Özet (TL;DR) @ 2018-11-09 08:20:16.724152: İlker İnanoğlu, 3 yılın ardından Amerika’dan döndü ve yine Engin Komiser olarak “Arka Sokaklar” ekibine katıldı. Ekip arkadaşlarıyla buluşmanın kendisini “yuvada” hissettirdiğini söyleyen oyuncu,…
◊ "Arka Sokaklar"a, sizin deyiminizle "yuvaya" dondunuz. Neler hissediyorsunuz?
- "Arka Sokaklar"a donme hissini şoyle ifade edebilirim. Hani sizin en çok sevdiğiniz gomleğiniz vardır ya... Onu giydiğinizde muthiş bir huzur ve guven duyarsınız. Ne kadar yeni, pahalı şeyler alsanız da hiçbir zaman artık giyilmekten aşınmış hatta rengi atmış, belki bir yerinde ufak bir delik açılmış o gomleğin yerini tutamaz. Ve yine o en sevdiğinize geri donersiniz, donmek istersiniz. "Arka Sokaklar"a donmek de işte boyle bir şey. Butun oyuncuları çok iyi tanımak hatta kardeş olmak, ekibin muthiş uyumu, herkesin her yapacağı hamleyi evvelden kestirebilmesi, çekimlerde birçok spontane oyun çıkarmamızı sağlıyor.
◊ "Arka Sokaklar"ın bu kadar sevilmesinin ve vazgeçilmez olmasının sizce sebebi nedir?
- Bence seyircinin karakterleri benimsemesi, kendini bir parçası gibi gormesi ve sevmesi ile çok ilgili. Mesela Özgur Ozan'ın canlandırdığı Husnu Çoban karakteri ve onun ailesiyle olan ilişkisi. Zor şartlarda nasıl birbirlerine bağlandıkları, hayatın dramına rağmen komik durumları gormeleri, yaşamaları...
Şevket Çoruh'un canlandırdığı Mesut karakterinin tek başına yetiştirmek zorunda kaldığı oğlu Tunç ile olan ilişkisi...
Zafer Ergin'in oynadığı Rıza baba karakteri ve aile ilişkileri...
Yazar grubu Yurdakul ailesinin, hikayeleri her zaman dinamik, guncel ve gerçekçi tutması ve tabii ki butun bunların Turker İnanoğlu'nun orkestra şefliğinde olması, asıl başarıyı sağlayan unsur.
◊ Engin Mudur'u neler bekliyor şimdi?
- Bunu henuz ben de hiç bilmiyorum. Her şeyi senaryo geldikçe oğreniyorum. O yuzden surprizleri hep beraber goreceğiz.
3 YILDIR AMER İKA'DA EMLAK ALIM SATIMI YAPIYORUM
◊ Ekrandan uzak kald ığınız donemde neler yaptınız?
- Ekrandan uzak kaldığım uç sene boyunca Amerika'da, Miami'de yaşadım. Orada emlak alım satım işi ile uğraşıyorum. Ortak arkadaşlarımla ihaleden evler alıp, onarıp sonra satıyoruz. Bazen kazanıyoruz, bazen kaybediyoruz. Evlerin çoğunu, evin durumunu gormeden alıyorsunuz. Dolayısıyla harcanması gereken miktar evin satış miktarını aşabiliyor. Bu işleri yapabilmek için bir emlak lisansınızın olması gerekiyor. O lisans için de okula gitmek, çok kalın bir kitabı ezberleyip imtihandan geçmeniz gerekiyor. O kadar zordu ki ben kursu iki defa almak durumunda kaldım, sonrasında imtihana girdim. Geçtikten sonra kendimle epey gurur duydum. Çunku hiç bilmediğim bir konuda uzmanlaşmıştım (guluyor). Hatta bu yaştan sonra daha da zevkli oluyormuş. Ayrıca Amerika'da olmanın en guzel tarafı, orada universitede okuyan oğluma yakın olmak ve onu sık sık gorebilmekti.
◊ Yeni nesil oyuncular ı nasıl buluyorsunuz?
- Çok beğeniyorum. Mesela en son uçakta benim daha yeni seyretme fırsatı bulduğum "Ekşi Elmalar"a rastladım, bayıldım. Yılmaz Erdoğan yine çok guzel bir film çekmiş. Başroldeki 3 kız kardeşin birbirleri ile olan ilişkileri muhteşemdi. Bravo Farah Zeynep (Abdullah), Songul (Öden) ve Şukran (Ovalı).
B İR GÜN YUMURCAK'IN GERÇEK HİKAYESİNİ FİLM YAPACAĞIM
◊ Kendinizle ilgili yanl ış bulduğunuz ve değiştirmek istediğiniz bir algı var mı?
- Ben biraz mesafeliyimdir, hemen samimi olmayı sevmem. Sizi tanıdıktan sonra seversem, canımı bile verebilirim ama. Bazı insanlar bunu soğukluk olarak algılayabiliyor. Tribunlere oynamayı da sevmem. Ne kadar sevileceğim, ne kadar beğeni alacağım diye bir post koymam Instagram'a mesela. Gerçek fikirlerimi koyarım ve İngilizcesini yazarım. Hayatımın 30 senesi Amerika ve Avrupa'da geçtiği için arkadaşlarımın yarısından çoğu yabancı çunku. Sizi sadece bir iki dizide seyretmekle hakkınızda her şeyi bildiklerini, sizi çozduklerini zannediyorlar. Ama maalesef oyle değil. Bir gun "Yumurcak"ın gerçek hikayesini film yapacağım.
BENCE ZENG İNLİK SADEL İKTE
◊ Ş u an hayatınızın nasıl bir donemindesiniz?
- Artık hayatta sadece huzur arıyorum. Eskiden "şu da olsun, bunlara sahip olmak için neler yapmam gerek" gibi duşuncelerle hareket ederdim. Şimdi sabah guneşli bir gune uyanmanın zevkine, bir tost ve çayın tadına, oğlumun kokusunu duymaya, spor yapabilmenin, sağlıklı olmanın guzelliğine bayılıyorum. Bence zenginlik sadelikte. Yaşamın hızından hayatı kaçırıyoruz. Artık guzel bir çiçek gorduğumuzde ona bakmıyoruz çunku o çiçek hep orada olacak zannediyoruz. Ama bir gun olmayabilir. O gun "keşke dun o çiçeğe baksaydım" diyebiliriz. Basit bir çiçekte bile tanrının bir mucizesini gorebiliriz. Yorumsuz bir şekilde baktığımız zaman.

Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.