Özet (TL;DR) @ 2018-11-04 08:19:08.021657: Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nun ilk mezunlarındandı. 40 yılı aşkın meslek hayatında TRT, Anadolu Ajansı, atv, Star, CNN Türk’te önemli görevler üstlendi ve bugün her birini yakından…
Babam oldu. Son bir senedir çok hastayken bu anı duşundum. Babamın olumu uzerine ne derim, ne olurum, nasıl anlatırım, anlatmak ister miyim ya da anlatacak bir şey kalır mı?
Babam, 'kurtuldu' turu gitti. Bu bize bir teselli oldu. Tatlı arkadaşlarımız, ne soyleyeceğini bilemeyen başsağlığı mesajları oyle dedi. Bence babam zaten gucu olsa çat diye kendini oldurmek isterdi. Başkasına bir saniyecik yuk, azıcık muhtaç olmak, uzuntu vermek en buyuk korku ona.
Yıllarca beraber çalıştığı guzel 'çocukları' ta Bodrum Gundoğan Koyu mezarlığına geldiler, en sıcak anılarını anlattılar; tahmin etmediğim, onun da hiç beklemediği içtenlikle, kalbimiz parçalanarak uğurladık.
Kalbim parampar ça...
Ama ben donup donup hırkasına, kahve fincanına, delikleri aşınmış eski saatine uzuluyorum. Gozlukleri sehpada yalnız yalnız durdukça içim parçalanıyor. Gokyuzu azıcık puslu olduğunda onun gibi "Ne guzel uyku havası" diye salyangoz gibi kıvrılmak istiyorum. Sonbaharları nasıl çaktırmadan sevdiğini, sıcak bir çorba içmeyi hiçbir şeye değişmeyeceğini duşunup bulutlara uzuluyorum.
Sonra guneş açınca Ege'nin guzelliğine her sabah, oğlen, akşamustu şukredişini, yıldızlarla rakı sofralarını, ay batarken huzunlu şarkıları hatırlıyorum. Kulağımda bir şeyler çınlıyor. Hep yumuşak, sonsuz sevgi dolu ismimi soyleyen bir ses, bazen neşeli, heyecanlı; bazen evham, keder dolu.
Belki zamanla daha berrak hatırlayacağım. Bana dunyaları açan, hayatın ne buyulu, bir Marquez romanı gibi mucizelerle dolu olduğunu oğreten babam… Nazım Hikmet şiirleri, Ahmet Kaya, yepyeni pop şarkıları, hayalperest manzaralar, ufuk çizgisindeki ozgurluk, dunyanın akıl almaz surprizleri, tek bir çekirdek kalmadan titizlikle ayıkladığı karpuzlar, şeker gibi yaz akşamları, gunbatımları ve kasvetli Ankara geceleri... Hepsinden uzun uzun ve omur boyu kederleneceğim.
Bana 'hayat'ı oğretti
Bana oğrettiği en kıymetli şey, aslolanın hayat olduğu. Hayatın hep tum ihtişamıyla devam ettiği. Butun talihsizlikler ve acılar evimizin onunde coşkuyla buyuyen begonvillerin, buyuk bir telaşla uyanan Bomonti sokaklarının, gıdıklayınca tum neşesiyle gulen çocukların, koynumuza sokulan kedilerin ve tuttuğumuz takımın son dakika golunun onune geçemez.
Delice, kalbim paramparça babamı ozluyorum. En buyuk aşkımı, çocukluğumu, huzurumu, kalbimin kallavi bir parçasını Bodrum'a gomdum.
Cennete, 'nur içinde'lere, 'yukarda bir yerler'e inanmıyorum. Bence içime uçsuz bucaksız bir cennet bıraktı. Rakı içeceğiz, kısacık omrumuzun değerini bileceğiz, guzel annemin her rezil anda bile rujunu surduğu gibi kuyruğumuz dik, efkara da neşeye de sarılıp sarılıp yaşayacağız.
Canımın içi babam şimdi tam yanımdaki sandalyesinden ufka bakarken oyle istemez miydi? Bana oyle geliyor ve boyle kapkara bir boşlukla ancak bahçedeki mandalina ağacının bu sene çok meyve vermesine sevinerek filan baş edilir.
İnsan zaman zaman olecek gibi oluyor, bırakıp gitsin, mesela sırtustu yuzerken boğuluversin istiyor. Ama babam; tatlı, iyilik dolu, kadife gozlu babam bana bu şahane dunyayı her şeye rağmen sevmeyi, inandığın şeyler için direnmeyi oğretti. Öyle olsun, kalbim azcık durulsun.
Hoşça kal babacım. Seni ne kadar, ne kadar, ne kadar seviyorum haberin yok... _ Gazeteci ve televizyoncu Ali K ırca, geçen hafta aramızdan ayrılan kadim dostu ve iş arkadaşı, duayen gazeteci Baki Şehirlioğlu'nu yazdı.
BAK İ...
_
Bu kubbede hoş bir sadadan daha fazlasıydı Baki...
Çoğu ne yazık ki geride kalan, neredeyse unuttuğumuz birçok değeri ve inancı, tek bir kişinin ismiyle anlatmak mumkun olabilir mi?
Baki Şehirlioğlu oydu işte...
Sağduyu... Hoşgoru... Empati... Ve vicdan...
Onun yarım asra yakın suren gazetecilik mesleğine dair değerlerinden soz etmiyorum.
'İnsan' olmaktan soz ediyorum.
Ama zaten bunlar olunca yalnızca iyi insan olunmaz, iyi gazeteci de olunurdu.
Gazetecilik okullarında kitaplar dolusu bilgileri aktarmadan once, işe bu değerleri anlatarak başlamak gerekirdi belki de...
Baki Şehirlioğlu bunları yalnızca 'oğrenen ve oğreten' değil, tum yaşamında içselleştiren, çok sevgili arkadaşım ve televizyon macerasındaki yoldaşımdı benim...
Şimdi buğulanan gozlerimizin onunden film şeridi gibi akan goruntulerden gulumseten, huzunlendiren karelerle hatırlıyorum onu...
Her zamanki muzip bak ışlarından birini fırlattı ve…
Çok kişi bilmez; yılların parlamento muhabiri Baki, 80'lerde, TRT'de 'Spor Haberleri'nin başındaydı.
Bense 'TV Haberleri'nde, dış haberlerle dunyayı anlamaya ve anlatmaya çalışıyor, bir yandan da Avrupa Yayın Birliği'yle (EBU) haber alışverişini koordine ediyordum.
Masamdaki telefonu kaldırdığımda sesi her zamanki sakinliği ve dinginliğindeydi: "Hazırlan!" dedi, "Gidiyoruz!"
"Nereye?" dedim şaşkınlıkla...
"Los Angeles Olimpiyatları"na...
Bir ay kadar sonra Los Angeles Havaalanı'na inen ve her biri alanında usta, sekiz kişilik TRT ekibinin içindeydim. Arkadaşlarımız yayınları anlatacak, bense EBU'yla koordinasyonu ustlenecektim.
Hayatımızın en ilginç ve renkli deneyimlerini yaşamanın başındaydık.
Kentteki bir suru Holiday Inn oteli arasında, kalacağımız otelin adresini karıştırmaktan daha odalarımıza yerleşir yerleşmez her birimizin telefonuna bırakılan Asala'nın tehdit mesajlarına, Olimpiyat Komitesi'nin ofisimize koyduğu ve hayatımızda ilk kez tanıştığımız bilgisayar monitorlerine meraklı ve şaşkın gozlerle bakmaktan paylaştığımız zafer ve yenilgi haberlerinin sevinci ve kederine kadar... Pek çok hatıra...
Ama benim için 'surprizin buyuğu' heybedeydi daha:
Oyunların sonuna doğru ofise girdiğimde Baki elindeki yayın planını uzattı: "Bugun oğleden sonra ritmik jimnastik finalleri var yayın akışımızda" dedi, yine her zamanki sakin haliyle...
"Yani?" dedim.
"'Yani'si şu ki, anlatacak adamımız yok. Komite işleri karıştırdı, finaller çakıştı, ekipteki herkesin kendi yayını var!"
Sonra her zamanki muzip bakışlarından birini fırlattı.
"Aklından bile geçirme!" diyecektim ama... O, çoktan benim anlatmama karar vermişti bile...
Bir yol g osteren çıkar, denemekten niye korkalım…
'Çozumsuz' diye bir şeyi tanımıyordu. Daha sonra yıllar suren kader ortaklığımızda, en zor zamanların çıkmaz sokaklarından birlikte çıkabileceğimizi o gun anlamıştım. Panik, yayıncılıkta 'butun başarısızlıkların anası'ydı ve Baki'nin hayatında paniğe yer yoktu.
Yayına altı saat vardı ve ritmik jimnastik yalnızca benim için değil, herkes için yabancı bir daldı.
Turkiye'de spor yayıncılığında yeri asla doldurulamayacak rahmetli Kenan Onuk kendi yayınına hazırlanıyordu:
"Kenan kardeşim!" dedim, "Yetiş!"
"Valla, bana her şeyi sor, bunu sorma!" dedi.
Çaresiz, elimde kuralları anlatan kitapçıklarla salonun yolunu tuttum. Daha once de yazmıştım bu anıyı: Orada komşu yayın kabininde rastladığım İsviçreli, 'ak saçlı' bir bilge yayıncı yetişti imdadıma... "Kuralları boş ver!" dedi, "bu işin felsefesi var, ondan bahset anlatırken..." Sonra da yanıma oturup bir saat kadar çok değerli, şaşırtıcı ve anlamlı bilgiler aktardı.
Yayından donduğumde Baki'ye 'ak saçlı bilge'den soz ettim. "Tamam işte!" dedi aynı sakinlikle, "Her zaman bir yol gosteren çıkar, denemekten niye korkalım!"
Sonra ekledi: " Soyledim sana, panik yok!"
Birkaç yıl sonra TRT'de Haber Dairesi Başkanlığı'na getirildiğimde, ilk aradığım Baki oldu elbette: "Yeni bir yolculuğa çıkıyorum Baki, desteğine ihtiyacım var!"
Birkaç gun duşundukten sonra aradı: "Ne zaman başlıyoruz?"
Yalnızca omuz başımda ustlendiği Haber Mudurluğu değil, 15 yıl surecek 'kader ortaklığımız' da başladı o gun...
Birlikte, TRT haberciliğinde pek çok anlayışı değiştirdiğimiz kısa ama guzel bir macera oldu yolculuğumuz...
En p ırıltılı TV habercileri onun guvenli şemsiyesi altında
Yine çoğu kişinin bilmediği bir 'sayfa' dan da bahsedeyim: 'Yedinci Sayfa'.
Baki, bir yandan Haber Mudurluğu'nu surdururken, cumartesi oğleden sonraları yayımladığımız bir programı da hazırlayıp sunmaya başladı.
TRT'nin o gune kadar denemediği formatta bir sohbet programıydı bu... Gundemdeki unlulerle samimi, sıcak soyleşiler... TRT'nin ilk 'talk show'uydu belki de, farkı gunduz saatlerinde yayımlanmasıydı.
Baki'nin ilk program konuğu mu?
Ekranlarda, belki de kendini ilk kez bu programla anlatan ve yıldızı giderek parlayan Hulya Avşar...
Ve yıllar sonra artık herkesin bildiği ve gıptayla hatırladığı ATV yolculuğumuz...
Washington macerasının ardından ATV Haber'in başına geçtiğimde ilk aradığım, yine ve elbette Baki oldu.
Özel kanalların yukseliş yıllarıydı, ATV ise daha yolun başında ve arayış içindeydi.
İstanbul'da bir kafede buluşup ATV'nin Ankara temsilciliği için goruştuğumuzde, mekanda fonda Levent Yuksel, 'Med Cezir'i soyluyordu.
"İşte boyle, şarkıların yureklerin kabarttığı gibi bir bulten yapalım!" dedi. Öyle de oldu.
Kısa surede, Ankara'da inanılmaz bir ekip oluşturduk. O gunlerin ve başkentin en pırıltılı TV habercileri, 'Baki Abi'lerinin guvenli şemsiyesi altına koştular.
Tayfun Talipoğlu, Çiğdem Anad, Gurkan Zengin, Erhan Karadağ, Murat Çelik; sonraları Mirgun Cabas, Şirin Payzın, İrfan Değirmenci ve daha niceleri...
Yalnız ulke gundemini sarsan haberlere imza atmakla kalmadılar, hiç mezun olunmayan bir okulun da oğrencisi oldular. Çunku her gun yeni bir şey oğrendiler.
Kime sorsanız, Baki Şehirlioğlu'nu yalnızca ATV'nin Ankara temsilcisi değil, o buroda, TV haberciliğine sayısız oğrenci yetiştiren bir 'başoğretmen' olarak hatırlar.
Öğrencilerinin ise hep 'Baki Abi'leri olarak kalmıştır o... Yalnızca onların mı?
Başkentin siyaset koridorlarından gelip geçen ve hemen her siyasal partiden politikacılar, milletvekilleri, bakanlar için de, her zaman saygı duydukları bir 'ağabey'di o...Yaşları daha buyuk olanlar içinse adını nezaketle andıkları 'Baki Bey'...
Sonuçta butun politik kimliklerin, adını saygıyla hatırladığı bir gazeteciydi o...
Sa ğduyu, hoşgoru, empati ve vicdandı o...
Her şeye veda edip Halikarnas'ta sığındığı o huzur akşamlarında, geriye baktığında -bırakın duşmanlığı- onun hakkında 'kem soz' soyleyen bir tek kişinin bile olmaması en buyuk zenginliğiydi.
Sağduyu, hoşgoru, empati ve vicdandı o...
Onun zenginliği, mesleği bıraktığında hepimizin yoksunluğu oldu.
Yitip giden guzel zamanların ardından, "Baki'yi kaybettik!" haberini aldığımızda derinden hissettiğimiz şeyse yalnızlık duygusuydu.
Şu kederli yalnızlığımız...
Bu kubbede bir hoş sadadan fazlasıydın Baki...
Şimdi biraz daha sessiz, biraz daha azalmış, biraz daha yalnızız eskisinden...
Kulağımda o uzun yolculuğa başlarken dinlediğimiz 'Med Cezir' şarkısı...
Bodrum'da sonbahar ruzgarı esiyor usuldan...
Ne desek boş...
Baki de yok artık...
"Panik yok!" dediğini duyar gibiyim bir yerlerden...
Nasıl olmasın Baki?
Yolculuğumuza eşlik eden o şarkı da, gidişinle içimizde parçalanıp kırıldı sanki...
Şimdi hayatın ve omrumuzun 'cezir zamanı'ndayız.

Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.