Özet (TL;DR) @ 2018-11-08T09:40:54.000Z: Gazeteci Kadri Gürsel, 'Ben de sizin için üzgünüm' adlı kitabında "Nagehan Alçı'ya nasıl tahammül ediyordunuz?" sorusunu da yanıtladı.



Gursel çalışmasında gazeteci olmak ve gazeteci kalmak için verdiği mucadelenin oykusunu anlatıyor. "Cumhuriyet'e operasyon, hapislik, gulunç bir iddianame, By-Lock suçlamaları ve bir siyasi dava karşısında yazarın yaşadıkları, aslında sizin oykunuz" diyen Kadri Gursel kendisine yoneltilen ilginç sorulara da cevap veriyor.

Kadri Gursel kitabında CNN Turk'te Dort Bir Taraf programında Nagehan Alçı'ya nasıl tahammul ettiği sorusunu yanıtladı:

- (…) Silivri'deki ilk ayımdı; ben avukatlarımla goruştuğum sırada bir kadın meslektaşları kabine girdi, "bir merhaba demek istediğini" soyledi, el sıkıştık, ayakta birkaç dakika konuştuk, teşekkur ettim, ayrılmak için kabinin kapısını açmak uzereyken birden geri dondu ve bankonun uzerinden vucudunu bana doğru eğerek, çekingen, fısıldar gibi bir sesle, "Kadri Bey, musaadenizle size bir soru sormak istiyorum" dedi.

-- Sorunun ne olacağını anladım. Guldum. İçimden, "İşte geliyor" dedim. Bu soru, bana daha once yuzlerce kez sorulmuş olan o sorudan başkası olamazdı. Tebessumumu gizleyemediğim için Avukat Hanım bana ne soracağını sezdiğimi anlamıştı sanırım.

-- Yine de sordu: "O kadına nasıl tahammul ediyordunuz?" Restoranlarda, sinema fuayelerinde, alışveriş merkezlerinde, arkadaş buluşmalarında, Galatasaray tribununde, cenazelerde, sokakta yururken, tanıdığım tanımadığım çok sayıda insan bana bu soruyu yoneltti. Genellikle de "tahammul" sozcuğunu kullanmışlardır. "Tahammul" ile anlam yakınlığı olan diğer sozcukler de vardır: Sabretmek, katlanmak, dayanmak… Bu sozcukler de kullanılmıştır sorularda ama en çok "tahammul"…

-- Memleketin hali uzerine yorum yapan bir gazeteciyim. "Bu gidiş nereye, bunun sonu nereye varacak Kadri Bey?" sorusu, bana "Nagehan sorusu" kadar sorulmamıştır. Özellikle kadınlar, sorarken, ustelik adını da anmazlar, "O kadın" derlerdi, "Hangi kadın?" diye sormazdım. Bilirdim.

' O KADIN, NAGEHAN ALÇI'YDI'

-- "O kadın", Nagehan Alçı'ydı. "O kadına nasıl tahammul ettiniz" sorusu, CNN Turk'teki Dort Bir Taraf programının kapatılmasının uzerinden iki buçuk yıl geçtikten sonra, hapisteyken bile bana hala sorulabiliyordu. Kimine gore programım bir bitsin, iki ay sonra unutulacaktım. Kimse beni hatırlamayacaktı. Televizyon boyle bir mecraydı, hafızası yoktu. Gorenler, "Bu adamı bir yerlerden gozum ısırıyor ama nereden?" diye soracaklardı kendilerine.

-- Ama yanıldılar. Nereye gidersem gideyim peşimi bırakmayan Nagehan sorusuna bu kitapta yanıt vermek, gazeteciliğin bana yuklediği bir gorev. Yoksa korkarım ki bu soru beni ongorulebilir bir gelecekte de takip etmeye devam edecek. Buna bir son vermeliyim. "Nagehan sorusu"ndan kurtulmalıyım.

-- Kitabın bu bolumunu bu haklı amaca hasrediyorum. Umarım başarılı olurum. Bu bolumde "Nagehan Alçı" ve "tahammul" sozcuklerini tekrarla, çok sayıda kullanacağım. Bu bir be-ceriksizlikten kaynaklanmıyor. Öyle icap etmiştir. (…)

-- 2012'nin son gunlerinde CNN Turk'ten çağırdılar. "Sana bir teklifimiz olacak" dediler ama ne olduğunu soylemediler. Ben de sormadım, lakin anlamıştım. Emre Kongar "Dort Bir Taraf "tan ayrılmıştı, yerine beni du¬şunuyor olmalılardı. Sezgim, bu teklifin bana yapılacağını bir suredir kulağıma fısıldamaktaydı ama istemiyordum; duşuncesi bile rahatsız etti, her seferinde uzaklaştırdım.

-- Mamafih işte şimdi oluyordu. Kendimi "evet" ya da "hayır" demeye hazırlamalıydım. Kafam karıştı, içimi bir gerginlik kapladı. Dort Bir Taraf'ı daha once bir kez bile başından sonuna seyredememiştim. Nedenini tahmin edebilirsiniz. Nagehan Alçı'ya ben de tahammul edemiyordum. Ne zaman denk gelsem zaplıyordum.

' TAKATİM YETER MİYDİ? DAYANABİLİR MİYDİM?'

-- Şimdi, seyrine katlanamadığım bir televizyon figuruyle aynı programa çıkıp nasıl tartışacaktım? Hem de haftada bir değil, iki defa. Takatim yeter miydi? Dayanabilir miydim? Tereddutle derin kaygı arasında gidip gelen bu iç çatışma halinin zihnimi uzun sure zapt etmesine izin vermedim.

- Mantığım galebe çaldı. Kendimi CNN Turk'un Dort Bir Taraf 'a katılma teklifine "Evet" demeye hazırladım ve kanalın yoneticileriyle goruşmeye sarih kafayla gittim. Mantığım şuydu: Nagehan Alçı'ya haftanın iki gunu taham¬mul etmek, benim gibi muhalif olarak sınıflandırılmış bir ga¬zetecinin, bu en çok izlenen tartışma programında goruşlerini paylaşabilmek için Turkiye şartlarında odeyeceği manevi bedeldi. Yıpratıcı olacaktı kuşkusuz. Ama bunun maddi tazminatı bana odenecekti. Karşılığında hakkaniyetli bir ucret alacaktım.

-- Bu benim için risklerle dolu gerçek bir meydan okumaydı. Mucadeleci bir insanım, kaçamazdım. CNN Turk binasına bu zihin açıklığıyla gittim ve "Evet" dedim. Programın once Enver Aysever, ardından da Emre Kongar'dan boşalan koltuğuna artık ben oturacaktım. 2013'un Ocak ayı başında katıldığım Dort Bir Taraf 2014'un Haziran'ında kapatılana kadar tam bir buçuk yıl Nagehan Alçı'ya tahammul ettim.

-- Aslında, bana beş yıldır yoneltilen "Nagehan Alçı'ya nasıl tahammul ettiniz?" sorusunun bende iki cevabı var. Ayrım çizgisi "Dort Bir Taraf 'a katılmadan once" ve "Dort Bir Taraf 'a katıldıktan sonra" olan iki farklı cevap. Yukarıda da yazdım, Dort Bir Taraf 'a katılmadan once kendisini ekranda izlemeye ben de tahammul edemiyordum.

' SAHTEYDİ, SAMİMİYETSİZDİ, KENDİSİNİ TASARLAYARAK İKTİDARA KABUL ETTİRMİŞTİ'

-- Çunku sahteydi, samimiyetsizdi. Kendisini tasarlayarak iktidara kabul ettirmiş ya da başkalarının tasarımı olmayı kabul etmişti. Nagehan Alçı'yı, Dort Bir Taraf 'taki "o kadın" olmadan evvel tanımıştım. O zamanlar medyanın hemen her mecrasında birkaç benzerine rastlayabileceğiniz, kendine birçok bakımdan guvenen, hırslı, basamakları kısa surede çıkıp isim yapmaya odaklandığı kolayca fark edilebilen genç bir gazeteciydi. 2010'da ne olduysa oldu, Nagehan Alçı aniden bir iktidar yandaşına donuştu. Kendisini suratli biçimde yeniden tanımladı ve konumlandırdı, ya da yukarıda bahsettiğim gibi konumlandırıldı. Geçirdiği mutasyonu doğal bulmam. Kendisi bir siyasi "satış onerisi"dir ve bu hali için anlaşmaya varılmıştır. AKP iktidarının laik yandaşı olmuştur.

-- "Laik yandaş" derken şunu kastediyorum: AKP iktidarının icraatını, siyasal İslamcılığın argumanlarıyla değil de uluslararası toplumda ve merkezde genel kabul goren demokrasi ve hukuk değerleri ekseninde, liberal bir soylemle pazarlamaya ayarlanmış laik kişi… Ama oyle bir laik kişi ki bu, laikliği de laikleri de guya liberal bir perspektiften eleştirecek…

-- Donemin laik kokenli sozde liberal işbirlikçileri, bu propaganda çalışmasını yaparken, inanç ozgurluğu, sivilleşme, AB reformları, demokratikleşme, açılımlar gibi kulağa hoş gelen kavramları kullanarak, içeride ve dışarıda alıcı potansiyeli geniş bir kitleyi hedefliyorlardı… Diğer taraftan AKP'nin bu kav¬ramlarla suslenmiş siyasi mesajlarına televizyondaki "laik ve modern" bir kadın figur olarak kendi dış gorunuşuyle de bir inandırıcılık efekti katması, iktidarın Nagehan Alçı projesinden beklentisi olmalıydı.

- Bu hesap AKP iktidarının 2011'den itibaren belirgin ve inkar edilemez bir biçimde demokrasi ve laiklikten çark etmesiyle ters tepti ve tam aksi yonde sonuç verdi. Bu arada "Nagehan Alçı'nın dış gorunuşu" derken, saç tuvaleti, takı, aksesuar ve kıyafet tercihlerindeki kuçuk abartıların gerçekleştirdiği buyuk risklere de, bu ters tepen beklenti bağlamında değinmeden olmaz.

-- Ana akım haber kanalının laik seyircisi, kendi modern hayat tarzının, kişisel hak ve ozgurluklerinin, kadın-erkek eşitliğinin ve neticede laikliğin AKP iktidarı tarafından nihayet tamamen ortadan kaldıracağına hukmetmişti. Bu seyirci, 2012'de boyle bir iktidarı ekranlarda canla başla savunan bu kadın televizyon figurunun dış gorunuş bakımından kendisine benzemenin otesinde, ekranda kendisinin abartılı bir hali olarak gorunmesini içine sindiremedi ve Nagehan Alçı'dan çok nefret etti.

' SADE BİR GÖRÜNÜMLE ÇIKSAYDI KENDİSİNDEN BU DENLİ NEFRET EDİLMEZDİ'

-- Mesela kapansaydı, ya da ekrana en fazlasından hafif bir makyaj ve saç tuvaletiyle, velhasıl sade bir gorunumle çıksaydı kendisinden bu denli nefret edilmezdi. Onu bir nefret objesi haline getiren, dış gorunuşuyle soyledikleri arasındaki uzlaşmaz karşıtlık ve tutarsızlıktır. Bu açmaza bir de gizleyemediği yetersiz bilgisi ve yuzeyselliği ile karşılıklı çarpan etkisi yaratan hırçın, saldırgan ve kışkırtıcı tartışma uslubunu ekleyin.

-- Bu Nagehan Alçı, AKP'nin toplumun kendi kemikleşmiş seçmen tabanının otesindeki geniş kesimlerini kapsama iddiasını yitirdiği bir donemde ortaya çıktı ve dolayısıyla hiç inandırıcı olamadı. Dort Bir Taraf'a katılmadan once bir televizyon izleyicisi olarak Nagehan Alçı'ya işte tum bu nedenlerden dolayı tahammul edemiyordum.

-- Dort Bir Taraf'a katıldıktan sonra ise kendisine tahammul etmek benim için bir gorevdi artık. Bakın bu gorevi nasıl yerine getirdim: Nagehan Alçı'ya tahammul edebildim çunku onu ciddiye aldım. Yanlış anlaşılmak istemem. Nagehan Alçı, Nagehan Alçı olduğu için değil, tam tersine Nagehan Alçı olmadığı için onemliydi. Karşımda otururken onu iktidarın cisimleşmiş hali olarak gordum ve iktidar nasıl davranılmayı hak ediyorsa ona da oyle davrandım.

-- Nagehan Alçı kendisi olabilseydi, başka ifadeyle tasarım olmasaydı, izleyici gibi ben de katlanamayabilirdim onunla aynı studyoda bulunmaya. Ama gerçekte karşımda konuşan, iktidardı.

-- Önce Dort Bir Taraf 'ta Nagehan Alçı'nın ağzından duyduğum soylemlerden bazıları, hemen ardından iktidarın gundelik siyasal iletişiminde karşıma çıkardı. Bunlar once medyayla içlidışlı kimi AKP'li bakanlar tarafından dillendirilir ve boylece dolaşıma sokulurdu.

-- AKP iktidarının medya karar merkezlerinde belirlenen savunma ve hucum tarzlarının, soylem ve sloganların Nagehan Alçı aracılığıyla teste tabi tutulduğu programdı Dort Bir Taraf. Nagehan Alçı'nın soylemlerinin benden ve Altan Öymen'den aldığı tepki, bahsettiğim karar merkezleri uzerinde bir etki yaratıyor ve bu da testin "doğrulama anahtarı"nı oluşturuyordu.

- Dolayısıyla, yine ilk kez Nagehan Alçı'nın ağzından çıkan bazı soylem ve mesajlar programda kullanıldığıyla kalır, yayılmazdı. Bunların işe yaramayacağı duşunulurdu muhtemelen. Nagehan Alçı iktidarın televizyon avatarıydı. Hassas gundem konularının tartışıldığı programlarda bir tablet bilgisayarın onunde açık durduğu hep dikkatimi çekmiştir. Gozleri belirli aralıklarla, ozellikle de tartışma kızıştığında tabletinin ekranına kayardı. Ama sadece bu kadar; arama motoru kul¬anarak bir bilgiye ulaşmak için parmakları klavye uzerinde dolaşmazdı, "bilgi" ona gonderilirdi.

-- Bir parmağıyla yine de dokunurdu tabletinin ekranına ama yukarıdan aşağı, aşağıdan yukarı kaydırma hareketi yapmak için. Mentorlarının kendisine yolladığı e-mailleri ya da DM'leri kontrol ederdi. Bundan eminim çunku ekrana dokunurken dik ve duz bir çizgi izleyerek aşağı yukarı hareket eden bir işaret parmağı başka bir işe yaramaz.

' MENTORLARINDAN ONLINE TAKTİK ALIP HÜCUM TAZELERDİ'

-- Mentorlarından online taktik alıp hucum tazelerdi. Bir şey keşfetmiş gibi "Bakın bir de şu var" der ve yeni bir argumanla karşımıza çıkardı. Kimi zaman isim bile verirdi: "Mesela bakın Yıldıray Oğur benimle şunu paylaşmış…" Nagehan Alçı'yı bir kez "iktidarın televizyon avatarı" olarak kodladıktan sonra onun gerçekte kim olduğu, soylediklerine kendisinin de inanıp inanmadığı, ona bakışımı ve dolayısıyla verdiğim tepkiyi etkiler olmaktan çıkıyordu. Bu da işimi kolaylaştırıyordu tabii. Kim olduğuyla değil, programdaki işleviyle alakadardım. Karşıma Nagehan Alçı ya da AKP yandaşı yapay zekayla donatılmış bir humanoid oturtulmuş, benim için fark etmiyordu.

-- Bunlara ilaveten, kendisini çozumlemem fazla zamanımı almadı. Bu sayede yukum hafifledi. Hangi noktada nasıl re¬aksiyon vereceğini, tartışmayı yonlendirmek, saptırmak veya boğuntuya getirmek için ne zaman mudahale edeceğini aşağı yukarı tahmin edebiliyordum. Beni genellikle şaşırtmıyordu.

-- Bazen çok basit ama etkili taktikler kullanıyordu. Mesela onu koşeye sıkıştırdığım anlarda ne dediğimin izleyici tarafın¬dan anlaşılmaması için araya girip ofkeli sozcuklerini makineli tufek gibi aralıksız saydırmaya başlardı. Ben de susmayıp konuşmaya devam ederdim. Davudi bir ses tonuna sahip olduğumu soylerler, dolayısıyla karşısında doğal avantajlarım vardı. Beni bastırmak için bağırmak zorunda kalıyordu. Rakibini susturmak için boyun damarlarını şişirerek tiz sesiyle ekranı çınlatan bir kadın durumuna duştuğunde ise yeterince antipatik gorunuyor ve kaybediyordu.

-- Kendisine karşı hangi tedbiri alırsanız alın, Nagehan Alçı'ya tahammul etmek buyuk dayanıklılık, sabır ve takat gerektiren bir gaileydi. Duşunun, canlı yayında bir kadın tartışmacı size "Gidin masturbasyonunuzu yapmaya devam edin" diyor ve siz, hicap ve edep olçusunun çok otesine geçen bu çirkinlik karşısında ofkenizi kontrol ederek programa devam etmeyi başarıyorsunuz.

(C) Fotoğraf : YouTube

- Ya da Cumhuriyet gazetesinin, tarihimize "Dışişleri tapesi" diye geçen ses kaydıyla ilgili yayın yasağını tanımadığını ilan eden kınama metnini programda okuduğumda, "Vatan hainleriyle program yapmaktan utanıyorum" diye bağırıyor ve siz bu hakareti ciddiye almadığınızı gostermek için istihzayla gulmekle yetinip programı surduruyorsunuz.

' MASTÜRBASYON EDEPSİZLİĞİ VE VATAN HAİNLİĞİ SUÇLAMASINDAN SONRA KENDİSİYLE BEŞERİ MÜNASEBETİMİ NEREDEYSE TAMAMEN KESTİM'

-- Butun bunlar Dort Bir Taraf 'ta yaşandı. Bu "masturbasyon" edepsizliği ve "vatan hainliği" suçlamasından sonra kendisiyle beşeri munasebetimi neredeyse tamamen kestim. Program oncesinde selam vermiyor, hatta konuk odasından alt kattaki studyoya inerken aynı asansor kabinini dahi paylaşmıyordum. Bekliyordum once o insin. Program bittikten sonra da kendisini selamlamadan ayrılıyordum.

-- Nagehan Alçı'ya televizyonda seyirci ya da tartışmacı olarak tahammul etmek, sabır gostermek, dayanmak ve katlanmak için her turlu taktik beceri ya da farkındalık şuurunun otesinde, guçlu bir ofke kontrolu yeteneğini de haiz olmak gerekiyordu. Bu alanda hiç de fena olmadığımı Dort Bir Taraf 'ta kanıtladığımı duşunuyorum. Bu kapasitemin hangi mustesna şartlarda, nasıl geliştiğini sonraki bolumlerde okuyacaksınız.

-- Kendime verdiğim gorev, ne olursa olsun, Dort Bir Taraf'tan Nagehan Alçı yuzunden ayrılmamak, programın ortasında studyoyu terk etmemek, soz soyleme hakkımı savunmaya devam etmekti. Vakar ve soğukkanlılığımı koruyup itibar kaybına ortak olmamaktı.