstanbul... Uzaylıların taş üstünde taş…
İLLÜSTRASYON: SERHAT GÜRPINAR

Bundan 1500 yıl evvel, Ayasofya'yı inşa eden ustalar Miletli Isidoros ile Aydınlı Anthemios, ona şoyle bir baktıklarında yuzyıllar hatta kim bilir binyıllar boyunca kalacak bir eser ortaya çıkardıklarını duşunmuşler midir? Bu benzersiz eserin, sayısız hikayenin, efsanenin, savaşın, barışın sembolu olacağını, İstanbul ne kadar değişirse değişsin, hep fonda duracağını daha o ilk bakışta anlamışlar mıdır?Çıkan kısmın ozetini seyrettik, peki bundan sonra ne olacak Ayasofya'ya? Topkapı'ya, Dikilitaş'a, Haydarpaşa'ya... İstanbul'a ne olacak?Nasıl baştan çıkartıcı bir soru... Bizden sonrakiler bizim hiç goremeyeceğimiz bir İstanbul'da nasıl bir hayat yaşayacak? Ancak hayal edebiliriz. Belki Suleymaniye'nin, kafa dengi bir arkadaş havasıyla gelip Ayasofya'nın yanına kurulması gibi bu ikiliye iddialı bir arkadaş daha yanaşacak. Belki şimdi beton ormanı diye şikayet ettiğimiz şehir aslına rucu edecek, yeniden gerçek bir ormana donuşecek. Belki havada giden ama yine de kısa mesafeye gitmeyen sarı taksiler kendilerine rakip istemediği için yeni kavgalar çıkacak...Velhasıl İstanbul geleceği duşlemek için benzersiz bir şehir. Kafa patlatacak ne çok şey; şehrin başına gelecekleri gostermek için ne kadar çok sembol var. Ayasofya var, Suleymaniye var, Galata Kulesi, Kız Kulesi, surlar, kopruler var. Koskoca bir Boğaziçi var... Dunyada hangi şehir bir yazara bu kadar imkan verir?Henuz yayımlanan hikaye derlemesi 'İstanbul 2099' için bir araya gelen 16 yazar, bu imkanı iyi kullanmış; geleceğin İstanbul'unu bize bambaşka hayal (çoğu kez kabus) pencereleri açarak, yeni duşunme yolları sunarak anlatmış. Bu yolların çoğu bir distopyaya çıkıyor. Hikayeleri derleyen Kutlukhan Kutlu ve Aslı Tohumcu yazdıkları onsozde, kitaptaki hemen her yazarın neden mutlu bir geleceği değil distopyayı tercih ettiğine şoyle bir açıklama getirmiş: "Sonuçta geleceğe dair oykulerin aslında geçtiği zamanı değil, yazıldıkları zamanı anlattığı, dolayısıyla mesela George Orwell'ın '1984'unu aslında 1948 olarak okumak gerektiği, yaygın kabul goren bir dustur. Dolayısıyla muhtemelen bu antolojideki oykuleri de aslında İstanbul 2099'dan ziyade İstanbul 2019 gibi okumalı." Öykulerden tadımlık parçaları buraya aldık. Bugun kısmını siz değerlendirin; gelecek tasavvurlarının tutup tutmadığına da artık sonraki nesiller baksın.
G unubirlikçiler
Asl ı E. Perker"Deniz işte şuradan başlıyordu" diyor rehber. Önlerinde uzanan uçsuz bucaksız bir boşluk. Hafif çukur. Çerçop dolu. "Marmara Denizi." Defalarca baktı haritaya, eski fotoğraflara. Gerçeğini gormek ise sarsıcı. İşte şu sol taraf Kadıkoy olmalı. Ve şurası... "İleride gorduğunuz ilk tepe Burgazada." Rehber konuşuyor. "Eskiden ada idi." Zeyn gozlerini kısıp yan gozle rehberi suzuyor. Oranın ada olduğu gunleri biliyor olamaz. Olabilir mi? Rehber onu duymuş gibi, "İmiş" diye duzeltiyor.
**Yazarlar ın istanbul'u
**Doğan Kitap'tan çıkan 'İstanbul 2099'daki oykuleri Kutlukhan Kutlu ve Aslı Tohumcu derledi. Kitapta Aslı E. Perker, Tayfun Pirselimoğlu, Barış Mustecaplıoğlu, Deniz Tarsus, Engin Turkgeldi, Afşin Kum, Sabri Gurses, Mehmet Açar, Doğu Yucel, Cem Akaş, Gulayşe Koçak, Altay Öktem, Murat Uyurkulak, Elif Turkolmez, Mehmet Berk Yaltırık ve Hakan Bıçakcı'nın oykuleri yer alıyor.
Cesur Yeni İstanbul Hakan BıçakcıDışarı çıkmak yasak olsa da dışarı çıkma uygulamalarıyla sokağa da bağlanılabiliyordu. Sanal ortamda tum Beyoğlu yeniden inşa edilmişti mesela. "Başka İstanbul Var!" sloganıyla satılan Nostalji Paketi ile İstiklal Caddesi'nde tarihi bir gezinti yapmak, tramvaya binmek, pastanelerde takılmak, kitapçıları gezmek, sinemaya gitmek mumkundu. Sinema, gerçekten oradaymış gibi izleniyordu. En çok tercih edilen sanal sinema Emek Sineması'ydı. Otantik Beyoğlu'nu yaşamak için. Filmler gunun algı koşullarına gore kısaltılıp hızlandırılarak yeniden montajlanıyordu. Guncel versiyonu tercih etmeyip saatlerce oturup film izlemek isteyenler için orijinal versiyonlar da mevcuttu ama pek rağbet gormuyordu. Pastane siparişleri anında eve geliyordu. Atmosfer gerçekmiş gibi solunarak yenilip içiliyordu. En çok tercih edilen sanal pastane İnci Pastanesi'ydi.
S ur
Engin T urkgeldi
Surların içine tam olarak ne zaman, nasıl çekildiğimizi hatırlayan kimse yok.
Hepsi ya oldu ya da bunadı. Ahırkapı Kronikleri, salgının batıdan geldiğini ve
nufusun yarısından çoğunu yok ettikten sonra kalanların sur içine yerleştiğini
yazıyor. Balat Yazmaları'ndaysa yoneticilerin tehlikeyi onceden gorup hastalık
İstanbul'a ulaşmadan şehir kapılarını kapattıklarına dair pasajlar var. Kara
cubbeleriyle tanınan Çarşamba Vaizleri bu ayrıntıları gereksiz buluyorlar ve
salgının depremle akıllanmayan sapkınlar için son bir uyarı olduğunu
soyluyorlar. Aramızdaki gunahkarlar sonuncusuna dek temizlenmedikçe salgının
surların dışında bizi bir canavar gibi bekleyeceğini tekrar edip duruyorlar
sokaklarda. Hepsinin ağız birliği ettiği tek noktaysa sisin, karantinadan
sonra çıktığı ve beyaz renkli ikinci bir sur gibi şehri kuşattığı.
Kanalistanbul 'da Sıradan Bir Olay Altay ÖktemZor bir mesleği vardı. Yorgun argın eve gelip daha tam anlamıyla dinlenemeden tekrar yirmi uç kat inecek, şu kahrolası radyasyonun etkisinden korunmaya çalışarak şifahanenin yolunu tutacaktı. Kırk beş elli yıldır radyasyon yuzunden hiç kimse, uzerinde sodyum pentaborattan uretilmiş tulum olmadan sokağa çıkamıyordu. Beton Baharı doneminde yapımına başlanan altmış nukleer santral projesinin tamamlanması 2040'ları bulmuştu. Santrallerden ikisinin patlayacağı, altısında ciddi radyasyon sızıntısı olacağı ve bolgedeki tum ulkelerin neredeyse yaşanmaz hale geleceği kimin aklına gelirdi ki?
Ü çuncu Çocuk
Mehmet A çarİnsanların dışarıya çıkma gereksinimi duymadan yaşamlarını surdurebileceği AB'ler [Akıllı Bina], devlet ve yerel yonetimlerin desteğinde peş peşe inşa ediliyor; İstanbul, tarihinin en buyuk kentsel donuşumlerinden birini yaşıyor. Yuzyıl başından beri suren kentsel donuşum dalgalarına direnen bolgelerdeki binalar devlet kararıyla yıkılıyor ve geniş yeşil alanların ortasına 150 katlı AB'ler dikiliyor.İstanbistan'ın
İ llegal Koroları
G ulayşe Koçak
Devrim Bulvarı'nda ağır ağır ilerliyoruz; koca caddenin butun şeritleri, butun
ust ve altrayları tıkalı; iki yanda yukselen gokdelenleri kaplayan aynalı
camlar, kentin ışıl ışıl, yoğun trafiğini yağmurun buğulu dikey şeritlerinde
yansıtıyorlar. "Yavrum, şart mıydı İstiklal Caddesi'nden geçmek... Başka ray
mı yoktu... Nasıl yetişeceğim Dorduncu Kopru'ye?" Kadın kendi kendine
mırıldanıyor ama sitemkar sesi kadife gibi, muzik gibi. "Hııı?" Şofor
bakışlarını artık sadece ileriye odakladı. Kadın toparlanıyor. Sesi yine
kadife gibi, ama muziksi hali yok oldu: "Devrim Bulvarı'ndan değil, başka
raydan git. Robomemurların çıkış saati. Karakent'e ray ustgeçidini kullan."
Bergamavi
Sabri G urses
Suya dalar dalmaz gevşedi, rahatladı, suya karışıp su oldu sanki, birkaç kulaç
attı ama dikkat çekmemek için dalması gerekiyordu, daldı, bir sure durdu suyun
altında, sonra daha derinlere doğru dalmaya devam etti, su bitkilerini,
plastik kumelerini, başıboş kabloları aralaya aralaya caminin kubbesinin
gorunduğu yere varıncaya kadar yuzdu ve altın varağı silinmiş kubbeyi gorunce
de hızla kapısına doğru suzuldu, kapının etrafındaki sabit dip akıntısına
direnip zorlanarak caminin içine girdi, bir zamanlar Ortakoy Camisi'nin geniş
namaz yeriyken artık karanlık bir balçık haline gelmiş alanın ortasına kadar
ilerleyip yere zincirlenmiş konteynırın kapısını açtı ve miğferinin altından
gulumseyerek su boşaltma bolmesinin kapı duğmesine bastı ve bolmenin içindeki
su bir anda buyuk bir basınçla boşaldı. Bolmede su kalmayınca esmeye başlayan
kurutma ruzgarı dalgıç kıyafetini bir dakika içinde kuruttu ve konteynırın
kapısı açıldı. Bergamavi sundurmadan geçti, dalgıç giysisini uzerinden
çıkartıp dolaba koydu. Dondu, halı kaplı geniş odaya baktı. Cemaat
yerleşmişti, eksikler vardı ama dort sıra saf tutmuş imamı dinliyorlardı.
Yabancı
**Bar ış Mustecaplıoğlu
Kız Kulesi, denizden en az yuz metre yuksekte, havada hareketsiz duruyordu.
Baştan aşağı kaplandığı mavi ışık yuzunden, gece karanlığında fosforlu boyayla
boyanmış gibi parlıyordu. Nice soylencelere konu olmuş zarif kayalıktan
sokulurken, narin çatısının bir kısmı çokmuştu, gene de silueti pek
değişmemişti. Bir zamanlar şık bir lokanta olarak kullanılan, bol kahkahalı
yemeklere ev sahipliği yapan giriş katının duvarlarında derin çatlaklar vardı.
Uzun Siyah T ul
Cem Aka ş**
Zincirlikuyu'daki yeraltı mezarkentinin eksi yedideki yeni katına gomuldum. Duvardaki bolmemin kapağında 3141592 yazıyor.
Nora 'nın Yosunları
Elif T urkolmez
Denizlerin etrafı nicedir dikenli tellerle çevriliydi. Hastalık saçan bu
sulara ayak sokmak dahi yasaktı. Silahlı askerlerin yirmi dort saat nobet
tuttuğu kıyılara girmek mumkun olmasa da korkusuz Juliette bir yolunu bulurdu.

Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.