Özet (TL;DR) @ 2018-11-21T23:59:00.000Z: Prof. Hasan Ünal’a göre Trump’ın Kaşıkçı olayında Suudi prensi suçlamayarak pragmatik davranması normal. ABD’nin ‘demokrasi ve insan haklarını’ çifte standartlı kullandığını anımsatan Ünal, Ankara’nın…



Prof. Hasan Ünal'a gore Trump'ın Kaşıkçı olayında Suudi prensi suçlamayarak pragmatik davranması normal. ABD'nin 'demokrasi ve insan haklarını' çifte standartlı kullandığını anımsatan Ünal, Ankara'nın Suriye'deki gibi ideolojik değil pragmatik davranması gerektiğini soyledi.

ABD Başkanı Donald Trump, ABD kurumsal yapısı, CIA ve medyasının buyuk baskılarına rağmen Washington Post'un Suudi yazarı Cemal Kaşıkçı'nın Suudi Arabistan'ın İstanbul Başkonsolosluğu'nda oldurulmesi olayından oturu veliaht prens Muhammed bin Salman'ı (MbS) hedef almadı. ABD'de temaslarda bulunan ve Amerikalı mevkidaşı Mike Pompeo ile goruşen Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun da bu konuda 'tonu daha duşuk' bir soylem kullanması dikkat çekerken, dikkatler ay sonunda Arjantin'de duzenlenecek G-20 zirvesine katılacağı belirtilen MbS ile temaslarda.

Trump'ın açıklamasıyla gelişmeleri ve Kaşıkçı vakasında one çıkan Turkiye'nin yapması gerekenleri Maltepe Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bolumu oğretim uyesi Prof. Hasan Ünal ile konuştuk.

' AMERİKA BAŞTAN BERİ KAŞIKÇI KONUSUNU KAPATMAK İSTİYOR'

Prof. Hasan Ünal, ABD yonetiminin en başından bu yana Cemal Kaşıkçı'nın oldurulmesi vakasının uzerine ortmek istediğini belirtirken, ABD Başkanı Trump'ın veliaht prens MbS'ı itham etmekten kaçınan açıklamasının kendisi için 'beklenilir' olduğunu vurguladı:

"Ben Trump'ın bunları soyleyeceğini bekliyordum. Çunku Trump yonetimi bu şekilde konuyu kapatmış durumda. Trump ve Trump yonetimi açısından Suudi veliaht prensinin yerinden edilmesiyle sonuçlanacak bir yaptırımlar dizisine gerek olmadığı baştan beri çok açıktı. Bunu da Trump gayet guzel izah ediyor, iki arguman kullanıyor. Diyor ki 'Bu adamlar şu kadar milyar dolarlık savaş uçağı siparişi verdiler bize. Bunlardan dolayı da binlerce Amerikalı iş sağlıyor kendisine. Ayrıca sivil uçak siparişi verdiler bol miktarda ve surekli bizden alıyorlar. Bundan sonra da bizden almalarını garanti edeceğiz. Bunları yan yana getirdiğimde binlerce Amerikalının işsiz kalmasıyla sonuçlanacak bir sureçten bahsediyoruz.' Şimdi buna değer mi? İkinci kullandığı argumanda diyor ki Suudi Arabistan bize bu ihaleleri vermekle kalmıyor aynı zamanda bizim bolgedeki onemli bir ortağımız. Bolgesel siyasetimizin eski tabirle mihenk noktası. Şunun farkında veliaht prensin uzerine giderse Amerika Birleşik Devletleri, prens kolay kolay teslim olmaz, kavga başlayabilir, Suudiler başka ulkelere yonelebilirler. Mesela İngiltere'den uçak siparişi verirler. Fransa'dan uçak siparişi verirler veya Rusya'ya sipariş verebilirler. Çok açık bu konuda Rusya, konuyu kapatmış durumda. Rusya, Guvenlik Konseyi Üyesi olduğu için onemli bir konumu var. Çunku bu konuda Suudileri rahatsız edebilecek tek gelişme şu olabilirdi. Buyuk bir intihal oluşurdu. Turkiye'nin açıklayacağını ilan ettiği bilgilerle ve delillerle kamuoyunda buyuk bir intihal oluşması sonucu Guvenlik Konseyi bu konuyla ilgili ozel bir mahkeme kurabilirdi veya ozel bir Uluslararası Adalet Divanı'nı mahkeme olarak yetkilendirebilirdi. Bu durumda Suudi Prens de dahil olmak uzere herkesin yargılanmasına gidecek bir mahkeme sureci başlayabilirdi. Çunku oraya atanacak savcı bilgileri, delilleri tek tek toplayıp bir soruşturma yapacak. Bu bir tur eski Yugoslavya'da savaş suçlarını araştırmakla yetkilendirilmiş guvenlik konseyi tarafından mahkeme gibi olacak. Aynı mesela Sudan Devlet Başkanı Ömer el Beşir'in yargılanması orneğinde olduğu gibi. Suudiler dolayısıyla hemen Rusya'ya gidip izahat verdiler. Dediler ki 'Durum budur'. Ruslar bir açıklama yaptı, 'Biz Suudi Arabistan'ın yapmış olduğu açıklamalardan ve bize vermiş olduğu izahattan tatmin olduk' dedi. Aynı Rus ajansları bir saat sonra bir açıklama yaptılar. Suudi Arabistan'ın Rusya doğalgaz sektorune 5-6 milyar dolar yatırım yapacağı açıklandı. Yani Ruslar konuyu kapattı. Amerika da konuyu kapatmak istiyor baştan beri. Dunku açıklama ilginç. Çunku açıklamanın arka planında galiba CIA'in 'Bu işin içinde veliaht prensin elinin olması kuvvetle muhtemel' gibi başkana bir rapor sunmuş olması soz konusu."

' ABD DEMOKRATİKLEŞME PROPAGANDASINI İSTEDİĞİ ÜLKEYE KARŞI İSTEDİĞİ BİÇİMDE KULLANABİLİYOR'

ABD yonetiminin 'demokratikleşme' ve 'insan hakları' propagandasını istediği ulkeye istediği şekillerde kullanmakta olduğuna dikkat çeken Ünal, Turkiye'nin de bu argumanlarla hedef olduğunu soyledi. Ünal, aynı zamanda ABD'nin de Turkiye hukumetinin de Arap isyanları sırasında Bahreyn gibi ulkelerde yaşananlardan hiç soz etmemesindeki çifte standartlı tutuma dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu:

"Özellikle Turkiye gibi insan hakları, demokratikleşme propagandasına ya da savaş malzemesine buyuk olçude maruz bırakılmış bir toplumdan bahsediyoruz. Biz yıllarca adeta bununla dovulduk. Dayak yemedik, hiçbir tarafımız kalmadı bu konuda. Hem Avrupa Birliği'nden hem Amerika'dan. Ama aslında butun bunların arka planında Amerikalıların ve Avrupalıların buyuk Kurdistan projesini bolgeye artı Turkiye'ye dayatma niyeti olduğu da belliydi. Buna Turkiye'deki elitin onemli bir kısmı buna başta inanmadı. Ama şu anda geldiğimiz noktada goruyoruz. Bu konular Amerikan dış politikasındaki bir boyut. Bunu istediği ulkeye karşı istediği biçimde kullanabiliyor. Buna istediği içeriği takabiliyor. Mesela bize bu kadar insan hakları ve demokratikleşme dayatan Amerika ve Avrupalı ulkeler Çin ile işlerini tıkır tıkır yuruttuler. İran ile hemen hemen hiçbir sorun olmadan Avrupalı ulkeler ticarete, ekonomik ilişkilere devam ettiler aynı yıllarda. Bu mesela Turkiye için korkunç bir silaha donuştu. Neredeyse biz Turkiye'de birbirimizi gırtlaklayacak hale geldik. Amerika Birleşik Devletleri yonetimi 'Kardeşim tamam bu malzeme kullanılmış olabilir bugune kadar. Ama bunun da kullanma suresi doldu. Ben bunu alıyorum atıyorum' veya 'Bu başka ulkelere karşı kullanılabilir argumandır ama bazı ulkelere de kullanılamaz' diyebilir. Suudi Arabistan kullanılamayacak ulke listesinin başında geliyor. Hatta bu argumanlar Turkiye tarafından da 2011 Arap Baharı olaylarının ardından birtakım ulkelerine karşı Ortadoğu'da kullanıldı. Bunların başında da Suriye geliyor. Ama ne Amerika Birleşik Devletleri ne de Suriye Bahreyn'de olup bitenlere tek kelime soz etmedi, Turkiye de etmedi. Öte yandan Trump'ın açıklamalarında 400 milyar dolarlık bir para soz konusu. Bu buyuk bir rakam. Buna ilave Birleşik Arap Emirlikleri'nin varlıklarını da ekleyelim. Bu ulkeler sadece Amerika Birleşik Devletleri'ne silah, sivil uçak almakla yetinmiyor aynı zamanda Amerikan firmaları buradaki butun ihaleleri alıyorlar. Öyle ki Amerikan firmaları ihaleleri alıyorlar. Buyuk olçude karını alıyor, taşeron kullanıyor, Turk firmalarını kullanıyor. Onlara ufak tefek karlar verip yaptırıyor işleri. Sonuçta buyuk parayı vuranlar yine Amerika şirketleri ve onlarla hareket eden şirketler. Trump 'Ben şimdi bunu yapmayayım da pazarı Çin ve Rusya'ya mı bırakayım?' diyor."

' TÜRKİYE KAŞIKÇI OLAYINI UZATIRSA SUUDİ ARABİSTAN İLE KAN DAVALIK OLUR'

Turkiye'nin Suudi Veliaht Prensi'ni yerinden etmek gibi bir duşunceyle hareket etmemesi gerektiği goruşunde olan Ünal, Turk hukumetinin yeni bir Esad devirme vakasıyla karşı karşıya kalma riskine dikkat çekti. Ünal'a gore Turkiye bu konuda ısrarcı olursa Suudi Arabistan ile kan davalık olur:

"Çavuşoğlu orada Veliaht Prens demiyor, Suudi kralının bu işlerle alakası olmadığını soyledi. Ben de aynı kanaatteyim diyor. Çavuşoğlu eğer prensin bir ilgisi olmadığını soyluyorsa ve Turkiye, veliaht prens ile uğraşmayı bırakacaksa bence doğru yola giriyor demektir. Sebebine gelince ortada vahşi bir cinayet var. Bunun bizim topraklarımızda işlenmiş olması bizim açımızdan da meseleyi onemli hale getiriyor. Fakat obur taraftan Suudi konsolosluğu bizim toprağımız olmadığına gore ne yapalım, Suudi Arabistan'da da işler boyle yuruyor. Ama biz bir devletiz. Turkiye bu işin ortbas edilmesine izin vermemeliydi, bunu da yaptık. Turkiye bu işin uzerine gitmeseydi yani polisin topladığı deliller, istihbaratın topladığı deliller gayet profesyonelce ozellikle Amerikan gazetelerine, basın kuruluşlarına sızdırılarak sureç gayet profesyonelce yonetilmeseydi Amerikan basınının hışmı bize yonetilecekti. 'Siz ruşvet aldınız. Suudiler sizi parayla satın aldı. Bu işi bu yuzden ortbas ediyorsunuz. Oysa siz konsolosluğa o adamın girdiğini goruyorsunuz ama oradan çıkmıyor olduğunu da biliyor olmalısınız' diyeceklerdi. Turkiye'nin elinde bu işi ortbas edecek malzeme de vardı. Kaşıkçı'nın elbiselerini giyen ve ona çok benzeyen birisi dışarıda çıkıyor, bir yerlerde geziyor. Aslında Suudiler işi kendi çaplarında profesyonelce planlamışlar. Ama Suudi profesyonelliği yani Turkiye'nin elindeki delil toplama yeteneğinin golgesinde kaldı ve sonuçta Turkiye bunun ortbas edilmesine izin vermedi. Turkiye'nin bu profesyonelce kriz yonetimi Suudilere cinayeti kabul ettirmek zorunda kaldı. Suudiler bunun sonucunda 'Evet. Boyle bir cinayet işlendi. Biz şimdi işleyenleri buluyoruz' dediler. Sonra yaptıkları açıklamalar çok mantıklı ve birbirini tamamlayan açıklamalar olmamakla birlikte konu dunya tarafından kabul edilmiş durumda. Burada hakem olacak ulke Amerika Birleşik Devletleri. Suudi Arabistan'a zarar verme yeteneği olan tek ulke o. 'Ben Suudiler ile ilişkilerimi ne olursa olsun olduğu biçimde devam ettireceğim' diyorsa o ulke, bizim veliaht prensi yerinden etmek için elimizdeki verileri bu olayı bu şekilde kullanmaya zorlarsak içinden çıkamayabiliriz. Yeni bir Esad devirme vakasıyla karşı karşıya kalabiliriz. Uğraşırız ama hiçbir şey yapamayız. Belki de Suudi Arabistan'ı onumuzdeki elli yıl daha yonetmesi zorunda olacak birisiyle kan davalık oluruz."

' TÜRKİYE'NİN ELİNDE DOĞU AKDENİZ'DEKİ KUŞATILMIŞLIĞINI KIRMA FIRSATI VAR'

Kaşıkçı olayını Suudi Arabistan ile ilişkileri yola sokabilecek bir fırsat olarak goren Ünal, Turkiye'nin bu sayede sadece Suudi Arabistan ile değil, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri ile de ilişkileri duzeltebileceği kanısında. Turkiye'nin Suriye savaşına ideolojik bakış açısıyla girerek hukumet devirmeye kalkıştığını anımsatan Ünal, bu politikaların sonucu olarak Turkiye'nin Mısır sayesinde Doğu Akdeniz'de iyice kuşatılmış hale geldiğini anımsattı. Ünal, Kaşıkçı olayının bu kuşatılmışlığı kırma fırsatı sunabileceğini belirtti. Ünal'a gore Kaşıkçı olayıyla Turkiye eline geçen fırsatları pragmatik biçimde değerlendirmeli:

"Suudi Arabistan ile ilişkilerimizi duzenlemek, yeniden ele almak bizim için daha iyi olabilir. Çunku bir de Suudi kralı Turkiye ile bir şekilde bu vesileyle ilişkileri toparlama niyetinde. O halde biz de bunu kullanalım. Suudi prensin bu işin içinde olduğuna dair elimizde birtakım veriler olduğunu soylesek, ima etsek bile Suudi krala ve prense, 'Kendi vatandaşları, kendi toprağı, kendi konsolosluğu, fiilen bu işi yapanlar da cezalandırılacağına gore' diyerek bırakıp Suudi Arabistan ile ilişkilerimizi duzeltirsek onlar vasıtasıyla Mısır ile ilişkileri duzeltme fırsatı buluruz. Şu anda Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır bunların hepsi bir cephe halinde ve bize karşılar. Elimizdeki bu fırsatı bu ulkelerle ilişkilerimizi toparlamak için kullanırsak aynı zamanda Doğu Akdeniz'deki kuşatılmışlığımızı da Mısır yoluyla kırma fırsatı olur. Bu bir sonraki aşamada İsrail ile bile ilişkileri ortalama ve surdurebilir hale getirmeye yarar. Eğer olaya ideolojik değil pragmatik bakarsak. Butun bunların olabilmesi için Suriye'deki politikalarımızdan vaz geçmemiz lazım. Çunku Suudilerle, Mısırla vs. bozuşmanın başlangıcı 2011 Arap Baharı olayları. Orada biz Musluman Kardeşler merkezli bir siyasetten yana olduk Mısır'da. Suriye savaşına aynı ideolojik bakış açısıyla girdik. Suriye'deki hukumeti devirmeye kalkıştık ya da devrilmesine buyuk olçude yardımcı olduk. Eğer biz Suriye'deki bu iç savaşa destek vermesek ve tam tersine Şam hukumetinin yanında olsaydık ki Şam hukumeti nezdinde muazzam kredimiz olurdu ve ona yaptığımız telkinlerin bir kısmını Şam hukumetinin dinlemesi ve yerine getirmesi mumkun dahi olabilirdi adım adım. O zaman Suriye'de iç savaş katiyen bu boyutlara ulaşmazdı. Bunun için demek ki Suudilerle uzlaşabilmenin yolu da dış politikayı belirleyen ideolojik bakış açısının bir kenara bırakılıp pragmatizme yani faydacılığa donmek. Benim ulkem için faydalı olan nedir konusuna yonelmek lazım. Bu da o zaman işleri toparlar. Bu Rus matruşkası gibi bir şey. Bir şey çıkartıyorsunuz bu zannediyorsunuz, içinden başka bir şey daha çıkıyor."

' YUNAN TARAFINA İSRAİL VE MISIR'I MÜTTEFİK OLARAK HEDİYE ETTİK'

Turkiye'nin Doğu Akdeniz'de kendi kendisine dışlanmayı sağladığını belirten Ünal'a gore Turk hukumeti uyguladığı politikalarla Yunan tarafına İsrail ve Mısır'ı muttefik olarak hediye etti. Ünal, Turkiye için doğru olanın Şam yonetimi ile uzlaşmak olduğuna da değindi:

"Veliaht prens ihvan karşıtı politikaların şu anda liderliğini yapıyor. O çerçevede Mısır'ı ve Birleşik Arap Emirlikleri'ni yanına almış durumda. Son gunlerde şu haberler geliyor. Suudi Arabistan'ın Suriye ile de uzlaşmış olabileceği yonunde. Bu bizim için de çok faydalı olur. Suudi Arabistan yakın zamanda PYD'ye 100 milyar dolar odeme yaptı, Amerika oyle istiyor diye. Biz Suudi Arabistan ile yakınlaşırsak, o zaman 'Yapma bu yardımları. Bizi rahatsız edecek şekilde Suriye'de faaliyette bulunma' diyebiliriz. Ama bunu diyebilmemiz için bizim Suriye ile uzlaşmamız lazım. Öyle bir noktaya gidiyoruz ki dış politikada. Bir defa Doğu Akdeniz'de tumuyle kendi kendimizi dışlamış bir durumdayız. Yunan tarafına İsrail'i Mısır'ı muttefik olarak hediye ettik. Onlar da bunların hepsini tepe tepe kullanıyorlar bize karşı. Eğer Suudiler, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır Suriye ile de uzlaşırsa o zaman Suriye ile uzlaşmayan ulkeler listesinde tek biz kalacağız. Bu taraftan da kuşatılmış olacağız boylece. Suriye ile uzlaşmamanın aynı zamanda Irak merkezi hukumeti ile, İran ile ve Rusya ile ilişkilerimizde puruzler yaratmakta olduğunu soylemeye gerek yok zaten. Bizim dış politikamız nerede bozulduysa orada duzeltmek lazım. İşin ozune inmek gerekiyor. Bunun için de Afrin'di, İdlib'di gibi konulara çok buyuk onem addetmeyi bırakıp Turkiye'nin çıkarları açısından Şam ile uzlaşmanın doğru yol olduğuna gelip PYD'nin uzerine gitmek, bu arada da Suudilerle, Birleşik Arap Emirlikleri ile ilişkileri duzeltmek, dengelemek ve oradan Mısır'a açılmak. Mısır'ı Rum Yunan tarafının elinden almak lazım."