Özet (TL;DR) @ 2019-01-14T07:09:46.000Z: Sevmek ve aşık olmak insanın mayasında var. Hatta bu duygular mantığımızın da önüne geçebiliyor. Bilim insanlarına göre aşksız bir hayat sadece sıkıcı olmakla kalmaz, aynı zamanda tehlikeli bir hale…



Her an, her yerde aşka rastlamak mumkun. Bilimsel araştırmalar gosteriyor ki, aşkı bilmeyen ve tanımayan hiçbir kultur, hiçbir topluluk mevcut değil. Peki, bu kadar yaygın olan ve hemen hemen herkesin hayatında en az bir kez kapıldığı bu duygu tam olarak nedir? Nasıl tarif edilebilir? Neden aşık oluruz? Bilim insanları, ancak 1980'li yıllardan itibaren bu soruların yanıtını aramayı akıl edebilmiş. Psikologlar, norologlar ve sosyologlar farklı açılardan inceledikleri aşka dair ilginç cevaplara ulaşmış.

HER ŞEY HORMONAL KAOSLA BAŞLIYOR

Hintli bilim insanı Krishna Seshadri'ye gore aşk, noropeptit ve norotransmitterlerin karışımından oluşan bir "kokteyl" niteliğinde. Seshadri, bu kokteylin farklı aşmalar katederek beynin pek çok bolgesini aktif hale getirdiğini, bu esnada vucudun adeta bir hormon seline kapıldığını savunuyor.Her şey, bir insanın bizim için birden bire son derece onemli hale gelmesiyle başlıyor. Bizim için eşi benzeri olmayan bu kişinin guluşu harika, dunyaya bakış açısı çok ozel, espirituel ve elbette çok guzel ya da yakışıklıdır. Onunla sohbet etmek bizi rahatlatır. Kısacası, o mukemmel biridir!

Bu safhada gozumuz o kişiden başkasını gormez. Onun yaptığı her şeyi buyuk bir dikkatle izleriz. Olumlu yonlerini buyutur; olumsuz ozelliklerini de ya tumuyle gormezden gelir ya onemsiz olarak algılarız. Etrafımızdaki diğer insanların, bu uçarı ruh halimizden ne kadar rahatsız olduğunu ise çoğu kez farketmeyiz.

A ŞK STRESİ ARTIRIYOROysa bu durum karşısında genelde elimiz kolumuz bağlıdır. Zira norobiyolojik açıdan bakıldığında vucudumuzda tam bir "olağanustu hal" hakimdir. Buna bir nevi "olumlu stres durumu" da diyebiliriz. Krishna Seshadri'ye gore "stres hormonu" olarak da bilinen kortizol seviyesi, aşıklar için buyuk oneme sahip. Kortizol seviyesi arttıkça çiftler arasındaki tutku yuklu etkileşim de artıyor. Aynı zamanda ozlem duygusu da guçleniyor.Aşık olmak, beynimizde uyuşturucu madde etkisinde kalmakla eş değer bir reaksiyona neden oluyor. Zira her iki durumda da beynin odullendirme sistemi etkin hale geliyor. Korkular azalıyor, haz alma duygusu artıyor ve depresif duygular tumuyle yok oluyor. Buna karşın muhakeme yeteneğimiz ise neredeyse tumuyle devre dışı kalıyor.Çoğu kez yoğun duygusal etkileşim, cinsel guduleri de tetikliyor. Çunku aşkla birlikte erkeklerde testosteron ve kadınlarda ostrojen hormonlarının salınımı bariz şekilde artıyor.

A ŞKTAN SEVGİYE GEÇİŞİN ŞİFRESİ: OKSİTOSİN

Psikologlar, aşkın ne kadar surduğu konusunda hemfikir değil. Ancak kesin olan şu ki, er ya da geç aşkın da sonu geliyor. Bu surecin sonunda bazıları "aşk biter, ben gider" felsefesini hayata geçirirken, bazıları içinse tutku dolu duygusal yoğunluk, yerini daha sakin ve derin bir duyguya bırakıyor: Sevgi.Bilimsel açıdan bakıldığında, aşkın sevgiye evrilmesinin baş sorumlusu oksitosin hormonu. "Bağlılık hormonu" olarak da adlandırılan oksitosin, aşkın neden olduğu yuksek dozdaki geçici keyif durumuna son verip, çiftlerin birbirine daha sağlam ve kalıcı bir şekilde bağlanmasını sağlıyor. İyice kenetlenen çiftler, inişli çıkışlı hayat yolculuğunda birbirlerine destek olmaya başlıyor.

A ŞK MANTIĞI YENİYOR

Evrim psikoloğu David Buss, aşkın temel işlevinin de zaten bu olduğunu belirtiyor: "Karşılıklı sorumlulukları yerine getirmeye, çocuk sahibi olmaya ve tavizler vererek partneriyle ortak bir yaşam kurmaya karar veren iki insanı birbirine bağlıyor."Eğer çiftler, duygusal etkileşim yerine mantıklarıyla hareket edip hayatlarını birleştirmeye karar verirse, bu ilişki potansiyel bir tehlikenin golgesi altında kalıyor. Zira her an için çiftlerden birinin karşısına daha iyi, daha guzel, daha guçlu; kısaca mevcut partnerine gore çok daha cazip bir insanın çıkma ihtimali mevcut. Sevgi bağı, boyle durumlarda koruyucu bir kalkan işlevi goruyor. Eğer çiftler arasında guçlu bir duygusal bağ yoksa, o zaman bu tur cazibelere karşı koyma ihtimali de buyuk oranda azalıyor.David Buss, bu durumu "aşk, mantığı yeniyor" şeklinde ozetliyor ve ekliyor:

"Koşulsuz aşk, sadece romantik bir tasavvurdan ibaret değil. Ailenin varlığını surdurebilmesinde hayati oneme sahip bir yapı taşı. Her iki partnerin, surekli olarak aldatılma endişesi taşıyıp teyakkuz durumunda kalmasını engelleyen koruyucu bir unsur."

Tek eşlilik, gerek ilişki gerekse aileye istikrar ve guç kazandırıyor. Hem partnerlerin hem de çocukların yaşamını guvence altına almak amacıyla mevcut tum kaynaklar seferber ediliyor. Ayrıca cinsel ilişki sırasında salınan oksitosin hormonu, çiftler arasındaki bağı daha da guçlendiriyor.

A ŞKSIZ HAYAT ÇOK BAYAT

Tum bu guzelliklere rağmen yine de mutlu başlayan bazı ilişkiler yurumuyor ve gunun birinde sona eriyor. "Bu, çok sert ve acı veren bir duşuş olabilir" diyen evrim psikoloğu David Buss, sozlerini şoyle surduruyor:"Aşk acısı, bir insanın yaşayabileceği en kotu deneyimlerin başında geliyor. Bundan daha buyuk bir kedere, ancak çocuğunu kaybetmek gibi trajik bir olay neden olabiliyor."

İlişkinin bitmesinin neden olduğu husran ve yalnızlığın neden olduğu mutsuzluğun yanı sıra aşk duygusunun aniden yok olması ve buyuk bir boşluğun içine duşulmesi de acıyı derinleştiriyor. David Buss'a gore aşk, hayatımızın vazgeçilmez bir parçası. Bu nedenle de aşk acısı yaşayan pek çok insan, aynı şeylerin tekerrur etmesini goze alarak, yeni aşklara yelken açıyor. Zira aşksız bir hayatta hep bir şeyler eksik kalıyor.