Özet (TL;DR) @ 2018-11-05T21:49:00.000Z: Aydın Sezer’e göre Güney Kıbrıs’ın Akdeniz’deki 10’uncu sahadaki son sondaj çalışmaları KKTC ve Türkiye’nin hak iddia ettiği sahalarla çakışmıyor. Kıta Sahanlığı ile MEB rejimlerinin farkına dikkat…



Aydın Sezer'e gore Guney Kıbrıs'ın Akdeniz'deki 10'uncu sahadaki son sondaj çalışmaları KKTC ve Turkiye'nin hak iddia ettiği sahalarla çakışmıyor. Kıta Sahanlığı ile MEB rejimlerinin farkına dikkat çeken Sezer, Turkiye'nin uluslararası siyasetle çozumu gereken meseleleri hukuki argumanlarla ele almasının yanlışlığını vurguladı.

Turkiye ile Yunanistan arasında Ege ve Doğu Akdeniz'de Kıbrıs adası etrafındaki enerji kaynaklarına dair gerilim yeniden yukseliyor. Yunanistan'da kara sularının karasularını bazı bolgelerde 6 milden 12 mile çıkarılması tartışmaları ile Doğu Akdeniz'de Guney Kıbrıs'ın 'Munhasır Ekonomik Bolge' (MEB) ilan ettiği 10'un saha ile ilgili son hamlelerine Ankara'dan sert tepki geldi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Turkiye'ye rağmen Doğu Akdeniz'de veya Ege'de adım atabileceklerini sananlar ne kadar buyuk bir hata yaptıklarını anlamaya başladılar. Doğu Akdeniz'deki doğal kaynakların ulkemiz ve KKTC dışlanarak adeta gasp edilmesine yonelik girişimleri kesinlikle kabul etmeyeceğiz" çıkışı yaptı. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, Ankara'yı 'uluslararası hukuka uygun davranmaya' davet etti.

Gelişmeleri enerji uzmanı ve Medya Gunluğu sitesinin yazarı Aydın Sezer ile konuştuk.

' EGE SORUNU YILLARDIR DEVAM EDEN BİR SÜREÇ'

Aydın Sezer, Turkiye ile Yunanistan arasında Ege'deki sorunların yıllardır devam ettiğini anımsatırken, meselenin çozumlenmemesinde bolgenin doğal yapısından da kaynaklandığının altını çizdi:

"Ege'deki sorunların niteliği çok uzun yıllardır beri tartışılıyor. Ama Ege ile ilgili bizim şansımız ya da şanssızlığımız muhatabımızın sadece Yunanistan olması. Dolayısıyla orneğin eğer Ege'de kıta sahanlığı konusu konuşuluyorsa, Birleşmiş Milletler hukukunun ongorduğu 'doğal uzantı' işin içine giriyorsa Ege'nin tamamı hatta Atina'ya kadar Anadolu'nun doğal uzantısı şeklinde. Ama gelin gorun ki pratikte uzerindeki adalar, uluslararası hukuk, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konferansı artı Avrupa Birliği'nin kendine ozgu içtihadı çerçevesinde işler kolayca çozulmuyor, duğum haline geliyor. Bizim Ege'de sadece kıta sahanlığı değil sıfır hattından kara sularına, bitişik bolgeden hatta bazı yerlerde iç sulara kadar bir dizi sorunumuz var. Burada yeni bir gelişme ya da boyut yok. Bu yıllardır devam eden bir sureç."

' GÜNEY KIBRIS'IN SONDAJ YAPIYOR OLMASI TÜRKİYE'Yİ İLGİLENDİREN BİR DURUM DEĞİL'

Sezer, Guney Kıbrıs'ın en son sondaj çalışmaları başlattığı 10 numaralı parsel Kuzey Kıbrıs tarafıyla çakışan bir alanı olmadığı için Turkiye'yi ilgilendiren bir durum olmadığı goruşunde:

"Kıbrıs ile ilgili konudaki durum ise şoyle: Belki de bu bahsedeceğim gelişmeye istinaden Cumhurbaşkanı bu açıklamayı yaptı. İki gun once ya da dun ajanslara duşen haberlere gore Guney Kıbrıs, 10 numaralı parselde. Burada sondaj çalışmaları yapılacağından bolgeyi dort aylığına deniz trafiğine kapattığını açıkladı. Bu 10 numaralı parsel bizim aslında Kıbrıs açıklarında hak iddia ettiğimiz kıta sahanlığımız alanının otesinde. Yani kıta sahanlığı ile çakışan ya da ortuşen bir alan değil. İkincisi bu saha Guney Kıbrıs ile Mısır'ın yaptığı Munhasır Ekonomik Bolge anlaşması 2003 tarihli anlaşmaya istinaden Kıbrıs'a bırakılmış bir saha. Biz bu anlaşmayı da tanımadığımızı daha once deklare ettik. Hatta 2 Mart 2004 tarihli mektubumuzla Birleşmiş Milletler deniz hukuku ofisinin bulteninde itirazı kaydımızı kayıtlara geçirdik. Bu anlaşmada bahsi geçen 32-16-18 doğu boylamının batısında kalan bolgelerde Turkiye'nin hak iddiası vardır ve bizi bunu tanımıyoruz dedik. Dolayısıyla boyle resmi bir belgeye konu olan savımıza istinaden de baktığımızda Guney Kıbrıs'ın arama yapacağı bolge bu sahanın dışında. Kıbrıs kendisine ait munhasır bolgede trafiğe kapatarak sondaj yapıyor olması ilk etapta Turkiye ile yer alan sorunlarda ya da politikada bizi ilgilendiren bir durum değil. Ancak Kuzey Kıbrıs Turk Cumhuriyeti'nin Guney'deki sahalar ve parseller uzerindeki iddiaları açısından, farklı bir açıdan kapsama sahamıza giriyor olabilir diye duşunulebilir. Buna da bakıldığında bizim Guney Kıbrıs ile ilan ettiğimiz Kuzey Kıbrıs Turk Cumhuriyeti'nin hak iddia ettiği sahalarda bu bolge ile çakışmıyor. Bunun da altını çizmek lazım. Çakışan bolgeler 8 ile 12'den başlayarak doğuya gidiyor."

' AKDENİZ'DE KARŞIMIZDA MISIR, İSRAİL VE LÜBNAN DA VAR'

Turkiye'nin sert çıkışlarının arkasında emsal teşkil etmesi yahut Kuzey Kıbrıs'ın haklarını korumak gibi kaygıları olabileceğini de belirten Sezer, bu noktada Akdeniz'in Ege Denizi'nden farkının altını çizdi. Turkiye'nin karşısında Mısır, İsrail ve Lubnan gibi ulkelerin bulunduğunu vurgulayan Sezer, MEB için kıyıdaş devletlerin anlaşması gerekliliğini anımsatarak meselenin Ankara'nın uluslararası siyasetin parçası olan bir gundemi hala hukuki zeminde tartışmasından kaynaklandığını kaydetti:

"Geriye tek bir olasılık kalıyor. Bizim Guney Kıbrıs yonetiminin herhangi bir adımına yonelik politikaya karşı çıkışımız ve itiraz etmemiz gibi bir durum soz konusu olabilir. Bu da 'A. emsal teşkil etmesin diye B. Turkiye'nin arzu ettiği şekilde Kuzey Kıbrıs'ın da haklarının gozetildiği bir şekilde tam anlamıyla bolgede siyasi çozum sağlanıncaya kadar otelenmesi olabilir. Bu noktadan bu soylemde bulunulmuş olabilir. Burada Ege'den farklı olarak şoyle bir durum var. Akdeniz'de karşımızda sadece Ege ve Akdeniz yok. Net bir şekilde bir Mısır Arap Cumhuriyeti, bir İsrail ve bir de Lubnan var. Biz Mısır'ın 2003 yılında yaptığı anlaşmadan once Mısır tarafıyla temaslarda bulunarak Turkiye'nin tezlerini anlattık. Ve Turkiye'nin hak ettiği kıta sahanlığı çizgisi uzerinde Mısır ile ortaklaşa Munhasır Ekonomik Bolge ilan edilebileceğini soyledik. Bugun Kıbrıs'ın egemenlik hakları diye bolgenin aslında Mısır'a ait olduğunu iddia ediyoruz biz. Bunu Mısır'a da soyledik. Mısır buna rağmen Kıbrıs ile kendi arasındaki bolgeyi eşit olarak ikiye paylaştırarak bu anlaşmayı yururluğe koydu. Bunun hemen akabinde Mısır kendi milli mevzuatını oluşturdu ve bunu BM'ye deklare etti. Çavuşoğlu'nun bu yılın başında Mısır-Guney Kıbrıs anlaşmasına yonelik yaptığı açıklamalara ilişkin çok sert bir tepki verdi Mısır Dışişleri Bakanlığı. Mısır Dışişleri Bakanı 'Bizim Kıbrıs ile imzaladığımız anlaşma uçuncu tarafları ilgilendirmez. Bunu tartışmaya açmayız. Bu uluslararası hukuka uygun bir anlaşmadır' diyor. Bunu soyleyen ulke Mısır. 2013'ten beri Mısır ile ilişkilerimizin ne duzeyde olduğunu biliyoruz. Yanılmıyorsam 2013 yılından beri hala Mısır'da buyukelçimiz bile yok. İşin bu boyutunda bir de Avrupa Birliği muktesebatı var. Avrupa Birliği de tam uyelik muzakerelerinde 2012 yılından beri bize defalarca Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konferansı bir muktesebattır, Turkiye'nin bunu imzalayıp yururluğe koyması gerekir şeklinde soylemleri var. Kıta sahanlığı ile Munhasır Ekonomik Bolge rejimleri ve tabii oldukları hukuki prosedurler farklı. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konferansı madde 55'te kıta sahanlığı duzenleniyor. Turkiye de zaten buna istinaden haritalardaki çizgiyi Turkiye'nin kıta sahanlığı olarak belirtiyor ve orada hakkımız olduğunu iddia ediyoruz. Bu noktadan bakıldığında hukuki ve coğrafi olarak bu doğru. Bizi burada sıkıntıya sokan, bizim hala konuyu uluslararası siyasetin bir parçası olan bir gundemi olan konuyu bizim hala hukuki zeminde tartışarak Munhasır Ekonomik Bolge ilanı ya da ilan edilmemesi ile paralel goturmeye çalışıyoruz. Kıta sahanlığı tek taraflı bir rejim. Munhasır Ekonomik Bolge için diğer bir kıyıdaş devletin imzası gerekiyor. Bizim maalesef 90'ların sonundan beri Mısır ile bu konuda temaslarımız olmasına rağmen biz o hattın Mısır ile aramızdaki bir anlaşamaya istinaden oluşturulduğunu deklare edemedik, geç kaldık."

' KARADENİZ'DE DE ANKARA'NIN KIRIM'IN İLHAKINI TANIMAMASINDAN ÖTÜRÜ GÜNYÜZÜNE ÇIKMAMIŞ BİR SORUN VAR'

Karadeniz'de benzer bir sorunun 1970'lerde çozulduğunu belirtirken, Ankara Kırım'ın 'ilhakını' tanımadığı için burada da 'gun yuzune çıkmamış bir sorun' bulunduğunu belirten Sezer, Akdeniz'de ise Turkiye'nin Guney Kıbrıs'ı tanımayan tek ulke konumunun meseleyi daha da zorlaştırdığını vurguladı:

"Karadeniz'de bu sorun şoyle çozuldu. 1978 yılında Sovyetler Birliği ile Turkiye arasındaki, bir anlaşma ile Karadeniz'i zaten ikiye bolduk. Orada bir sorun çıkmadı, çunku orada bir ada yoktu. 80 yılından itibaren de biz bunu onaylayıp yururluğe koyduk. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra oluşan yeni ulkelerde sanırım Romanya ile Ukrayna arasında kuçuk bir surtuşme oldu. Bizim daha onceki anlaşmayı aynen kabul ettiler. O nedenle orada bir sorun çıkmadı. Orada çıkması muhtemel sorun Kırım'ın ilhakını tanımadığımız için o sahanın kıta sahanlığı ve onun uzerindeki Rusya'nın Munhasır Ekonomik Bolge iddiasını da tanımıyoruz. Orada da var aslında su yuzune çıkmamış bir sorun. Ama orada da durum şimdilik boyle.

Kıbrıs'a donecek olursak Munhasır Ekonomik Bolge ilan edemiyoruz. Kıbrıs'ın anlaşmalarla ilan ettiği Munhasır Ekonomik Bolgeyi doğal olarak tanımadığımızı ifade ediyoruz. Ortaya sonuçta şoyle bir durum çıkıyor. Denizin dibi ve deniz yatağının bize ait olduğu bir bolge var. Bunun uzerinde Kıbrıs'a ait olduğu iddia edilen bir su kutlesi var. Dolayısıyla boylesine ortuşen sahalarda mutlaka bir uzlaşma ya da anlaşma gerekiyor. Gelin gorun ki Turkiye Kıbrıs'ı tanımayan tek ulke Birleşmiş Milletler çerçevesinde. Yani biz tanımadığımız bir ulkenin bir uygulamasını da tanımadığımızı belirtiyoruz."

' YARIN EMSAL TEŞKİL EDER'

"Turkiye ile Kıbrıs arasındaki bu sorun Kuzey Kıbrıs Turk Cumhuriyeti'nin Munhasır Ekonomik Bolge kıta sahanlığı konusunda Guney Kıbrıs ile yaşadığı problemleri biz birbirine karıştırmaya başladığımız anda sorun daha karmaşık ve içinden çıkılamaz bir hal alıyor" diyen Sezer, Kuzey Kıbrıs'la paylaşım tezi uzerinden Kıbrıs'ın guneyinde ilan edilmiş Rum parselleriyle ortuşen bolgedeki hak iddia taleplerinin Yunan adalarıyla ilgili emsal teşkil etme boyutu bulunduğunun altını çizdi:

"Turkiye'nin uzun yıllar resmi politikası Kıbrıs açıklarında çıkan enerji kaynaklarının yarı yarıya paylaşımından geçiyordu. Biz iki toplumlu ulkede nerede ne bulursanız bunu yarısı Turk toplumunundur teziyle bugune kadar geldik. Ancak son donemlerde gerek Turkiye'nin Kuzey Kıbrıs ile imzaladığı kıta sahanlığı anlaşması gerekse Kuzey Kıbrıs'ın guneyde ilan edilmiş Rum parselleriyle ortuşen bolgelerde hak iddia talepleri ve buna yonelik haritalarla ortaya çıkmış olması başta Yunanistan olmak uzere Kıbrıs'ta şu soruyu gundeme getirmeye başladı. 'Siz burada adaların kıta sahanlığından ya da Munhasır Ekonomik Bolgelerinden mi bahsediyorsunuz? Eğer durum bu noktaya gidecek olursa o zaman Akdeniz'deki bazı Yunan adalarıyla ilgili, bunu kişisel eleştiri olarak da konuyla ilgili araştırmalara dayanarak soyluyorum, bu yarın emsal teşkil edecek bir boyut taşıyacak bize. Akdeniz'deki Yunan adaları açısından soyluyorum."

' CUMHURBAŞKANIMIZIN İFADESİNİ 30 SENEDEN BERİ SÖYLÜYOR VE BİLİYORUZ'

Ankara'nın BM Deniz Hukuku sozleşmesine taraf olmamasının temelinin adaların ana kara parçaları gibi başlıklardan yararlanmasına karşı duruşu olduğunu anımsatan Sezer, itiraz edilen orneklerden hareketle Kıbrıs'ta kıta sahanlığı ile ilgili çizimler yapılarak bir yere varılamayacağını da vurguladı:

"Turkiye'nin zaten Birleşmiş Milletler Deniz Hukukuna taraf olmamasının temeli 1982'den beri adaların da ana kara parçaları gibi deniz hukuku ile ilgili başlıklardan yaralanmasına olan karşı duruşunuz. Bu Ege'de 2000 adanın olduğu bir deniz bir defa dunyada yok, bu kadar çok ada yok. Her adanın kendine ozgu bir karasuyu, her adanın kendine ozgu bir bitişik bolgesi altta kıta sahanlığı ustte fır hattı olduğu zaman Turkiye Ege'de hiçbir yere açılamıyor zaten. Hat soluk kalıyor, bu bizim yeni bir soylemimiz değil. Cumhurbaşkanımızın ifadesini biz 30 seneden beri soyluyor ve biliyoruz. Evet biz Ege'de hapsediliyoruz ve kabul edilemez bir durum bu. Biz burada karşı çıktığımız ornekleri getirip eğer Kıbrıs'ta kıta sahanlığı ile ilgili çizimler yaparak hak iddia talebinde bulunmaya kalktığımızda bir yere varıp varmayacağımız ayrı bir konu, zaten belli parsellerde hak iddia etmediğimiz ortaya çıkıyor. Örneğin 10 numaralı parselde hak iddia etmiyoruz. Mesela 11 numaralı parselde hak iddia etmiyoruz. 4 numara var Lubnan ile, 8 numara var İsrail ile. Bu da Kıbrıs'ın uluslararası hukuka muracaat etmesi, uluslararası anlaşmaları gundeme getirmesi sonucunu doğuruyor.

' SONDAJ YAPILMASI İÇİN ZIMNİ BİR ANLAŞMA MI VAR?'

Kıbrıs için muzakerelerde eğer çozum sağlanırsa aynı sorunların yine gundeme taşınacağını da soyleyen Sezer, diğer yandan bolgenin çok uluslu şirketlerin oyun sahası haline geldiğini belirtti. Bu şirketler arasında Ankara ile son donemde yakın temasta olan ExxonMobil ve Katarlıların da bulunduğunu anımsatan Sezer "Bu sularda sondaj yapılmasıyla ilgili acaba zımni bir anlaşmamı var sorusu da aklıma geliyor" vurgusu yaptı:

"Bizim Kıbrıs ile ilgili pozisyonumuz genel altı başlık etrafında goruşuluyor. Bunlardan biri işin garip tarafı toprak paylaşımına yonelik bir başlık. En az yuzde 28 en fazla 29 kusur olacak bir noktaya kadar burada onemli bir adım atıldı. Merhale kaydedildi. Biz bugun Kıbrıs ile ilgili, perspektifimizde ne kadar ısrarcı veya ne kadar haklı olursak olalım yarın adada bir çozum sağlandığında o yonetimle de aynı sorunları yaşayacağız. Yani ya soydaşlarımız yerine taviz veriyoruz deyip geri adım atacağız ya da yeni Kıbrıs ile bu surtuşmeye devam edeceğiz. Sonuçta, bugun 10 numaralı parselde Guney Kıbrıs'ın yapacağı sondaj çalışmaları ile eğer ekonomik anlamı olan bir takım şeyler ortaya çıkarsa bu Kıbrıs sorunu çozulduğunde aradaki soydaşlarımızın menfaatine yonelik bir gelişme olacak. Hak iddia etmesini istediğimiz Mısır'ın boyle bir talebi yok. Maalesef o parseller Fransız, İtalya, Amerikan çok uluslu şirketlerin oyun sahası haline geldi. 10. Parselde ruhsat sahibi iki şirket var. O kadar garip bir durumla karşı karşıyayız ki bugun muhalefette ya da muhalefetin herhangi bir partisi ya da koşe yazarı da tartışmıyor. Bu şirketlerden biri olan ExxonMobil'in eski genel muduru aynı zamanda ABD'nin eski dışişleri bakanı Turkiye'de uç saat baş başa goruşme yaptı kısa bir sure once. Katar ile ilişkilerimizin boyutunu anlatmamıza gerek yok. Bu sularda sondaj yapılmasıyla ilgili acaba zımni bir anlaşmamı var sorusu da aklıma geliyor."