Özet (TL;DR) @ 2018-11-05T21:14:00.000Z: Prof. Dr. İlber Ortaylı, Osmanlı Devleti'nin son padişahı 6. Mehmet Vahdettin'e yönelik "İngiliz uşağıydı" gibi yorumlardan kaçınılması gerektiğini söyledi.



Son Osmanlı Padişahı 6. Mehmet Vahdettin'in kaçmayı tercih ettiği belirten tarihçi İlber Ortaylı konuyla ilgili olarak, "Son padişah VI. Mehmet Vahdettin bir kaçışı tercih ediyor. 'Atıldım, satıldım, hak benimdi' gibisinden hiçbir beyanname de yayınlamıyor. İstifa ettiği yonunde herhangi bir şey de duyurmuyor. Mesela son Çar, 'Rusya'nın hayrına çekiliyorum, Tanrı Rusya'yı korusun!' diyerek bir beyannamede bulunurken, Vahdettiin halka karşı boyle bir yayın yapmayı tercih etmiyor. Kendisi 11 Kasım'da İngilizlere yazdığı bir mektupta hayati tehlike dolayısıyla İngiltere'ye sığındığını bildiriyor. Bunu sozlu olarak yapmış, karşı taraf yazılı olarak istemiş; makul istekti" diyen Ortaylı, "Padişah bu başvuruyu yazılı olarak yapmayı epey duşunmuş. Fakat yapabileceği başka bir şey, yazabileceği başka kimse de yoktu, ancak İngilizlere sığınabilirdi. O yuzden 'İngiliz uşağıydı' gibi yorumlardan kaçınmak gerekir. Çunku Fransa Ankara Musalahası'nı yapmıştı ve artık donanmayı burada tutmuyor, sur içi İstanbul'da oylesine bir işgal kuvveti bulunduruyordu" değerlendirmesinde bulundu.

Beyaz Tarih sitesinden Ahmet Yurttakal'ın sorularını yanıtlayan Ortaylı'nın açıklamaları şoyle:

Say ın hocam, oncelikle bizlere, bu yoğun mesainiz arasında zaman ayırdığınız için okuyucularınız ve sizi sevenler adına teşekkur etmek isterim. Malumunuz, Dunya tarihinin sonuçları itibari hala devam eden en onemli hadisesi eskilerin Cihan Harbi olarak anlattığı Birinci Dunya Harbi'nin bitişinin 100. Yılı. Sayın hocam, vakit kaybetmeden ilk sorumuzu soralım, Birinci Dunya Savaşı Nedir?

"Noel'de evimizde oluruz." 1914 yılı Ağustos ve Eylul'unde buyuk savaşa giren orduların genelkurmaylarının ortak sloganı buydu.

Size g ore Birinci Dunya Harbi, hangi duşuncelerle başladı; savaş, tarafları için neyi ifade ediyordu? Sonuçlarını duşunebilmişler miydi ya da nerede hata yaptılar?

Doğrusu, Birinci Dunya Harbi tarihte benzeri gorulmemiş derecede tahripkar bir olaydı, diyemeyiz; en azından Amerikan İç Savaşı'nı goz onunde bulundurulduğunda savaşa girenler bu savaşın sonucunun ne olacağını tahmin edebilirlerdi ama edemediler.

Savaş henuz başladığı 1914 yılının Ağustos ve Eylul'de buyuk savaşa giren orduların genelkurmaylarının ortak sloganı "Noel'de evimizde oluruz." idi. Oysa dort yıl herkes evinden ayrı kaldı ve kimse evini eskisi gibi bulamadı. Alman ordularının Hindenburg komutasında, Rusya ordularını Tannenberg bataklıklarına gommesinden sonra zannedildi ki, Fransa'nın da işi bitecektir. İyi donanımlı ve mağrur Alman kuvvetleri Batı cephesine sevk edildiler; oysa Fransa dayandı.

Savaşın neleri gotureceğini en doğru anlayan asker olmayan biri idi; Rusya Çarı'nın Maliye Bakanı Kont Witte "Bu savaş çılgınlıktır; ne taht, ne taç, ne anane, ne ahlak, ne de inanç kalacak." diye feryat ediyordu. Uzun suren dort yıl boyunca cephelerde milyonlar oldu. Cephe gerisindeki halk ise eski savaşların aksine kendini savaşın içinde buldu. Kıtlık ve açlık mureffeh Avrupa başkentlerini eritti. İstanbul bile ilkel uçaklardan elle atılan bombalarla yanıyordu.

Ö yle ise bu savaşın içtimai hayata etkisi oncekilere nazaran nasıl olacaktır?

Evet, bu savaş çok daha farklı olacaktır. Birinci Cihan Harbi'nde Avrupa kıtası ve Ortadoğu bolgesi ilk defa cephe gerisindeki kitlelerin de savaşın sıkıntıları ve tahribatı içine çekildiğine şahit olmaktadır. Bu savaşta Osmanlı imparatorluğu ilk defa aynı anda birkaç farklı geniş bir coğrafyada savaşmak zorunda kalır. Umumi seferberlikte askere alınan erkeklerin bir kısmı hayatlarında ilk defa çizme ve postal giymektedir. Sadece Osmanlı Devleti için bu geçerli değil… 1900'lerin Viyana'sında proleter semtlerinde ayakkabısız gezinen delikanlı gormek çok olağandı. Kışın kaput giyebilmek birçok genç için ancak ruyada mumkundu, oysa şimdi sırtlarındaydı.

Bu kadar şeyi kim uretiyordu, nerden bulunacaktı? Bunlar hiç duşunulmemişti. Milli savunmaların odemeleri çoktan altın karşısında eriyen banknotlarla yapılmaktaydı. Harpten sonra insanlığın 3 bin yıllık odeme sistemi çoktu ve değişmek zorunda kaldı. Kadınlar daha fazla uretim için, erkeklerin boşalttığı fabrikaları ve şirketleri doldurdu; bir daha da evlerine donmedi. Avrupa sarsılıyordu. Sadece iktisadi değil, içtimai bakımdan da. Kadınlar kaçınılmaz olarak fabrika ve buro hayatına girmişti. Bizde dahi kadın memur alındı, geniş olçude kadın işçi ve amele taburları oluştu. Dokumacılık ve eğitimde Osmanlı kadını 19. yuzyıldan beri işçiydi.


C İHAD-I MUKADDES

14 Kas ım 1914'de ilan edilen Cihad-ı Ekber'in beklenildiği gibi savaşın seyrine bir etkisi oldu mu?

Profesor Hikmet Bayur, Ataturk'un sevdiği milli eğitim bakanlarından biri olarak, yazdığı tarihte hilafetin ilan ettiği cihadın hiçbir işe yaramadığını ve karşımızda Musluman askerleri gorduğumuze dair verdiği rakamlar doğru değildir. Hiç şuphesiz ki cihat ilanının Almanların beklediği ve bizde de bazılarının umduğu gibi pek fazla işe yaradığını soyleyemeyiz. Ama Osmanlı imparatorluğu ordularının karşısında Musluman askerlerin de buyuk bir gayretle savaşmadığı, cepheyi terk ettikleri sık sık gorulmektedir.

' ABDÜLHAMİD DÖNEMİNDE ÇOK TOPRAK KAYBETTİK'

" Sultan Abdulhamid savaşa girmezdi" deniliyor. İttihat Terakki'nin ileri gelenleri tarafından da savaşa girilmesinin zorunlu olunduğu belirtmekteydiler. Biraz muhayyel olsa da girilmeseydi ne olurdu?

Evet, bu ifade çokça soylenmekte, ama Sultan Hamid zamanında da çok toprak kaybettik. Kıbrıs, Tunus gibi yerleri elden çıkardık ve hatta İran'a bile toprak verdik. Öyle bilindiği gibi bizim İran ile sınırımız Kasr-ı Şirin ile falan da çizilmedi.

93 Harbi başlarken biz hiçbir şekilde halkına guvenemeyeceğimiz bir yeri vermemek için Karadağ'a kahramanca girdik. Hiçbir şekilde guvenemeyeceğiniz ve elinizde kalmayacak olan ufak bir parça için Rus Savaşı'na giriyorsunuz. Mesele sadece o da değil. Aslında biz Ayastefanos'u kabul etmiş olsaydık, sınırlarımız bugunkunden gene daha geniş olacaktı. Fakat o gunun havası şuphesiz farklıdır ve tarihe bu minval ile bakmak lazımdır.

İttihatçıların harbe girişinin sebebi: Çok milliyetperver ve buyuk ideallere sahip oluşları, hem de hiçbir zaman ozguvenleri olmayan ve kendilerini değerlendiremeyen bir ekip olmalarıdır. Yani aslında savaşa girmezlerse birileri gelip onları parçalayacak duşuncesine sahiplerdi. Halbuki kimsenin onlara saldıracak hali yoktu. Hepsinin durumu vahimdi. Hatta şoyle soylenebilir ki savaşın altıncı ayının sonunda butun Avrupa bitmişti.

' ENVER PAŞA ÇOK YETENEKLİYDİ'

Say ın hocam İttihat Terakki demişken, Enver Paşa hakkında ne dersiniz. Genç yaşta Harbiye Nazırı ve Erkan-ı Harbiye reisi olur. Saray'ın da damadı idi. Kariyerinde hızlı yukselmesi ve genç oluşunun savaşın idaresine etkisi nasıl oldu?

Enver Paşa'nın çok yetenekli bir genç olduğu şuphesiz… Fakat unutulmaması ve altı çizilmesi gerekir ki o donemde hakikaten "genç"tir. Yine de hakkını yememek lazım, otuz kusur yaşında, mareşal olmamasına rağmen mareşal mesabesindeydi demek yanlış olmayacaktır. Donemin ordusu ise Osmanlı, Turk tarihinin en kalabalık ordusuydu. Herkes askere alınmıştı. Buyuk bir devrim yapılmış, bir muddet evvel medreselerin dahi askerlikten muafiyeti kaldırılmıştı. Harbe girerken ise gayrimuslimlerin de muafiyeti kaldırıldı. Yani herkes asker oldu, tam bir vatandaş ordusu… Bu ordunun bir kısmını sevk edemediler bile. Fakat muhim olan mesele bu kadar buyuk bir ordunun komutanının genelkurmay başkanı olan Enver Paşa'nın bilgili, hırslı ve cesur; ancak bir o kadar da genç birisi olması ve dahası boyle bir salahiyetle ordunun başına getirilmesi anormal bir durumdur.

' TÜRKLER ŞEYTAN GİBİ SAVAŞIRLAR AMA CENTİLMENDİRLER'

Birinci D unya Savaşı bazı kaynaklarda "centilmenler savaşı" olarak nitelendirilmektedir. Gerçekten centilmenler savaşı mıydı? Zira milyonlarca kişi olecekti.

(C) AA / Sefa Karacan

Birinci Cihan Harbi içinde, muhtelif milletlerin orduları kendilerine has tutumlarıyla ortaya çıktı. "Centilmen savaşçılar" diye bir mefhum kullanılır oldu. Savaşı adam gibi yapan, karşısındakinin kendi gibi savaşçı olduğunu unutmayan askerlerden kurulu ordular vardı. Yuzbaşı David Fallon'un, Çanakkale Savaşı'nı anlatan "The Big Fight / Buyuk Kavga" adlı kitabını okuduğumuzda bunları goruyoruz. Yuzbaşı Fallon Almanları gaddar, fırsatçı askerler olarak niteliyor. Buna karşılık Turkler için "Bir şeytan gibi savaşır ama centilmendir, aciz olana saldırmaz ve dokunmaz" diyor.

Doğu cephesinde de çatışmaya ara verildiği anlarda Rus ve Turk neferler birbirlerine karşılıklı olarak tutun, ekmek ve şeker atarmış. Fallon'un kitabında esir ve yaralılara Turklerin karşıdan su bile gonderdikleri yazılıyor.

Birinci D unya Savaşı'nda Milyonlarca insan oldu. Erkek nufusun eriyip gittiği bu savaş halkları nasıl etkiledi?

Harpten sonra insanlığın 3 bin yıllık odeme sistemi çoktu ve değişmek zorunda kaldı. Kadınlar daha fazla uretim için, erkeklerin boşalttığı fabrikaları ve şirketleri doldurdu; bir daha da evlerine donmedi. Avrupa sarsılıyordu. Sadece iktisadi değil, içtimai bakımdan da. Kadınlar kaçınılmaz olarak fabrika ve buro hayatına girmişti. Bizde dahi kadın memur alındı, geniş olçude kadın işçi ve amele taburları oluştu.

Halk ı ağır şekilde etkileyen Birinci Dunya Harbi, ulkeleri ve hukumetleri nasıl etkileyecektir?

Birinci Cihan Harbi'nden evvel stabil bir dunya mevcutken; harpten sonra bitmeyen enflasyonlar, darlıklar, iktisadi krizler birbirini izlemeye başlayacaktır. Kapitalist sistemin içine girdiği bu dağınıklık maalesef bugune kadar devam etmektedir ve bu krizler dunyasının nasıl duzeleceğine dair elimizde veriler yoktur. Son zamanlarda ve Turkiye'de çok acele çevrilen Fransa'nın ilginç ekonomistlerinden Thomas Piketty'nin eserinde çok açıkça gorulmektedir ki, Birinci Cihan Harbi'ne giren iki buyuk kuvvet yani Rus İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu konvertibl sistemin içinde değillerdir. Buralarda para dolaşımı, banknota sozde dayanmaktadır. Sınırların dışında bu banknot hiçbir kıymet ifade etmemektedir. Altına dayalı bu buyuk iki nufus kitlesinin savaşa girmesi ulkelerin altust olacağına delildir. Nitekim Rusya İmparatorluğu savaşa girdiği zaman uç askere bir tufek hesabıyla muharebe etmiştir. Şehirlerde yiyecek kıtlığı safhadadır.

O vakte kadar geçerli olan altın miktarı ile dengeli banknot sistemi iflas etti; savaştan sonra da eski sisteme donulemedi. Her yerde enflasyonlar ve iflaslar birbirini izledi. İşçi sınıfı bilinçlenmiş miydi yoksa kızgın mıydı? Nazizmin ve faşizmin gelişi kızgınlık tezini doğruluyor.

Acaba sava şın sonundaki uygulamalar galiplerin mağluplardan intikam alması şeklinde mi cereyan edecektir?

Yaşayan sınıfların, fakir sınıfların, sıkıntı çeken insanların, monarşiye karşı olan ananevi bağlılığı sona ermiş ve başka bir duşmanlık başlamıştır.

Savaşın galipleri de bitkin ve bezgindi. Kızgınlıkları gaddarlık derecesindeydi; Almanya ve Avusturya-Macaristan'dan fena intikam aldılar. Almanya milli sınırları içinde bir imparatorluktu. Fransızlar Alsace ve Lorraine'i ilhak ettiler, Saar ve Ruhr havzaları işgal edildi. Polonya bazı toprakları aldı ama asıl yıkım yuklenen ağır savaş tazminatı ve dolayısıyla borç yukuydu; savaş sanayii yasaklanmıştı.

İkinci Dunya Savaşı'ndan sonra refahın donuşu için akıllıca kullanılan bu yasak, Birinci Dunya Savaşı'ndan hemen sonra ise askeri sanayideki işçi ve muhendisler için ise muzmin işsizlik demekti. Barış antlaşmalarından sonra Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'ndan iki kuçuk devlet ortaya çıktı.

Birinci D unya Savaşı'nın tabii ki etkileri başta da belirttiğiniz uzere gunumuze kadar gelmektedir. Bununla birlikte savaşın fiili olarak sonu nasıl oldu?

11 Kasım 1918'de saat 11.00'de Fransa harap olduğu savaşın galibi olarak Compiegne ormanında Almanya ile imzaladığı mutareke ile I. Dunya Savaşı'nı fiilen bitirmişti. Bilahare barış anlaşmaları arasında Versailles'da mağlup Almanya'dan 1870 savaşının intikamı alınmaya çalışılacak ve bu, II. Dunya Savaşı'nı hazırlayan nedenlerden biri olacaktır. Compiegne ormanındaki vagonunda Alman askeri erkanını ateşkes şartlarını dikte etmek için bekleyen Fransız Mareşal Foche, meslektaşı Petain gibi bu sonsuz savaşta mareşalliğe yukselenlerdendi. Savaşın galipleri de mağluplar kadar bitkindi. Milliyetçilik ve milli kin doruğundaydı. Butun gunahların sorumlusu Almanya, Avusturya ve Osmanlı İmparatorluğu olarak goruluyordu.

Ondan 12 gun evvel, 30 Ekim'de Turkiye İmparatorluğu, Halep ve Musul sınırına çekilmişken barış talep etti. Avrupa'daki muttefiklerinden Avusturya- Macaristan çoktan bitmişti. Turk cephelerinin Avusturya-Alman bloku ile bağlantısı da Bulgaristan'ın savaştan çekilmesiyle zaten kopmuştu. Bir hazin durum; uzun cihan harbi boyunca, kendi imkanları içinde en geniş ve uzak cephelerde çarpışan kuvvet Turklerin ordularıydı. Cihan savaşına giriş çozulmez hataların başlangıcıydı; bu çozumsuzluk sonunda çokuntuyu getirdi; bu çokuntuden çıkış için Turk toplumu kaosu ve yeni bir dunya savaşını değil milli mucadeleyi seçecektir. Mutarekeden bir sene sonra aslında Turkiye toprakları, İtilaf Devletleri'nden Fransa'nın Maraş bolgesindeki işgalini sarsmaya başlamıştı. Ordunun direnen komutanları, siyasi ve idari direnişin orgutlenme ağını oluşturmaktaydılar.

20. y uzyılın ikinci buyuk savaşını goz onunde bulundurduğumuzda Birinci Dunya Savaşı'ndan yeterince ders alınmadı diyebilir miyiz?

Buna rağmen birinci savaşın yarattığı tahribattan ders alınmadığı; 1939 Turkiye'sinin bu tarafsızlık konusundaki tek istisna olduğundan bellidir. Özellikle askeri anıların çevirileri yapıldıkça ve bilhassa bizde birinci harbe katılan buyukbabaların el yazmaları sandıktan çıkartılıp yayınlandıkça manzara daha iyi goruluyor.

Sava şın sonuna baktığımızda buyuk oranda toprak kaybı Osmanlı Devleti'nden olacaktır. Bunun sebebi nedir? Neden galip devletler Osmanlı coğrafyasında sanki savaş bitmemiş gibi davranacaklardır?

Kindar galiplerin asıl hedefi ise Osmanlı Turkiye'si oldu; koca Arabistan'ı yağmaladılar ve gunumuzun sorunlarla dolu Ortadoğu'sunu yarattılar. İşgal ve parçalanma programının içinde yer alan Batı Anadolu için Britanya ordusu yorgun ve yetersizdi. Kasaları açtılar ve ihtiraslı kuçuk Yunanistan'ı kullandılar.

Yorgun, maliyesi çokmuş, guzide evlatlarını dort cephede kaybetmiş Turkiye; Ege'ye Yunanistan'ın çıkması, guneyde de Fransızların Ermenilere jandarma olarak uniforma giydirmesinden dolayı galeyana geldi. Savaş sırasında okul sıraları boşalmış, tarlalar ve dukkanlar ustasız ve çiftçisiz kalmıştı ama endişe direniş hareketini buyuttu.

T urk milletinin buna tepkisi nasıl olur?

İmparatorluk ağır bir yenilgiye uğrasa ve Arap vilayetlerini elinden çıkarsa da bin yıllık ananeye sahip ordusu vardı, komutanları ve devletin burokratları ortadaydı. Nitekim 15 Mayıs'ta İzmir'in işgali, hemen 19 Mayıs'ta geleceğin Turkiye mareşalinin Samsun'a çıkışını getirdi.

Bu tecrubeli diğer genç komutan (Gazi Mustafa Kemal Ataturk) ve burokratlar 15 Mayıs'tan evvel gelişmeleri tahmin etmiş ve tedbir almaya başlamışlardı. Bu tamamen politik bir orgutlenme, ordu saflarının alarma geçirilmesi, onlara moral verilmesi ve dağılan İttihat ve Terakki'nin elemanlarının da orduya paralel biçimde gorevlendirilmesiydi.

19 Mayıs'tan 11 ay sonra Ankara'da direnişi goturecek hukumet kurulmuştu. TBMM hukumeti eski devletin genç kuvvetlerinin orgutlenmesi ve yuksek bir direnme gucunu temsil eder. Örgutlenme alışkanlığı ve enerjisi yuksek toplumlara konumları ve durumları ne olursa olsun karşı çıkmak veya zor zamanda daha fazla ezmeye kalkmak akıllı bir politika değildir.

Bu son ifadeleriniz g oz onune alındığında savaşın sonuçları ile boğuşuyoruz diyebilir miyiz?

I. Dunya Savaşı'nı en yoğun biçimde yaşayan, devlet ve millet hayatında en onemli değişikliği geçiren biziz. Hatırlamak ve itiraf etmek istemesek dahi; hala bu uzun savaşın getirdiği kayıpların ve değişikliklerin etkileri ile boğuşuyoruz. Biz bu uzun savaşa aslında 1912'de Balkanlar'da başladık ve 1922'de Mudanya'da tamamladık. Tarihimiz ve talihimiz nedeniyle II. Dunya Savaşı'na katılmadık.

Birinci Cihan Savaşı biz Turklerin en çok bilmemiz gereken bir donemdir. Oysa geçtiğimiz bu dort yılı değerlendirdiğimizde akademik olarak yeterli olmasa da bir şeyler yaptık diyebiliriz. Ama savaşın asıl yukunu çeken halka bunu iyi anlatamadık. Özellikle lise ve universitelerimizde bu konu yeterli olarak işlenmedi.

Ayrıca şunu da belirtmek lazım ki, Tarihin yakasına yapışıp hesap soran uluslar pek sıhhatli sayılmazlar. Zira boyle toplumlar aslında tarihi incelemek ve anlamakta fevkalade ilgisiz ve bilgisizdirler. Sadece az bilgiyle çok gurultu yaparlar.

Sultan VI. Mehmet Vahideddin 'in ulkeden "hayati tehlike" gerekçesi ile sessiz sedasız ayrılması (bazı tarihçilere gore kaçması) hakkında ne dersiniz? Özellikle "İngiliz uşağıydı" gibi ifadeler sizce doğru mu?

Son padişah VI. Mehmet Vahideddin bir kaçışı tercih ediyor. "Atıldım, satıldım, hak benimdi" gibisinden hiçbir beyanname de yayınlamıyor. İstifa ettiği yonunde herhangi bir şey de duyurmuyor. Mesela son Çar, "Rusya'nın hayrına çekiliyorum, Tanrı Rusya'yı korusun!" diyerek bir beyannamede bulunurken, Vahideddin halka karşı boyle bir yayın yapmayı tercih etmiyor. Kendisi 11 Kasım'da İngilizlere yazdığı bir mektupta hayati tehlike dolayısıyla İngiltere'ye sığındığını bildiriyor. Bunu sozlu olarak yapmış, karşı taraf yazılı olarak istemiş; makul istekti.

Padişah bu başvuruyu yazılı olarak yapmayı epey duşunmuş. Fakat yapabileceği başka bir şey, yazabileceği başka kimse de yoktu, ancak İngilizlere sığınabilirdi.

O yuzden "İngiliz uşağıydı" gibi yorumlardan kaçınmak gerekir. Çunku Fransa Ankara Musalahası'nı yapmıştı ve artık donanmayı burada tutmuyor, sur içi İstanbul'da oylesine bir işgal kuvveti bulunduruyordu.

İtalya ise zaten Üskudar'daydı ve Ankara Hukumeti ile arası çok iyiydi. Bu yuzden o da seçenekler arasından eleniyor. Padişahın da tabii ki Yunanlara sığınması gibi bir durum soz konusu değil. Geriye kala kala sadece İngiltere kalıyor. Dahası Boğazlar mıntıkasının denetimi de İngilizlerin elinde… Yani padişahın Karadeniz'e çıkıp oradan Romanya'ya geçecek bir durumu yok. Her yol İngiltere'ye çıkıyordu. Neticede diğer taraftan İngilizler de bu işi tabii kabul ediyorlar.

Sayın hocam bize vakit ayırdığınız için teşekkur ederiz. Son olarak Hocam, yakın tarihimizin donum noktalarını farklı bir bakış açısıyla sunduğunuz ve sıra dışı analizlerin de olduğu Kronik Yayınları'ndan çıkan "Gazi Mustafa Kemal Ataturk" ve "Turkiye'nin Yakın Tarihi" adlı eserleriniz okuyucularınız tarafından epey ilgi gordu. Eğer lutfederseniz imzalayacağınız bir kitabınızı, okuyucularınız arasından (yapacağımız çekilişle) şanslı birine hediye etmek isteriz.

Teşekkur ederiz, tabi ki de imzalarım. İyi okumalar.