Özet (TL;DR) @ 2018-10-30T06:01:17.000Z: Dünyada tüketilen sofra tuzlarının yüzde 90'ının mikroplastik içerdiğinin belirtilmesi, Çukurova Üniversitesi’nden Dr. Sedat Gündoğdu’nun araştırmasına göre de Türkiye’de satılan 16 markanın sofra…
Mikroplastikler in, yani 5 mm'den kuçuk plastik parçacıklarının deterjanlar, yuz temizleme urunleri, giysiler, diş macunları gibi çok sayıda urunde olduğu biliniyor. Son yıllarda yapılan çalışmalar mikroplastiklerin içme sularında da olduğunu gosterdi. BBC Turkçe, geçen hafta, 6 kıtadan 16 ulkede uretilen 39 marka deniz, kaya ve gol tuzunun 36'sında mikroplastik parçacıklarına rastlandığını duyurdu. Yine geçtiğimiz hafta sonuçları açıklanan Avusturya kaynaklı bir pilot araştırma ise insan dışkısında mikroplastik bulundu ğunu ortaya koydu. Viyana Tıp Üniversitesi ile Avusturya Çevre Dairesi tarafından yapılan araştırmada, farklı ulkelerde yaşayan 8 denekten alınan gaita (dışkı) orneklerinde mikroplastik bulundu, yani bu araştırma; mikroplastiklerin artık insan vucudunda olduğunu da kanıtladı.
" TÜRKİYE'DE SATILAN 16 MARKA TUZDA PLASTİK PARÇALARI BULUNDU"
Çukurova Üniversitesi Su Ürunleri Fakultesi Su Ürunleri Temel Bilimleri Bolumunden Dr. Sedat Gundoğdu tarafından Mart 2018'de Food Additives and Contaminants'da yayımlanan araştırmaya gore, Turkiye'de satılan 16 markanın sofra tuzu ornekleri incelendi ve orneklerin hepsinde mikroplastik tespit edildi. Yeşil Gazete'den Ayşe Bereket'in haberine gore, en fazla mikroplastiğe deniz tuzunda rastlandığını, dolayısıyla denizlerdeki plastik kirliliğini de gozler onune seren bu araştırma, Turkiye'de satılan sofra tuzlarındaki mikroplastik kirliliğinin boyutunu ortaya koyan ilk çalışma. Yani Dr. Sedat G undoğdu'nun araştırması, hem vucudumuzun ihtiyacını almak hem de yemeklerimizi daha lezzetli hale getirmek için kullandığımız tuz ile birlikte plastik parçacıkları yuttuğumuzu gosterdi.
Peki sofra tuzlar ında gorulen bu mikroplastikler insan sağlığını nasıl etkiler, vucutta ne gibi değişiklikler yapar ve hangi mekanizmalar uzerinde etkili olur? Ntv.com.tr'ye konuşan İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakultesi İç Hastalıkları Ana bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Erk , fitalat, bisfenol A, alkil fenol gibi plastiklerde kullanılan maddelerin sağlık için buyuk tehdit içerdiğini vurguladı, bunların obezite, insulin direnci, diyabet, kanser, astım, doğum kusurları, ureme ve sinir sistemi bozuklukları ile ilişkilendirildiğini soyledi.
PLAST İKLER SUYA VE BALIKLARA, BALIKLARDAN DA İNSANLARA GEÇİYOR
Fitalatların plastik urunlere esneklik kazandırmak için kullanılan kimyasal maddeler olduğunu belirten Dr. Erk, kozmetiklerde, kişisel bakım urunlerinde, oyuncaklarda, deodorantlarda, hava temizleyicilerde, şampuan ve losyonlarda hatta ilaç ve takviyelerde bile kullanılabildiğini ve çok geniş bir kullanım alanı bulunduğunu soylediği fitalatların zararları ile ilgili şu açıklamayı yaptı:
" OKYANUSLAR MİLYONLARCA TON PLASTİK ATIKLA KİRLETİLDİ"
"Dunya Kanser Ajansı fitalatları muhtemel kanserojen olarak nitelemiş ve bazı fitalatlar 2005'de yasaklanmıştır. Yasaklanan bisfenol A'nın yerini daha guvenli olduğu için bisfenol F ve bisfenol S almıştır. Ancak bu bileşiklerin de en az bisfenol A kadar toksik olduğu zaman içinde anlaşılmıştır. Alkil fenol bileşikleri bazı tarım ilaçlarının imalatında da kullanılır. Yani bu bileşiklere gıdalar yoluyla da maruz kalabiliyoruz. Gorulduğu gibi plastikler her yerde ve bunlardan kaçış çok zor. Okyanuslar milyonlarca ton plastik atık ile kirletilmiştir. Plastik toksik maddeler suya ve balıklara, balıklardan da insanlara geçiş yapmaktadır. Yani plastik kimyasallar sulara, oradan balıklara ve bu suları tuketen hayvanlara, nihayetinde de insan vucuduna yerleşmektedir.
OBEZ İTEDEN KANSERE, SPERM SAYISINDA AZALMADAN ASTIMA…
Bisfenol A, alkil fenol, fitalat gibi plastikler in vucutta yol açtığı etkiler çok iyi bilinmektedir. Bu plastikler yağ hucrelerinin oluşmasına ve genişlemesine, obeziteye, sperm sayısının azalmasına, prostat tumorlerinin oluşmasına, goğus dokusunun buyumesine, astıma, norolojik hastalıklara ve diğer kanserlere yol açabilmektedirler. Plastikler kadınlık hormonu ostrojen gibi etki ederek yağ hucrelerinin sayısına ve içerdikleri yağ miktarını arttırırlar. Ayrıca, beyindeki açlık ve tokluk merkezlerini etkileyerek bazal metabolizmayı yavaşlatarak etkili olmaktadırlar.
" MİKROPLASTİKLERİN AKCİĞER DOKUSUNDA BULUNDUĞU SAPTANMIŞTIR"
Mikroplastik maddelerin ise insanda ne tur etkilere yol açtığı tam olarak bilinmemektedir. Fakat etkilerinin olumsuz olduğu duşunulmektedir. Hayvan deneylerinde bu maddelerin kan dolaşımına geçerek karaciğer, bobrek, bağırsaklar ile beyinde yoğunlaştığı ve bu dokularda oksidatif strese, yangıya yol açtığı saptanmıştır. İnsanda da bu mikroplastiklerin ozellikle akciğer dokusunda yoğun olarak bulunduğu saptanmıştır."Plastikler nerede varsa mikroplastiklerin de orada bulunduğunu, doğaya bırakılan herhangi bir atık maddenin sonuç olarak hava, su ve besinler yoluyla insan vucuduna geri donduğunu soyleyen Prof. Erk, hayvansal urunlerden ozellikle balık, et ve sut urunlerinde mikroplastik maddelerin bulunabildiğini aktardı.
" TUZDAKİ MİKROPLASTİKLERİ TÜKETİCİNİN ANLAMASI MÜMKÜN DEĞİL"
Tuzdaki bu maddeleri tuketicilerin anlamasının mumkun olmadığına işaret eden Prof. Erk, "Tuzun etiketinde hangi maddelerin ne kadar bulunduğu mutlaka belirtilmelidir. Aynı zamanda bu tur mikroplastiklerin var olup olmadığı kayda geçirilmelidir. Tuzun içinde bulunduğu ambalajın nelerden yapıldığı da ayrıca etikette yer almalıdır. Tuketici dernekleri ve ilgili universiteler, zaman zaman bağımsız ve bilimsel kuruluşlara tuz analizleri yaptırmalı, sonuçlar kamuoyuna duyurulmalıdır" şeklinde konuştu.
Prof. Dr. Osman Erk
PLAST İKLERİN SAĞLIĞA ETKİLERİ KAÇ YIL SONRA ORTAYA ÇIKAR?Bu maddelerin insan sağlığı uzerindeki olumsuz etkilerinin zaman içerisinde gorulebildiğini aktaran Erk, "Akut ani başlayan bir etki soz konusu değildir. Özellikle anne karnındaki bebekler, çocuklar ve hamilelerin daha fazla etkilenmeleri mumkundur" dedi, tuz satın alırken ve tuketirken nelere dikkat edilmesi gerektiği konusunda şunları soyledi: "Tuz genellikle deniz ve gol sularının buharlaştırıldıktan sonra yuksek basınç ve ısı altında kristalleştirilmesi ile ortaya çıkar. Daha sonra renk değişikliği yapmak için, topaklaşmayı ve kurumayı onleyerek akışkanlığı sağlamak için katkı maddeleri ilave edilir, iyot ve florur katılır, içindeki diğer mineraller ve iz elementler uzaklaştırılır. Bu anlamda tuz işlenmiş rafine ve kimyasal urundur, diğer rafine gıdalar gibi sağlığa zararlıdır. Gunumuzde daha çok iyot kaynağı olarak tuz tuketilmektedir. Koruyucu ve antimikrobik ozelliklerinden dolayı işlenmiş gıdalar bol miktarda tuz içermektedir. İlave tuza gerek yoktur. Gıdaları lezzetlendirmek için tuz yerine çeşitli renkteki baharatları kullanmak uygun olur. Tuz sıcaktan, ışıktan, nemden, havadan etkilenir. Tuz ambalajları kapalı tutulmalıdır, çunku içindeki iyot buharlaşabilir. Eğer yemeklere tuz ilave edilecekse yemek pişmeye yakın olduğunda az miktarda tuz ilave edilebilir.
TUZ V ÜCUT İÇİN NEDEN GEREKLİ?
"Sağlıklı tuz var mı? Bazı uzmanlar kristal kaya tuzunun sağlıklı olduğunu ve onun tuketilmesi gerektiğini soyluyor, sizin bu konudaki goruşunuz nedir, kaya tuzu mu, deniz tuzu mu, hangisi daha sağlıklı?" şeklindeki soruya Prof. Erk'in yanıtı ise şu şekilde:"Tuz vucut için gereklidir. İnsan kanında ve hucre sıvılarında belirli konsantrasyonda tuz olmalıdır. Besinlerin emilmesi ve hucrelere taşınması için tuz gereklidir. Suyun damar içinde tutulması, sinir iletileri ve kasların kasılması için de tuza ihtiyaç vardır. Tuz ayrıca besinlerin hucre içine girişini kolaylaştırır. Bu nedenle gunde 3-5 gram tuza ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç için dışarıdan tuz alınmasına gerek yoktur. Başta sebze, meyve, tahıl, baklagiller ve kuruyemişler olmak uzere bitkisel besinlerde ihtiyaca yetecek kadar tuz bulunmaktadır.
" TUZ FAZLALIĞININ MİDE KANSERLERİNE EĞİLİM YARATTIĞI BİLİNİYOR"
Fazla tuz hipertansiyona, bobrek yetersizliğine, kalp krizine ve felçlere yol açmaktadır. Tuz fazlalığının mide kanserlerine eğilim yarattığı, mideyi tahriş ettiği, midede Helicobacter pylori infeksiyonlarının sıklığını ve ağırlığını arttırdığı bilinmektedir. Tuz fazlalığı ayrıca kemik erimesi (osteoporoz) ve insulin direncine neden olabilmektedir. İnsulin direncinin sonucu ise obezite ve şeker hastalığıdır. Hipertansiyon, kalp damar hastalıkları ve felçlerin en onemli onlenebilir nedenlerinden biridir. Hipertansiyonun en onemli risk faktoru ise aşırı tuz tuketimidir.
KAYA TUZU MU, DEN İZ TUZU MU?
Kaya tuzunun buyuk bir kısmı sodyum klorurdur. Bunun dışında içinde 84 ayrı mineral ve element olduğu soylenmektedir. Bu bilginin teyit edildiği herhangi bir çalışma soz konusu değildir. Bir şeyin doğal olması sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Sağlık Bakanlığı yetkilileri kaya tuzunda atom bombası yapımında kullanılan plutonyum, talyum ve radyum gibi istenmeyen radyoaktif elementlerin bulunabileceğini bildirmişlerdir. Ayrıca 84 adet olduğu soylenen elementlerden sadece 10 kadarının çok az miktarlarda olduğu bildirilmektedir. Tuz sonuçta tuzdur, fazlası kesinlikle sağlığa zararlıdır. Sodyum klorur dışında var olduğu soylenen elementler ise çok çok az miktardadır. Örneğin gunde 3500 mg potasyum alınması gerekir. Kaya tuzunda potasyum oranı en fazla %1 kadardır. Bu hesaba gore potasyum ihtiyacını karşılamak için gunde 350 gram kaya tuzu tuketmek gerekir. Bunun dışında kaya tuzu mağaraları dunyanın birçok yerinde solunum yolu hastalıkları ve alerjik hastalıkları için hastane gibi kullanılmaktadır. Kaya tuzlarının inhale edilmesiyle sağlığa yararlı etkilerin ortaya çıkması mumkun gibi gozukmektedir. Kaya tuzu işlenmemiş, rafine edilmemiş bir tuzdur, içindekilerden emin olunamaz.
" HİMALAYA TUZU FARKLI DEĞIL, MUCİZE YARATMASI BEKLENMESİN"
Himalaya tuzu da aslında bir tur kaya tuzudur. Pakistan'ın Karakurum bolgesinde çıkmaktadır. Rengi içinde barındırdığı demir oksitten dolayı pembedir. Rafine olmamış Himalaya tuzunda %85 kadar sodyum klorur, %15 kadar mineral, element ve diğer katkı maddeleri vardır. Oldukça istismar edilen bir tuzdur. Çok pahalıya satılmaktadır. Rafine olmamış kaya tuzundan farklı değildir, mucize yaratması beklenemez. Fazla demir içerdiği için zararlı bile olabilir."
TBV Başkanı Timur
Erk
DS Ö'NÜN ÖNERDİĞİ GÜNLÜK TUZ MİKTARI 5 GRAM, TÜRKİYE'DE 11 GRAM
Toplumdaki tuz tuketiminin azaltılması için onemli projelere imza atan ve DSÖ'nun, gunde en fazla 5 gram tuz alımını onerdiğini hatırlatan T urk Bobrek Vakfı Başkanı Timur Erk ise son araştırma sonucuna gore Turkiye'de gunluk tuz tuketiminin 11 grama indirilmiş olduğunu soyledi.
Tuzdaki mikroplastiklere de değinen TBV Başkanı Timur Erk, "Mikroplastikler diş macunlarında dahi bulunuyor. Şu anda en guncel çevre sorunu. En buyuk sorun denizler ve okyanuslarda bulunması ve boylece balıklar vasıtası ile tuketim zincirine ulaşmış olmalarıdır. Rafine tuz elde edilen tuzlalarda ve/veya denizden elde edilen tuzlarda bulunması doğaldır. Bu nedenle mikroplastik bulunmayan kaya tuzları tercih edilmelidir" değerlendirmesinde bulundu.Diyetle alınan tuzun kimyasal isminin sodyum klorur olduğunu soyleyen Prof. Osman Erk'in verdiği bilgiye gore, diyet tuzunun %60'ı klor, %40'ı ise sodyumdan oluşuyor. Gunluk tuketilen rafine tuzun %97,5'i sodyum klorur, %2,5'I iyot ve topaklaşmayı onleyen aluminyum hidroksit, kalsiyum karbonat, magnezyum karbonat gibi katkı maddelerinden oluşuyor.
V İDEO: OKYANUSLARDA PLASTİK ALARMI!
Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.