Özet (TL;DR) @ 2019-01-26 08:19:38.794781: Kadınların kalbinden, kadınların elinden çıkan bir oyun. Şaire Şehvar Hanım ile Sabriye’nin yanına, 1918’in İstanbul’una gidin... 20.’nci senesine giren AltıdanSonra Tiyatro’nun, son zamanların en…
Turk şiirinin zarif sesi, guzeller guzeli şaire Şehvar Hanım. Tutuncuzade Akif Bey'in kızı, şiirleri en şohretli tanburilerin bestelerine gufte olan Şehvar Hanım. Erkek şairlerin "Kadından şair olmaz" çıkışlarıyla kıvrak diliyle dalga geçen Şehvar Hanım. Hayranı, hizmet edeni eksik olmayan Şehvar Hanım. Ama bunlar biraz eskide kaldı. Biz şimdi kohnemiş bir koşkun içinde lekeli hummayla baş başa kalmış bir Şehvar ile tanışacağız. 1918'in, işgal altındaki İstanbul'undayız. Sabriye ile koşkun kapısından girip, Şehvar'la ikisinin yaşadığı bir hikayenin, efsunlu bir ruyanın, bir musikinin içinde 90 dakika geçireceğiz. Sabriye? Sekiz yaşından beri Şehvar'ın kendisini gormesini, onun şiirleriyle yaptığı şarkıları duymasını bekleyen, Şehvar'ın hizmetçisi Sabriye.
Burçak Çollu'nun hem metnini yazıp yonettiği hem de şarkılarını yazıp bestelediği ve sahnede tanburuyla icra ettiği, AltıdanSonra Tiyatro'nun yeni oyunu bu: 'Nihayet Makamı'. Bugune dek onlarca oyun için muzik ureten Çollu bu kez, tamburunun zarif sesi kadar incelikli ve içli bir oyun yaratmış. Şehvar Hanım'ı Gulhan Kadim, Sabriye'yi Ayşegul Uraz geçirivermiş ustune. Dolunay Pircioğlu ise farklı zaman dilimlerinde hareket eden bu hikayenin şarkılarına ses verirken, hem bedeni hem de sesiyle tuy gibi dolaşıyor sahnede. Başlarda mekan/zaman karmaşası hissi veren bu sahne ustu kesişmeler, oyunun bir noktasında kendini açıklıyor. Ki Çollu'nun rejisi, oyunun butununde de zorlu bir metnin ustesinden sakince gelen bir yaklaşıma sahip.
Sabriye ile Şehvar'ın benzersiz ilişkisi, ikilinin ortak tarihi, ikisinin de gozunden katman katman açıldıkça oyun da benzersizleşiyor. Şarkılar seyircinin kalbini de işgal eder oluyor. İnsan, bir diğerine nasıl olur da "Sevmek değil de canımı teslim etmek benimkisi" der; bir omur dizinin dibinde ona sesini, kalbini teslim etmek uzere nasıl 'fare gibi' bekler... Öyle içten anlatıyor ki... Dahası, bunu bize iki kadının da kalbinin aydınlık ve karanlık taraflarını aralayarak yapıyor. Şehvar'ın bir kadın şair olarak verdiği mucadeleyi ve yeteneğini aktarırken; aynı Şehvar'ın Anadolu'yu, 'İstanbul'u dolduran ayaktakımını' sınıfsal bir kibirle hor goruşunu de es geçmiyor. Keza hamuru şefkat ve sebatla yoğrulmuş Sabriye'nin kıskançlığı, kuskunluğu ve ofkeyi içeren tutkusunu da... (Bunları tek bir kılçık hissi vermeden sahneye taşıyan dramaturgide Sinem Özlek'in adını goruyoruz.)Gulhan Kadim ve Ayşegul Uraz bu iki kadını içlerine almış, sonra sahnede tekrar çıkarmış gibi bir oyunculuk halinde. Oyun boyu Şehvar'ın hayatından farklı kişilere de burunen, anlık zaman ve duygu geçişlerini tum bedeni ve sesiyle yansıtan Ayşegul Uraz; şimdiden yılın en dikkat çekici kadın oyuncuları arasında. Yiğit Sertdemir'in harap haldeki koşku tasvir eden dekor, Sinem Öcalır'ın dekorla butunluk içindeki kostum ve İsmail Sarı'nın ruya tadındaki hikayeyi besleyen ışık tasarımı 'Nihayet Makamı'nın seyircinin içine usulca yerleşmesine hizmet ediyor. Tanıtım metninde, Şehvar'a ilham olanın Şair Nigar Hanım olduğu yazıyor. Bu işin gucu, 'kadınların kalbinden çıkmış bir hikaye' oluşunda kanımca. En azından kalbim oyle diyor. Hem "kadınların kalbini kadınlar anlayabilir sadece"... (Yine de Oyun Atolyesi'ndeki gosterimde koltuklarından gozu yaşlı kalkanların sadece kadınlar olmadığını da sevinçle not etmek isterim.) İyi bir roman okurken olur; gunluk işlerle meşgulken aklınıza geliverir karakterler, bir an once kitaba donmek istersiniz. Oyunun ertesi sabahı odamı toplarken, akşam soğanları zeytinyağında çevirirken iki ayrı seferde kendimi Şehvar'la Sabriye'yi duşunup, işim bitsin de onlara doneyim diye acele etmeye başlarken yakaladım... 'Nihayet Makamı'nı gorun, Şehvar, Sabriye ve şarkıları bir sure size de eşlik etsin. "Durup ince şeyleri anlamaya hiçbirimizin vakti yokken", iyi gelecek.

Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.