Özet (TL;DR) @ 2018-10-28 08:20:21.711534: Biriyle nasıl arkadaş olunur bilememek, bir şey söylediğinde insanların nasıl hissedeceğini tahmin edememek, rutinler ya da alıştığın eşyalar değiştiğinde bununla başa çıkamamak ve en önemlisi…



Otizmli bir bireyin kaleminden...En onemlisi; kendim gibi var
olabilmek

İsmim; Birsen Başar. 32 yaşındayım, Hollanda'da yaşıyorum. Ben otizmliyim. Otizm, hafifinden ağırına geniş bir yelpazeye yayılan gelişimsel bir bozukluktur. Sosyal zorlukların yanında bazen ciddi oğrenme zorlukları da yaşanan, değişikliklere direnç gosteren farklı bir durumdur. Otizmi ben kendimce tanımlarsam; ben başka insanlarla kıyaslandığında dunyayı daha farklı goruyorum. Yaşıtlarımla arkadaşlık kuramadığım için hep çok zorluk çektim. Ortaokul, lise ve universite yıllarında çok yalnızdım. Teneffuslerde hep yalnız başına oturuyordum. Kendimi bir hayalet gibi gorulmez hissediyordum. Bu sosyalleşme zorluğu eskisi kadar olmasa da maalesef devam ediyor. Konuştuğum insanların o anda neler hissettiklerini ve onlara nasıl davranmam gerektiğini bilemiyorum. Onları rahatsız eder miyim diye duşunuyorum. İnsanlar benim gibi okumuş ve kendini ifade edebilen birinin bunları neden beceremediğini anlamıyor. Duygusal zekayla bilişsel zekayı karıştırıyorlar. Normal zekam yaşıtlarım gibi ama duygusal zekam çok yavaş geliştiriyor kendisini.

Sosyal olmay ı denedim

İnsanların yanında kendimi dışlanmış hissediyorum. Biriyle hemen kaynaşıp sanki yıllardır tanıdıkmışız gibi davranamıyorum. Bu yuzden tanımadığım insanları opmeyi ve onlara sarılmayı sevmiyorum. Diğer insanların bunu çabucak yapması bana tuhaf geliyor. Bazen kendimi aptal gibi hissediyorum. Bir keresinde; bir restoranda ailemle oturuyorduk. Yan masadan "Otizmli çocuklar" dediğini duydum. Merak edip "Otizm mi dediniz" diye sordum. Masadaki kişi "Evet" diyerek bana tuhaf bir yuz ifadesiyle baktı. Ona, "Ben de otizmliyim ve bugun bir seminer verdim. Siz oğretmen misiniz" diye sordum. "Evet. Afiyet olsun" deyip konuşmayı bitirdi. Yemek yerken rahatsız etmemeliydim belki... Yine de daha ilgili davranmasını beklemiştim.İnsanların tepkilerini onceden bilmediğimden bu benim için artık bir şans oyunu gibi oldu. Bazen iyi gidiyor, bazen kotu. Başka insanlar bunu onceden duşunebiliyor. Bir sohbetin gidişatındaki değişik versiyonları hemen o anda kestirebiliyor. Benim beynimse boyle anlarda 'siyah ekran' gibi. Her insan farklı ve hangi çevrede olduğuna gore bile değişebiliyor bu. Tam oğrenmişken çark bu defa başka yeri vuruyor. Otizm teşhisimden itibaren artık beyinlerimizin farklı çalıştığını gorduğumde anladım; ben farklıyım, onun için bu zorlukları çekiyorum. Bunu bilmek beni biraz rahatlatıyor.İnsanlar konuşma tarzımın kaba, duz, monoton ve fazla dobra olduğunu soyluyor. Bir keresinde sınıftan bir kız makyaj yapmış ve bana nasıl gorunduğunu sormuştu. Beğenmediğimden "Cadı gibi olmuş" dedim. Kız bir daha benimle konuşmadı. Halbuki ben sadece sorusuna cevap vermiştim. İnsanların mesajlarını beynimde deşifre etmeye çalışıyorum. Çunku doğrudan konuşmuyorlar. Bunu yaparken bir yandan insanın gozlerine, suratına ve kendi ses tonuma dikkat etmek çok yorucu geliyor. İnsanları çoğu zaman anlamıyorum. Sanki başka dilde konuşuyorlar. Soyleyecekleri şeyi net olarak soylemek yerine mesajın arkasına başka mesaj koyuyorlar. Kendimi ifade edebildiğim için her şeyi anladığımı sanıyorlar. İkisini karıştırıyorlar.Ben beynimde resimlerle çalışıyorum. Telefonlarınızdaki programlarını açık bırakırsanız bunlar şarjınızı bitirir. Bir insan benimle açık bir şekilde konuşmadığında beynimde işte boyle açık bir program kalıyor. Duşunun, nasıl yorucu... Bir de belirsizliklere dayanamıyorum. Mesela seminer olacak mı olmayacak mı? Bana nasıl davranacaklar; iyi mi kotu mu? Soyledikleriyle ne demek istediler, sonunda ne olacak? Hep sorular ve sorular... Bu yuzden, ne dediklerini anlamak için insanlara çok soru sorarım yani beynimdeki o programı kapatmak için. Dunya çok değişken, her gun bir şeyler değişiyor. Duzeni ve her şeyin alıştığım gibi kalmasını çok onemsiyorum. Hep aynı yemekleri yer, aynı markaları kullanır, aynı giysileri giyerim. Eşyalarımı yırtılana kadar kullanırım. Eğer alıştığım bir şey artık yoksa çok huzursuz olurum. Her şey için dakikasına gore onceden hazırlıklıyımdır. Hollanda'daki trenler beni hep deli eder. Hiçbir zaman bir yere tam zamanında vardığım olmaz. O anlarda trende stres içinde otururum. Vardığımdaysa bu stres yuzunden çok yorulmuş olurum. Bazen bir değişiklik olduğunda, bu yeni durum beynimde saatlerce durur ve beni yorar.Otizmli insanlar, ses, koku, gorme, dokunma ve tat gibi uyarılara karşı aşırı duyarlı veya duyarsız olabilirler. Bunun beynin içindeki bağlantılarla alakası var. Bende de var bu hassasiyet. Dokunma ve koku nedeniyle değişiklikleri, orneğin yeni yemekleri denemeyi zor buluyorum. İletişimde goz teması kurmak da gozumun hassasiyeti nedeniyle zor.

Otizmli bir bireyin kaleminden...En onemlisi; kendim gibi var
olabilmek

İ ki otizmli arkadaşım var

Butun zorluklara rağmen lise ve universiteyi bitirdim. Yakında ikinci universite eğitimime başlayacağım. Belediyede memur olarak çalışıyorum ve bunun dışında benim gibi otizmli olan bireylere koçluk ve rehberlik yapıyorum. Onların duşunme tarzını, yani 'otizmce'yi çok iyi biliyorum. Otizm farkındalığı için Turkiye'nin 40 ilinde bulundum. Hedefim 81 ilinde otizm farkındalık seminerleri vermek.Dunyada tek olduğumu, bunun sadece benim başıma geldiğini sanırdım. Meğer dunyada benim gibi insanlar varmış. Hayatımda şu an iki iyi otizmli arkadaşım var. Onlar beni iyi anlar.

Hem otizmli olup hem tum bunları başarmamla gurur duyuyorum. Anne-babalar bazen etiket olur diye korkuyorlar. Olsun. Sanki normal denen her insan gerçekten normal mi? Dunyaya katkı sağlamak için aynı olmak mı lazım? Birçok otizmlinin bu dunyaya katkısı olmuştur halbuki. Örneğin; Einstein, Mozart, Bill Gates, Vincent van Gogh ve tabii ki Temple Grandin. Otizmli insanların kabiliyetlerine bakarak onları o konuda eğitmek çok onemli. En onemlisi de ne biliyor musunuz; kendin gibi var olabilmek. Bu, benim ailelere en buyuk tavsiyem. Çocuklarınızı başka çocuklarla karşılaştırmayın, gerek yok. Kendi olunca daha çok ozguveni gelecektir. Onlara bir şans verin.

Yazımı okuyanlara teşekkur ederim. Sosyal medyadan beni takip edebilirsiniz. Facebook ve Instragram uzerinden canlı yayınlar yapmaktayım. Ve tabii ki kitaplarımı okumayı unutmayın. Turkiye'de 1 milyondan fazla otizmli var, sen de uzatır mısın elini?

KİMDİR? 4 Ocak 1986'da Hollanda, Breda'da doğdu. Öğretmen bir baba ve ev kadını bir annenin çocuğu olan Başar, anaokulu ve ilkokuldan sonra ortaokul ve liseyi beş yılda bitirdi. Avans Hogeschool'da İşletme bolumunu bitirdi. 21 yaşında otizm teşhisi aldıktan sonra 2014'te, Belçika'da otizm uzmanlığı okudu.