Özet (TL;DR) @ 2018-12-06T19:59:00.000Z: Fatih Yaşlı’ya göre ‘Sorosculuk’ olgusunu anlamak için komplo teorileri yerine Sovyetler’in dağılmasıyla ortaya çıkan küreselleşme ve emperyalizmin işleyişine bakmalı. Neoliberalizmin bugün sağ…
Fatih Yaşlı'ya gore 'Sorosculuk' olgusunu anlamak için komplo teorileri yerine Sovyetler'in dağılmasıyla ortaya çıkan kureselleşme ve emperyalizmin işleyişine bakmalı. Neoliberalizmin bugun sağ populist dalgaya yol açtığını, bunun faturasının bu kez liberalleri vurduğunu belirten Yaşlı, "AKP'nin iktidara gelişi Turkiye'nin renkli devrimiydi" dedi.
Batı'nın 2000'lerde neoliberal ajandası doğrultusunda Doğu Avrupa dahil eski Sovyet coğrafyasında teşvik ettiği 'renkli devrimler', sağ populist, milliyetçi ve neofaşist yonetimler uretmişken; sureç ekonomik kriz eşliğinde bumerang olup Batı Avrupa'yı vurmaya başladı. Neoliberal ajandanın sembolu olmuş 'Sorosculuk' ve Açık Toplum Vakfı'nın 'taşıyıcı değerleri' Doğu Avrupa'dan birer birer 'kovulurken', Fransa'da Macron hukumetinin neoliberal ekonomik programına isyan dalgası yayılıyor. Fransa'daki gelişmelerin yakından izlendiği Turkiye'de ise 2013 Gezi olaylarının yıllar sonra 'Sorosculuk' ve 'Açık toplum Vakfı' uzerinden yeniden gundeme taşınması dikkat çekiyor.
Kureselleşme/neoliberalizme karşı 'isyan hali' ışığında dunyada ve Turkiye'de 'Sorosculuk' olgusu ve Gezi olaylarını dış guçlere bağlama girişimlerini, son donemde bu konuda uç makale kaleme almış Abant İzzet Baysal Üniversitesi'nden akademisyen ve Birgun Gazetesi yazarı Dr. Fatih Yaşlı ile konuştuk.
' SOROS RENKLİ DEVRİMLERİN SADECE BİR SİMGESİ, KOMPLO TEORİLERİ ÜRETMEK YERİNE EMPERYALİZMİN İŞLEYİŞİNİ ANLAMAK LAZIM'
Fatih Yaşlı'ya gore, Soros olgusu ve Açık Toplum Vakfı'nı anlamak için komplo teorileri uretmek yerine Sovyetler Birliği'nin dağılması sonrası ortaya çıkan kureselleşmeyi iyi anlamak lazım. Batı'dan yayılan neoliberal akım eşliğinde dunyaya refah ve barış getireceği iddiasıyla Sırbistan, Ukrayna, Gurcistan ve Orta Asya ulkelerinde 'renkli devrimlere' girişildiğini anlatan Yaşlı, asıl 'emperyalizmin işleyiş biçimi, diğer ulkelere nasıl sirayet ettiği, oradaki ajanlarını bir takım kurumları, vakıfları, kişileri ve medyayı nasıl kullandığına odaklanılması gerektiğini' vurguladı:
"Soros diye birinden bahsettiğinizde, Açık Toplum Vakfı diye bir vakıftan bahsettiğinizde komplo teorilerine yol açabilecek şekilde bir bakış açısına sahip olmamak lazım. Soros diye bir adam var, Açık Toplum diye bir vakıf var, dunyanın çeşitli yerlerinde bu adamların ajanları var, o ajanlar gidip o ulkeleri karıştırıyorlar ve sonrasında da kendi istedikleri yonetimleri iktidara getiriyorlar. Bu doğru bir bakış açısı olmaz. Bunun yerine asıl bakılması gereken yer, esas olarak emperyalizmin işleyiş biçimi, emperyalizmin diğer ulkelere nasıl sirayet ettiği, oradaki ajanlarını birtakım kurumları, vakıfları, kişileri nasıl kullandığı, medyayı asıl kullandığı bunlara odaklanmak lazım. Dolayısıyla George Soros ve Açık Toplum Vakfı diye bir vakıftan ve bir kişiden bahsetmek her şeyden once komplo teorilerini bir yana bırakıp, ozellikle Sovyetler Birliği'nin dağılması ve reel sosyalizmin çozuluşu sonrası kureselleşme diye adlandırdığımız ve dunyanın her tarafında kapitalizmin zaferinin, kapitalist ideologlar tarafından 'tarihin sonu' altında kutlandığı bir donemle ilişkilendirmek bu doneme bağlayarak Soros'u ve Açık Toplum Vakfı'nı anlamak lazım. Sosyalizmin çozuluşunden sonra ozellikle Amerika Birleşik Devletleri'nden ve Batı'dan yayılan neo liberal akım, kureselleşmenin ideolojisi dedi ki kapitalizm dunyaya refah, barış getirecek, kapitalizmle demokrasi ancak bir arada yaşayabilir, kapitalizm olmadan demokrasi, demokrasi olmadan kapitalizm olmaz. Bu soylemlerin pratikteki yansımasıysa bu renkli devrimler oldu. Dunyanın çeşitli coğrafyalarında Amerikan çıkarlarına aykırı olduğu varsayılan, kureselleşmenin oncesine denk duştuğu sayılan birtakım rejimler renkli devrimler adını verdiğimiz ve merkezinde sivil toplumculuğun bulunduğu yontemlerle devrildiler. Sırbistan'da, Ukrayna'da, Gurcistan'da oldu, orta Asya Cumhuriyetlerinde genelde Lubnan'da denendi vs. Tum bu renkli devrimler içerisinde elbette Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'ya bağlı birtakım kurumlar hem istihbarat orgutleri hem sivil toplum kuruluşları birtakım mudahalelerde bulundular. Eylemcilere birtakım eğitimler verdiler, radyo yayınları yaptılar, gazeteleri desteklediler. Bunları yaparken aslında bunların provasını 1990'lar oncesinde yani henuz Sovyetler Birliği yıkılmamışken çeşitli ulkelerde zaten denemişlerdi. Polonya'daki dayanışma hareketinde, Macaristan'da vs. bunun provası yapılmıştı. Bu açıdan bakıldığında Soros tum bu renkli devrim sureçlerinin simge ismi oldu. Bu simgeye bakarken birtakım ulusalcı milliyetçi çevrelerden yukselen komplovari teorilerin yerine tarihsel, sınıfsal bir perspektifle dunya sisteminin işleyişine emperyalizmin mekanizmalarına odaklanmak ve esas olanın o odaklar olduğunu, Soros'un ise bir sembol bir simge olduğunu gormek anlamak, bilmek lazım."
' LİBERALİZM VE FAŞİZM ARASINDA VAROLUŞSAL BİR İLİŞKİ VAR'
Yaşlı bu neoliberal dalganın bugun gelinen sonuçlar itibarıyla sağ populist dalgaya neden olduğunu belirtti. Sağ populist dalga yahut neofaşizmin liberalizmin Frankestrein'i olduğunu belirten Yaşlı, liberalizm ile faşizmi birbirinin anti tezi olarak gormek yerine birbiriyle varoluşsal ilişkisine dikkat çekti. 2008'de kapitalizmin kuresle olarak girdiği krizin sağ populist akımları yukselişe geçirdiğini anımsatan Yaşlı, sol ve sosyalist fikirlerin zayıf olduğu bir konjonkturde kitlelerin goçmen ve yabancı duşmanlığı ile ırkçılığın yonelmesine vurgu yaptı. Yaşlı, neoliberalizmin yarattığı sefilliğin faturasının bumerang misali bu kez liberalleri vurmaya başladığını anlattı:
"Bugunku sonuçlar açısından bakıldığında şu an dunyada yukselen bu sağ populist dalganın ya da neofaşizmin aslında liberalizmin Frankenstein'ı olduğunu, çunku bizzat liberalizm tarafından yaratıldığını soylemek mumkun. 1930'lu yıllarda Nazizm'in ve faşizmin yukselişini inceleyen ozellikle Marksist bilim insanları hep şunu soylemişlerdir. Liberalizm ve faşizm arasında oyle ya da boyle bir varoluşsal ilişki vardır. Kapitalist sitemle de faşist sitem arasında bir ilişki vardır. Kapitalizmin krize girdiği, hegemonyasını devam ettiremediği, meşruiyet bunalımı yaşadığı donemlerde faşist hareketler yukselir ve sermaye sistemi bunların onunun açılmasına cevap verir. Liberalizm ve faşizmi birbirinin anti tezi olarak gormek yerine birbiriyle varoluşsal ilişki içinde olan ki ideoloji olarak değerlendirmek daha doğru olur. Dolayısıyla bugun de neoliberalizmin yukselişi ve sonrasında girdiği krizle neofaşizm ya da sağ populizmin şu anki yukselişi arasında sanıyorum ki bir bağlantı var, bunu gormek zorundayız. Özellikle 2008'de kapitalizmin kuresel olarak yaşadığı kriz sonrasında Batı'da neofaşist akımlar ya da sağ populist akımlar yeniden yukselişe geçti. Çunku solun olmadığı, sosyalist fikirlerin zayıf olduğu bir konjonkturde sokaktaki insanlar sıradan vatandaşlar yoksullaşmalarının ve maddi olarak yaşadıkları kayıpların faturasını bir yerlere kesmek zorundaydılar. Burada da kesilen yer birincisi kureselleşme olgusu oldu ve kureselleşmenin aslında yarattığı kapitalist gelişmelere değil de kureselleşmeyle birlikte hızlanan goçmen dalgasına yoğunlaşırdı. Nasıl ki 1930'larda Alman halkının onemli bir bolumu yanlış bir şekilde kapitalizmin faturasını Yahudilere kestiyse, şimdi de Batı Avrupa toplumlarının onemli bir bolumu yaşadıkları sefaletin yoksulluğun gerisinde multecileri gormeye başladığını, tam da yabancı duşmanlığına, ırkçılığa yaslanan bir dalganın buyuduğunu goruyoruz. Tam da bu nedenle zaten nasıl ki bir zamanlar kureselleşmenin ve liberalizmin simge ismi Soros olmuşsa ama bu pozitif bir simgeydi, şimdi de kureselleşme hedef tahtasına yerleştirildiğinde ve daha ulusalcı bir bakış açısı moda hale geldiğinde bu sefer sureç tam tersine dondu. 1990'ların 2000'lerin başının pozitif anlamda simge ismi olan ve Soros ve Açık Toplum meselesi ekonomi dunyasında bambaşka bir imaja burundu ve adeta bir gunah keçisi haline getirildi. Butun bu kureselleşme ve liberalizm dalgalarının arkasında tek başına Soros diye bir adam varmış gibi bir izlenim yaratılmaya çalışıldı. Liberaller 2000'li yıllar boyunca neoliberalizme kendilerini oyle bir kaptırdılar ki neoliberalizmin yarattığı sefilliğin faturası bir şekilde bumerang misali bu sefer onları vurmaya başladı."
' ARAP BAHARI BAŞLANGIÇTA NEOLİBERALİZME VERİLEN BİR TEPKİYDİ, SİYASAL İSLAM BU DEVRİMİ ÇALDI'
Neo liberalizm ve 'renkli devrimler' surecinin Ortadoğu'daki gorunumlerini de yorumlayan Yaşlı, Arap ulkelerinde 1970'lerden bu yana liberal politikalara karşı zaman zaman sınıfsal temelde isyan halleri gorulduğunu anımsattı. Yaşlı, 2011 surecinde ise so donemdeki oncusuz, siyasi orgutsuz ve politik programsız hareketlenmeler karşısında emperyalizm hem de siyasal İslamcıların devrimci sureçleri 'çalmasına' atıf yaptı:
"Arap Baharı'nın başlangıcında da neoliberalizme verilen bir tepkinin olduğunu gormek mumkun. Mısır'da dalga başladığında aslında Mısır'ın 1970'lerin sonundan itibaren içerisine girdiği liberalleşme politikalarının bir sonucu vardı. O isyanların oncesinde ekmek, gıda isyanları var, tekstil işçilerinin isyanları var. Dolayısıyla o isyanların gerisinde de çok açık şekilde sınıfsal saikler vardı. İnsanların açlık yoksulluk kaygıları bir yandan da otoriter yonetimlere karşı yıllardır devam eden otoriter ve dibine kadar yolsuzluğa batmış yonetimlere karşı bir ofkeye donuşmuştu. Ancak son 15 senedir biliyoruz ki bunu Gezi'de de Arap Baharı'nda da gorduk, Sarı Yeleklerde de goruyoruz, toplumsal hareketler son 5-10 senedir bir oncu olmadan, bir siyasi orgut olmadan, bir politik program olmadan çoğu zaman kendiliğinden ve tabandan doğru gelişiyor, bunun da birtakım sonuçları oluyor. Bir sure sonra sokaktaki varlığınız devam etse bile ideolojik, politik bir hattınız, teorik bir doğrultunuz olmadığı için bu hareketler ya sonumleniyorlar ya da daha guçlu ideolojik hattı olan orgutlenmeler tarafından kapsanıp yonleri değiştiriliyor. Arap Baharı'nda da çok benzer bir şey oldu. Aynı anda hem emperyalizm hem siyasal İslam bu sureçlere mudahale etti ve bu hareketler başlangıcı itibariyle sınıfsal, ozgurlukçu, demokratik potansiyelleri olan bu hareketler bir sure sonra siyasal İslamcıların, Mısır ve Tunus orneğinde olduğu gibi iktidara gelmeleriyle sonuçlandı. Benzer bir hikaye Suriye'de denenecekti, ama başarılamadı. Bu açıdan bakıldığında aslında Arap Baharı meselesinin doğrudan 2000'lerin başındaki renkli devrimlerle birebir benzediğini soylemek çok mumkun değil, aralarında ciddi farklılıklar var. Ama ote yandan bakıldığında İslamcıların bu devrimleri çalmaları başlarına geçme anlamında ise hareketlerin hepsinin politik onderlikten teorik doğrultudan yoksun olmalarının bulunduğunu soylemek mumkun."
' TÜRKİYE'DEKİ DURUM GÜRCİSTAN, UKRAYNA VE SIRBİSTAN'DA YAŞANANLARDAN BAĞIMSIZ ELE ALINAMAZ'
Fatih Yaşlı'ya gore Turkiye'nin durumu da 2000'lerin başındaki Gurcistan'dan, Ukrayna'dan ve Sırbistan'dan bağımsız ele alınamaz. "AKP'nin iktidara gelişi Turkiye'nin renkli devrimi" diyen Yaşlı, bir NATO uyesi olan Turkiye'de eski Sovyet coğrafyasından farklı olarak buyuk eylemlere gerek kalmadan, sandık eliyle ve farklı mekanizmalar kullanılarak neoliberal duzenin tesis edildiğini kaydetti. Bu sureçte Gulen cemaati ve siyasal İslam'la ittifak eden liberal aydınların iktidar partisinin akıl hocalığını yaptıklarını belirten Yaşlı, bunlar arasında Soros'a ve Açık Toplum'a hayırhah bakanların da bulunduğunu anımsattı:
Sputnik
"2014'te yayınlanan 'AKP, Cemaat, Sunni-Ulus' adlı kitabımın bolumlerinden birinin adı şudur: 'AKP'nin iktidara gelişi Turkiye'nin renkli devrimi'. Daha 2014'ten oncesinde de yazmış olduğum yazılarda Turkiye'deki AKP iktidarının 2000'lerin başında Gurcistan'da Ukrayna'da Sırbistan'da yaşananlardan bağımsız olarak ele alınamayacağını, DSP-MHP-ANAP hukumetinin koalisyonunun devrilmesinin ve sonrasında Turkiye'nin bir seçimle iktidar değiştirmesinin aslında Turkiye'nin renkli devrimi olduğunu soylemiştim. Bunun gerisinde de şunun bulunduğunu belirtmeye çalışmıştım. Diğer ulkelerden farklı olarak, o ulkelerin hepsi aslında eski Sovyet coğrafyasıydı, burası ise en başından beri bir NATO ulkesiydi, Amerikan mudahalesine her zaman çok daha açık bir ulkeydi. Dolayısıyla Turkiye'deki değişiklik insanları sokağa çıkartmadan, buyuk eylemler yapılmasına gerek kalmadan başka birtakım mekanizmalarla ve en sonunda sandık eliyle yapıldı. Bu anlamda AKP'nin 3 Kasım 2002'de iktidara gelişi asıl Turkiye'nin renkli devrimidir. O renkli devrimin gerçekleşmesinden sonra yaşananlarla ilişkili en az 12 yılı hatırlayalım. Liberallerle siyasal İslam Turkiye'de bir ittifak kurmuştu. O ittifakın geçiş orgutu Gulen cemaatiydi. Gulen cemaatinin kapsadığı liberal aydınlar AKP'nin akıl hocası oldular. Ve karşılarındaki cenahı Ataturkçu, ulusalcı dedikleri cehanı ve rejimi değiştirme için birlikte hareket etiler. Dolayısıyla Turkiye'de AKP- cemaat ortaklığı birlikte rejimi değiştirirken bunun akıl hocalığını Açık Toplum'a, Soros'a, Osman Kavala'ya çok yakın birtakım entelektueller, organik aydınlar bu işin gerisinde yer aldı. Bu işin stratejik, taktik aklı liberal aydınlar tarafından ve Soros'a, Açık Toplum'a hayırhah bakan insanlar tarafından gerçekleştirildi."
' GEZİ'Yİ SOROS İLE İLİŞKİLENDİRMEK İKTİDAR PROPAGANDASI'
Yaşlı'ya gore gunumuzde Turkiye'deki iktidar partisinin 2013'teki Gezi hareketini Sorosculukla ilişkilendirmesi ise mart ayındaki yerel seçimler oncesinde ekonomik kriz ortamında bir propagandadan ibaret. Gezi'nin tumuyle barışçı, yurtsever bir çizgide olduğunu, Turk bayrakları ve Ataturk resimlerinin dalgalandığını anımsatan Yaşlı, sokağa çıkanların ezici çoğunluğunun da bağımsızlıkçı, anti-emperyalist ve yurtsever saikler taşıdığını vurguladı:
(C) REUTERS / Ümit Bektaş
"2013 Gezi'deki isyan hiçbir şekilde renkli devrim girişimi olmadığı gibi renkli devrimle iktidara gelen ve rejim değiştiren bir partinin yapıp ettiklerine karşı bir isyandı. O isyanda sokağa çıkana insanlar yine bu renkli devrimlerden farklı olarak bir kere bile ne dış mudahale çağrısında bulundular ne eylemlerde Amerika Birleşik Devletleri ya da Avrupa Birliği bayrağı taşındı, renkli devrimlerin çoğunda bu bayraklar taşınmıştır, Turkiye'de ise tam tersine en başından itibaren yuruyuşlere, eyleme isyanın kendisine her zaman bağımsızlıkçı, yurtsever bir çizgi damgasını vurdu. Bunun en buyuk orneklerinden biri o donemde insanların ellerinde taşıdıkları Turk bayrağının aynı zamanda Mustafa Kemal'in de kalpaklı resminin de o bayrağa eklenmesidir. Bu açıdan bakıldığında o donemde sokağa çıkan insanların ezici bir çoğunluğunun aslında bağımsızlıkçı, anti emperyalist, yurtsever saiklerle sokağa çıktığını ve isyan ettiğini soyleyebiliriz. Bugun gelinen noktada Gezi'yi Soros ile ilişkilendirmek, Gezi'de sokağa çıkan kitlelerin dış guçler tarafından yonlendirildiğini iddia etmek, Gezi'nin Turkiye'nin bağımsızlığına yonelik bir mudahale olduğunu soylemek bunların hepsi birer iktidar propagandası. Bu propagandanın da niye yapıldığını az çok biliyoruz. Turkiye yerel seçimlere doğru gidiyor. Bu seçimlere AKP iktidarı ozellikle ekonomik krizin etkisiyle zayıflayarak gidiyor. İlk kez kimi şehirlerde aday çıkarmayacaklar ve MHP'nin adayını destekleyecekler. Kendi yoksul tabanlarında ekonomik krizden kaynaklanan ciddi bir tepki var. Tum bunlar nedeniyle yeni birtakım siyasal kutuplaşmanın yeni birtakım yapay krizlerin yaratılması gerekiyor. Tum bu yeni krizlerde anlaşılan o ki Gezi bu krizlerin merkez noktasına yerleştirilmiş. Tam da bu nedenle seçime giden bir Turkiye'de iktidarın 6 yıl sonra Gezi'yi yeniden ısıtıp birtakım goz altılara girişmesi bu açıdan şaşırtıcı, beklenmedik bir gelişme değil aslında."
Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.