Özet (TL;DR) @ 2019-01-26T07:50:28.000Z: Oyuncu Nazan Kesal, "Konservatuvardan mezun, çok yetenekli o kadar çok oyuncu var ki, kimse dönüp bakmıyor. Kamera önü oyunculuk dersi veriyorum ve ünlü olmaya gelenleri oyunculuk dersine almıyorum"…
Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Nazan Kesal, yapımcıların yetenekli oyuncuların peşinde olmadığını belirterek, "Yapımcılar kaşı gozu guzel kızlar, vucut yapmış erkekler peşinde koşuyor. Konservatuvardan mezun, çok yetenekli o kadar çok oyuncu var ki, kimse donup bakmıyor. Kamera onu oyunculuk dersi veriyorum ve unlu olmaya gelenleri oyunculuk dersine almıyorum" dedi.
" GÖZLEMCİ VE DIŞA VURUMCU BİR ÇOCUKTUM"
Zeytinburnu Kultur ve Sanat Merkezi'ndeki programda konuşan Kesal, Manisa'da kuçuk bir kasabada buyuduğunu soyledi. Kesal, sanata olan ilgisini, "Kendinizi farklı hissediyorsanız, bir de kadınsanız o avuç içi kadar yerde farklılığınız çok net goze çarpıyor. Opera sanatçısı olan iki amcam biraz bana yol gosterdi. Ben oyunculuk yeteneğimi buyuduğum kasabada besledim. Kendi bulunduğum alanda kadınların davranışlarına bakardım. Bir de gozlemci ve dışa vurumcu bir çocuktum. Bunları cımbızlayıp evde anneme, halama, komşulara taklit yapardım" sozleriyle anlattı.
" SİNEMA, TİYATRO VE DİZİ OYUNCULUĞU FARKLI"
TRT 1'in yeni dizisi "Halka"da rol almaya başlayan oyuncu, şoyle devam etti: "Tiyatro ile ilk karşılaşmam, ticaret lisesinde coğrafya oğretmeninin bir tiyatro oyununda, 'Karakterin adı Nazan, senin adın da Nazan. Hadi gel sen oyna.' cumlesiyle oldu. Sahneye çıkmanın çok guzel bir duygu olduğunu hissettim. İlk sahne deneyimim çok tarifsiz oldu. Sonra lise bitti ve ticaret lisesinden sonra muhasebeci olmayacağım çok aşikardı. Benim yolum Dokuz Eylul Üniversitesi'yle buluştu. Yetenek de varmış ki 1986'da 300 kişinin başvurduğu sınavdan 15 kişinin arasına girebildim."
"KONDİSYON, AKIL VE DİSİPLİN GEREKİYOR"Kesal, eğitimin her alanda ve herkes için onemli olduğuna dikkati çekerek, "Tiyatro yapıyorsanız yuzde 100 konservatuvar eğitimi gerekli. Çunku tiyatro dediğimiz alan çok ozel bir alan ve canlı bir performans. Bunun için ozel bir kondisyon, farkındalık, akıl ve disiplin gerekiyor. Bunu da gerçekten konservatuvarda ancak oğrenebilirsiniz. Tiyatro dışındaki alanlar için ise o eğitim olmasa da olur gibi geliyor." diye konuştu.Üniversiteden mezun olup 1991'de İstanbul'a geldikten sonra ozel tiyatrolarda gorev yaptığına değinen Kesal, sinema, tiyatro ve dizi oyunculuğunda farklılıkların olduğunu dile getirdi. Nazan Kesal, tiyatro ile sinema ve diziyi aynı anda goturmeye çalıştığını soyleyerek, Yavuz Turgul, Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz gibi yonetmenlerle çalıştığını aktardı.
" ERCAN KESAL'IN HEDİYESİNİ TİYATRO SAHNESİNE TAŞIYACAK"
Kaderden kaçılamayacağını vurgulayan sanatçı, Devlet Tiyatrolarına başlama hikayesini şu sozlerle anlattı: "1992'de Devlet Tiyatroları Antalya, Diyarbakır, Trabzon ve Erzurum bolgelerine sınav açmıştı. Antalya'nın ilk yılıydı ve ben de Antalya'ya gitmek istedim. Tercihe sadece orayı yazdım. Beni Diyarbakır'a istediler, ben gitmek istemedim ve kazanamadım. 1995'te Devlet Tiyatrosu sadece Diyarbakır'da sınav açtı. Hazırlandım, gittim ve juri başkanı 'Bunu daha once bir tiyatroda oynamadın mı?' dedi. 'Oynamadım.' dedim. Daha sonra duydum ki kazanmışım. Üç sene once reddettiğiniz bir yer sizi çağırıyor. İyi ki de beni çağırmış. 25 tane oyun oynadım, oyun yonettim. Ağlayarak gittiğim Diyarbakır'dan, ağlayarak dondum. Arkadaşlarım sanki oraların iyi oyunlara, sanata ihtiyacı yokmuş gibi 'Ne işin var orada.' demişlerdi. İyi ki gitmişim, ben de çok şey oğrendim."
Kesal, yakın zamanda tiyatroseverlerle buluşturacağı tek kişilik oyunundan bahsederek, "İranlı şair Furuğ Ferruhzad, Ortadoğu'da kadın omanın sancısını yaşamış çok onemli biri. 1967 yılında 32 yaşındayken trafik kazasında hayatını kaybetmiş. Ben şimdi onun hayatını yeniden yazdırdım. Arada şiirleri de var ama bir biyografi oynayacağım. 25 yıl once eşim Ercan Kesal'ın imzalı olarak hediye ettiği bir kitap vesilesiyle tanıştım Furuğ Ferruhzad'la. İlk hediyesi oydu bana. İran'da yaşadığı butun sıkıntıları o kadar ortak ve evrensel bir yerden tarif etmiş ki şiirlerinde bir gun bunu oynamalıyım dedim hep kendi kendime. O gunler bugunlermiş." ifadelerini kullandı.
" SETE PASTA BÖREK VE HELVA GÖTÜRÜRDÜM"
Yeni kuşakların gelenekleri guncelleyip koruyamadığına dikkati çeken Kesal, "Yapımcılar yetenek peşinde koşarsa usta oyuncular kurtulabilir ama yapımcılar yetenek peşinde koşmuyor, kaşı gozu guzel kızlar, vucut yapmış erkekler peşinde koşuyor. Seyircimiz de bir biçimde bu kod uzerinden yakalamaya çalışıyor isimleri. Konservatuvardan mezun, çok yetenekli o kadar çok oyuncu var ki, kimse donup bakmıyor. Kimseyi yetenek ilgilendirmiyor. Kamera onu oyunculuk dersi veriyorum ve unlu olmaya gelenleri oyunculuk dersine almıyorum. Yeteneği olmayan bir insana ne anlatabilirsiniz?" değerlendirmesini yaptı.Nazan Kesal, babasının kendisine mutevazı olmayı oğrettiğini aktararak, "Kendime sanatçı demiyorum. Babam, 'Sakın, hiç kendinden bahsetme. Bu ozelliğini hiç kaybetme.' derdi. Sanatçı olun ya da olmayın beni sizden ayırmıyor. Alkışlandığımı gormek bile aslında beni rahatsız ediyor. Her gun temelimizdeki kotucul duyguları tamir etmek, nefsimizi daha iyi bir insan haline getirmek için uyanmak zorundayız. Ego dediğiniz şey bizim en buyuk tuzağımız. Egoyla meselesini halletmemiş insanların farklı bir rol oynadığını hiç gormedim." diye konuştu.
Nezaketsizlikten, hadsizlikten ve riyadan hiç hoşlanmadığının altını çizen oyuncu Kesal , sozlerini şoyle tamamladı: "Çalıştığım setler neşeli olmak zorunda. Somurtan insana tahammulum yok. O kadar uzun sure çalışıyoruz ki orada. Tatlı sohbet etmek, mutlu olmak varken, neden olumsuz duyguları çağıralım ki? O bizim işimize yansıyor. O ortamın neşeli olmasını temenni ediyorum ve bunun için çaba sarf ediyorum. Çalıştığım sete pasta, borek, helva goturuyorum. Çunku sette çalışan herhangi birinin mutlu olması, beni çok mutlu ediyor."
Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.